Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Funda DURU / HABERTURK.COM

        fundebach@gmail.com

        Geçen sene "İnsan kara bir leke değildir" isimli bir heykel sergisi afişi görmüştüm. İlk fırsatta gidip, gördüm. Bir yerde uzun süre kalamayan ben, 2 saatimi heykellerle konuşarak geçirmiştim (Tabii içimden).

        Düşündüren, sorgulatan bu etkileyici sergiden çıktıktan sonra toplu taşımayla eve dönerken kalabalıktan, omuz omuza durmaktan bunalsam da dokunduğum her insan bir değerdi.

        En azından o gün için yolculuk biraz daha çekilir olmuştu.

        Sistem 50 kişilik otobüse 100 insanı sığdırsa da, her birimiz ayrı bir hikaye ve sonsuz bir bahçeyiz.

        Yorgun dünyada yaşayan birbirinden ayrı ama biraz da aynı bir bütünüz.

        Her birimizin kafasında ayrı müzik çalar, ama müzik hep çalar.

        "İnsan kara bir leke değildir"in heykeltraş Ozan Ünal'daki yansımasını görmek isterseniz 27 Kasım - 14 Aralık tarihleri arasında İstanbul'daki Galeri Selvin'i ziyaret edebilirsiniz.

        O bir sanatçı ve bu topraklarda yaşamaktan gurur duyuyor.

        "SANAT MI SANATÇI MI?"

        Heykelin ve sanatın rönesanstan günümüze kadar olan gelişme sürecini nasıl yorumlarsınız?

        Kısaca söylemek gerekirse Rönesans ve klasik Dönemde sanat eseri yapımındaki mükemmelliyetçilik ve gerçekçilik gibi nedenlerle sanatçıdan daha önemliydi. Değişen toplum düzenleri, yenilikler ve teknoloji derken Özellikle Sanayi Devriminden sonra Modern Sanat süreciyle; sanatçı sanatın önüne geçmeye başladı. Modern Sanatın sonlarında Andy Warhol'un pop-art'ı ise sanatın halkla tekrar buluşmasına yol açtı.

        "HAYATI ESTETİZE ETME İSTEĞİ LÜKSLE ALAKALI DEĞİL"

        Yaşam ve sanat arasındaki bağdan bahsedersek...

        Sanat; sadece tekniklerden ibaret bir iş değildir. Yaşamın içindeki herşey gibi birbirine sıkı sıkı bağlı; değiştiren ya da etkilenip değişen bir kavramdır. Bunun aslında en iyi örneklerinden birini yaşıyoruz. Günümüz sanatına postmodern sanat deniliyor. Bu tanım bize sadece modern sanatın bittiğini anlatır; günümüz sanatına bir isim koymaz. Sanatçının da beraberinde diğer tüm aydın insanlar gibi halkın bilinçlenmesi açısından verdiği uğraşın boşa gittiğini görmesi; “aydınlanma çağı” denen modernizmin aslında hiçbir işe yaramamasının bıkkınlığıdır. . Postmodernizm biraz boşvermişliktir, topluma dert anlatma yerine içsel bir özgürleşmedir aslında. Sanat yaşamı, yaşam da sanatı etkilemiştir yani.

        Heykelin sizdeki dışavurumu, maddeye dönüşme süreci nasıl gelişiyor?

        Hepimiz duygusal ya da ülke olarak bir şeyler yaşıyoruz. Bunun karşılığında kimi arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kimi küfür ediyor, ben de heykel yapıyorum. Aklımdakileri önce çizerim genelde. Demirden yapacaksam eğer mutlaka çiziyorum, ama çamur modelaj yaparken de değişebiliyor. Her zaman da çizdiğimin aynısı çıkmıyor yaparken de eklediğim çıkardığım şeyler olabiliyor.

        "SON DÖNEMDE ÜLKEMİZDE POH POHLANAN BİR CEHALET VAR"

        İş olarak değerlendirdiğimizde Türkiye'de heykeltraşlık nasıl bir iş? Bir heykeltraş nasıl geçinir?

        Heykel, Cumhuriyet dönemiyle Atatürk sayesinde ülkemize gelmiş, Osmanlı'da put olarak düşünüldüğü için yasaktı. Türkiye'de “sanat” çoğu kişi tarafından hala kavramdan ve fikirden çok işçiliğe dayanan bir olgudur. Anadolu'da hala marangoza ve demirciye sanatçı derler, bize demezler. 2000 yılından beri atölyem var. Geçimimi tamamen bu işten sağlıyorum. Maddi olarak da kolay değil. Ancak atölyemizde üretilen dekoratif kaygılı üretimler ve kamusal alanlara yaptığımız işlerle; hem yaşamaya hem de sanatsal çalışmalarıma kaynak yaratmaya çalışıyorum. Sanatsal kaygıyla yaptığım bir işi ayağa düşürmemeye çalışırım ve parayı bulaştırmamaya çalışırım. Dekoratif üretimlerimize sanat eseri muamelesi yapmam. Tasarım eğitimi almış olmak, tanımları doğru yapmak konusunda işimi kolaylaştırıyor sanırım. Sanatsal kaygıyla yaptığım işlere parayı bulaştırmamaya çalışıyorum. Bu şekilde yaklaşınca hayatı dengelemek kolaylaşıyor sanırım.

        TÜM ÜLKELERDEN SEÇİLEN 7 KİŞİDEN BİRİ...

        Ülkemizde sanat hiçbir zaman 1 numara olamadı -ki heykel daha da geri planda kalıyor- siz nasıl heykele yöneldiniz?

        Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde okudum. İki kez bölüm değiştirdim ama en son tasarımı seçtim. Sanatla iç içe bir ortamda büyümedim. Okula öğrenmeye aç bir şekilde girmiştim. Heykeli değil de tasarımı seçme sebebim maddi kaygılardı; böyle görmüştük. Ama böylelikle kendimi daha çok geliştirme fırsatı buldum. Okulda birkaç heykeltraşın yanında asistanlık yaptım ve bu işi çok sevdim. Öğrenciyken Beymen Academia gibi birçok yarışma kazandım. Danimarka'da Türkiye’yi temsil ederek dünyaca ünlü tasarımcılarla çalışma fırsatı buldum. Ofisten çok atölyede mutlu olacağımı fark ettim, ama gördüğüm heykeltraşların üretimleri de değildi istediğim. Tasarımcı gibi bakarken sanat yapmak nasıl olacaktı. Ama sonrasında okulumuzun eğitmenlerinden, nur içinde yatsın, Doç. Ahmet Erinanç sayesinde kafamda çok şey netleşti. Kendi atölyemi açtım ve üretmeye başladım.

        Aynı zaman da zengin ve keyifli bir kültüre de sahibiz, bunun pozitif tarafları eserlerinize nasıl yansıyor?

        Ben eşim kızımıza hamileyken bir hamile bir kadın heykeli yapmıştım. Sonra tam sergim öncesinde bir politikacı "Hamile bir kadının sokakta gezmesi ahlaksızlıktır" dedi ve benim heykelim bir anda başka bir anlam kazandı. "Bu bir ağaç değildir" isimli bir heykelim vardı Gezi olaylarından önce yaptığım, ama geziyle beraber farklı bir anlam kazanmış oldu. Bir sanatçı için çok keyifli, renkli ve verimli bir yer burası. Olduğu gibi tüm farklılıklarıyla bu ülkede yaşananların hepsinin bizim olduğunu kabullenmeliyiz. Evet sanatçının işi zor. Bir yandan Batı’nın Rönesansını hazırlayan etkenleri daha yeni yaşıyoruz. Bir taraftan da artık iletişim var; tüm dünyayla aynı şeyleri paylaşıyoruz. Kendi sanatımızın bunların izinde olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’ye özel olmalı. Karadeniz'in horonunda içi kıpır kıpır olup da, Güneydoğu'nun ağıtında hüzünlenmeyen bir insanı aklıma bile getiremiyorum. Sokakta düğün oluyor, hem Balkanların “damat”ını çalıyorlar, hem de doğunun “lorke”sini. Bir gün sadece bunu işleyen bir sergi amaçlıyorum.

        "SANAT BİR BÜTÜNDÜR"

        Başka sanat dallarıyla ilginiz var mı?

        Plastik sanatların hepsine ilgim var. Grafik, seramik de resim de çok sevdiğim sanat dallarındandır. Hepsine el atmışlığım var. Bütün sanatlar birbirinin içine girdi zaten artık. Müziği çok severim. Anadolu'daki bütün etnik müzikleri de çok severim, halk müziğini de çok severim. Tiyatro da çok etkilendiğim bir sanat dalıdır.

        Yurtdışına açılma planınız var mı?

        Var, ama henüz somut bir şey yok. Contemporary İstanbul'da bazı yabancı galerilerle tanıştık, ilgilendiler. Önümüzdeki dönemlerde gündemimde olan bir konu...

        "İNSAN, RAKAMLARDAN ÇOK DAHA FAZLA ŞEY İFADE EDER"

        "İnsan kara bir leke değildir" serisinin sizdeki kelimelerle olan anlamı nedir?

        Özetle, her bir insanın aslında tek başına özel bir varlık olduğunu... İnsana önem vermezsen hiçbir şeye önem vermezsin. "Maden kazasında 301 kişi öldü, Sivas'ta 33 kişi yaktılar" cümlesindeki sayıların her biri birer insan ve birer hikaye; annesi, babası, çocuğu, aşkları... Rakamdan çok daha fazla şey ifade eder insan. Benim için insan Yaradan'ın tek tek üzerine uğraştığı birer değerdir. Bu sayılar beni çok rahatsız ediyordu ve çıkış noktası bu oldu. Hep bir sınıfın içinde olma zorunluluğunda bırakılıyoruz. Kapitalizmin getirdiği bir şey bu; her şeyi seri üretiyorlar ve satmak zorundalar. İnsanları aynıyı tüketme bilincine getiriyorlar ve adına evrenselleşme diyorlar. Git gide önce kendine özgülüğümüzü kaybediyoruz sonra da yerelliğimizi. Standartlaşmaya başlıyoruz ve asimile olmaya başlıyoruz. Aynılaşırsak nasıl kültür paylaşımında bulunabiliriz?

        Heykel yaparken hangi malzemeleri kullanırsınız?

        Çamurla modelaj yapmayı çok seviyorum. Demirle son üç senedir çalışıyorum ve çok seviyorum; bu malzemede kendime özel bir dil buldum sanki. Ağaç yontmak da hoşuma gidiyor ama çıkarmak kafada farklı bir matematiktir; ben daha eklemeciyim sanırım. Ahşabı genelde destekleyici olarak kullanıyorum.

        Tekrardan dünyaya gelseniz, hangi ülkede doğmak isterdiniz?

        İleri de insanlar beraber daha güzel yaşamanın yolunu bulacak; bulmak zorundalar. Belki sınır diye, ülke diye bir şey olmayacak. Ama şu an için; yine Türkiye'de hatta mümkünse İzmir'de doğmak isterdim. Avrupa'nın da güzellikleri var elbette dünyanın diğer birçok yeri gibi ama hiçbir zaman buradan daha yakın hissetmedim. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyor olmaktan gurur duyuyorum. Bizi ayırmaya ve bölmeye çalışan hiç kimseyle de işim olmaz.

        Sizce gelmiş geçmiş en büyük sanatçı kim?

        Tek bir isim söyleyemem, ama klasik sanatta, Gian Lorenzo Bernini, Michelangelo; modern heykelde, Alberto Giacometti; bu dönemden ise Anish Kapoor’u sayabilirim herhalde. Contemporary İstanbul'da yine çok beğendiğim Federico Severino ile tanıştık, sohbet etme imkanımız oldu, çok keyifliydi. Javier Marin var bir de günümüzün Michelangelo'su diyebilirim. Bu arada okula Salvador Dali hayranı olarak girdim, Rene Magritte hayranı olarak çıktım. Picasso’ya da değinmeden geçilmez. Türk Heykeltraşlardan Kuzgun Acar ve İlhan Koman da benim için iyi bir yol olmuştur.

        Gelmiş geçmiş hangi sanatçıyla, hangi eseri üzerine konuşmak isterdiniz?

        Tek bir eserden bahsetmesem de şöyle desem: Bauhaus’un kurulma aşamasında bir şekilde bulunmak; o tartışmaları izlemek; dahil olmak; hiç farketmez öğretmen ya da öğrenci olmak isterdim. Bu da hayran olduğum birçok sanatçıyla birlikte olmak ve yaratım süreçlerini incelemek demek olurdu.

        "Türkiye'de heykeltraş olmak..." cümlesini nasıl bitirirsiniz?

        Bazen çok eğlenceli bazen de zor. Dedim ya; burada çok malzeme var.

        Önümüzdeki sergi programınız nasıl?

        27 Kasım - 14 Aralık'ta İstanbul'da Galeri Selvin'de sergim olacak. Ocak ayında Ege Bölgesi Görsel ve Plastik Sanatlar Derneği’nin “Tabu” konulu karma sergisinde olacağım. Ayrıca kış sonunda İzmir Alsancak No2 Galeri’de yeni çalışmalarım sergilenecek. Şu anda bildiklerim bunlar.

        ÖNERİLEN VİDEO

        Arıkan: Mekke Anlaşması'nı bu haliyle kabul etmeyeceğiz

        Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili, "Biz Saadet Partisi olarak böyle bir sorumluluğu almayacağımızı, Mekke Anlaşması'nı bu haliyle kabul etmeyeceğimizi aziz milletimize ilan ediyoruz" dedi. (DHA...
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ