Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        2 Mart 2014’te 86. kez sahiplerini bulacak Oscar ödülleri için bu sene rekor sayıda ülke ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ adaylarını belirledi. 1 Ekim 2012-30 Eylül 2013 arasında kendi memleketinde vizyona giren eserler başvurularını yaptı. Sayısı 76’yı bulan bu listede bizim “Kelebeğin Rüyası” da yer alıyor. Esas süresinin 15 dakika kısaltılmasıyla ABD’de TWC’nin “The Granmaster” için yaptığı ‘22 dakika kısaltılmış kurgu’ stratejisine benzer bir uygulamaya giden eser, aslında ‘ağlatma dozajı’nı doğru bir taktikle gerçekçi hale getirdi. Bana kalırsa Ocak ortasında açıklanacak dokuz filmlik ilk ‘shortlist’ için en az yüzde 30’luk bir şansımız var. Ama esas beş aday konusunda mucizeye yakın bir durumdan söz edebiliriz. 76 filmin rekabete girdiği yarış için ise sırasıyla Hong Kong, Şili, İran, Kanada, Belçika, Arjantin, İsrail (veya Filistin), Rusya, Danimarka ve Çad’ın iddialı olduğu bir liste oluşturabiliriz.

        Her yıl tekrar üzerinden geçmek gibi olmasın ama ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisi için şartlar ya da istatistikler aynı alışkanlıkları, kriterleri gösteriyor. Öncelikle bir Amerikan dağıtımcı şirketine filminizi satmanız önemli. Bunun yanında genel izleyici kitlesine yatkın bir anlatı, herkese tesir edecek bir sosyal/sosyopolitik mesele, gerçek bir hikaye, egzotik ülke manzaraları, bağ kurulacak bir ana karakter ve elbette uluslararası festival ödülleri/tanınırlığı geçerli hale geliyor. Bunları ‘sırasıyla’ olarak düşünebiliriz.

        Sony Pictures Classics, bu sene mağlubiyeti tadabilir

        Bu kategoride 2014’ün Akademi Ödülleri için başvuran 76 filmi göz önünde bulundurunca, geçen seneki “Aşk” (“Amour”, 2012) gibi baskın bir eser göremiyoruz. Bir yönetmenin ‘ben Oscar’ı da alırım gerekirse’ egosunu öne çıkaran bir işle yüzleşmek zor. Ama yine belli şirketlerin stratejilerine, zeki hamlelerine odaklanan bir süreci takip edeceğiz. Festival çıkışlı eserler ise ‘seçici kurul’ tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Bu konuda da ilk olarak Sony Pictures Classics’in yaptıklarına bakmak lazım. Zira 2007’den bu yana sadece 2009’da sahadan boynu bükük ayrılan şirket, yedide altı yaptı.

        Ancak bu sene beklemediği bir durumla karşı karşıya… Bana göre yarışın kurallarına uyan iki eserin, Afganistan filmi “Sabır Taşı” (“The Patience Stone”, 2012) ile Hint filmi “Sefertası”nın (“Dabba”, 2013) ülkelerinden aday gösterilmemesi şirketi rekabette tek filmle bırakmış durumda. Bu kategoride iki sene önce “Bir Ayrılık” (“Jodaeiye Nader az Simin”, 2011) ile zafere ulaşan Asghar Farhadi’nin Cannes’dan iki ödüllü “Geçmiş”i (“Gozashte”, 2013) ilk dokuz ve ilk beş için tek seçenek kalıyor onların listesinde. Bu da aslında büyük oranda ‘garanti’ bir durum getiriyor. Ama olası bir galibiyet açısından bakarsak ‘yedide altı’lık oran ‘sekizde altı’ya çıkar gibi gözüküyor. Zira bir yönetmene iki kere kısa aralıklarla böyle bir ödül çıkması çok görülmüş bir şey değil.

        Weinstein’ler, “The Grandmaster” ile ne yapacak?

        Geçen yıl “Can Dostum” (“Intouchables”, 2011) ile nihai adaylık konusunda hayal kırıklığı yaşayan Weinstein Kardeşler ya da TWC, Berlin Film Festivali’nin açılış filmi Wong Kar-Wai imzalı “The Grandmaster” (“Yi Dai Zong Shi”, 2013) ile işi sıkı tutuyor. 130 dakikalık filmden 108 dakikalık özel bir Oscar kurgusu çıkarmaları ve yaz vizyonundan yedi milyon doları bulan bir kar elde etmeleri bir gösterge.

        Bruce Lee’nin eğitmeni Ip Man’in hikayesinin en görkemli sinema uyarlaması, ‘stilize’ sıfatını fazlasıyla hak ediyor. Ama onu biyografik film kurallarına bitiştirip alana uygunluk sağlıyor. Bir Kar-Wai işi olsa da dövüş türlerine tarihsel bir cetvel bulmasıyla seçici kurulu etkilemesi beklenebilir. 2012 (“Artist”) ve 2011’in (“Zoraki Kral”) galibi şirketin, 86. Oscar Ödülleri’nin ana kategorileri için bir iddia ortaya koyamaması, buraya yönelmesini sağlayacaktır.

        Diğer şirketler de yarışın içinde

        Bunun yanında yarışa geçen sene “Yasak İlişki”yi (“En Kongelig Affære”, 2012) sokan Magnolia Pictures’ın 2012 Cannes çıkışlı, Thomas Vinterberg imzalı “Onur Savaşı” (“Jagten”, 2012) ile yükselebileceği yer merak konusu. Onun yanına rahatlıkla Berlin’den beri didinen “Gloria” (2013) ve Roadside Attractions adları yerleştirilebilir. Geçen yıl üç filmden bir adaylık çıkaran Adopt Films’in bu sene İsrail (“Bethlehem”) ve Filistin (“Ömer”) adaylarından birini ‘sosyopolitik mesele’ tabanıyla içeri sokması ise neredeyse garanti gibi.

        Samuel Goldwyn Films’in ilginç Josef Mengele hikayesi “Aile Doktoru” (“Wakolda”, 2012) ve biyografik eseri “Renoir” (2012) ile, Kino Lorber’ın Avustralya’nın “Düşler Diyarı” (“Beasts of the Southern Wild”, 2012) olarak görülebilecek “Roket” (“The Rocket”, 2013) ve İsviçre belgeseli “Baldan Acı” (“More Than Honey”, 2012) ile işlevselliği bir başka önemli nokta olacak. Felix Van Groeningen’in yarışa uygun reji, hikaye ve karakter kullanımıyla “Kırık Çember” (“The Broken Circle Breakdown”, 2012) tehdidinde ise 1 Kasım vizyonunu uygun bulan Tribeca Film püf noktasına dönüşecektir. China Lion Film Distribution’ın geçen sene vizyona soktuğu, Tim Robbins’li, Adrien Brody’li yarı İngilizce Çin filmi “Back to 1942” (“Yi Jiu Si Er”, 2012) elbette elin gideceği eserlerin bir başkası.

        Kanada, Çad ve Rusya adayları da tam bu kategoriye göre

        Bunlar arasında bence Hong Kong, Şili ve İsrail (veya Filistin) adayları neredeyse banko gözükürken, Arjantin, Belçika, Çin ve Avustralya’yı onların arkasına yerleştirebiliriz. Elbette sahibi olmadan da yarışa kafasını sokan, yakaladığı duygu, meselesinin etkileyiciliği ve egzotik/merak uyandırıcı bakışla dikkat çekecek eserler de olacak.

        Louise Archambault’un Williams sendromlu bir kızın hikayesini samimi bir dille sinemalaştıran, omuz kamerasını anlamlı kalan “Gabrielle”i bu konuda en önemli aday gibi gözüküyor. 25 yaşında paralize bacaklarıyla dansçı olmayan çalışan Çadlı bir karakteri çerçevesine alan, Cannes’dan ödüllü “GriGris” (2013) de bir yerlere not düşülebilir. Perdede aşina olduğumuz bir cepheye odaklanan 2. Dünya Savaşı filmi “Stalingrad” (2012) ise Fedor Bondarchuk gibi Hollywood algılı bir ismin yaklaşımıyla onların ardına konabilir. Filmin ABD dışında üretilen ilk tamamı üç boyutlu ve IMAX formatına uygun çekilmiş kurmaca eser olması yarışta bir adım öne çıkmasını sağlayacaktır.

        “Kelebeğin Rüyası”, hangi tabana tutunacak?

        Dönem filmlerinin ya da biyografilerin çekiciliğinde “Kelebeğin Rüyası”, içeriye dahil olabilir. 138 dakikalık kurgusunu 124’e indirip daha az ağlatan bir versiyonla çıkagelen eser ‘melodram’ın dengelisinin makbul olduğu seçimlerde daha doğru bir yere gelecektir. Sinemaskop oranında kurgu, görüntü yönetimi ve müziğin mükemmel birlikteliğiyle yükselen Holywood algısının 2. Dünya Savaşı atmosferinden verem, şiir, usta-çırak ilişkisi ve maden ocağı yüklü hikayesinin ne kadar ilginç geleceği esas mesele.

        Bu noktada Tatlıtuğ’un abartılı, dışa dönük performansı etkin olabilecekken, sanki atmosfer adına da diğer filmlerle bir yarış yaşanacak. Portekiz adayı “Lines of Wellington” (“Linhas de Wellinton”, 2012), Fransa adayı “Renoir”, Polonya adayı “Valesa. Man of Hope” (“Walesa. Czlowiek z nadziei”, 2013), İtalya adayı “The Great Beauty” (“La Grande Bellezza”, 2013), Ukrayna adayı “Paradjanov” gibi biyografik eserlerle rekabete girilecek. Muhtemelen bunlar arasında en popüler dile yatkın film olacağından bir şansı olacaktır bizim filmimizin. Ancak bu tabanda öne çıkmak ana toplamda ne anlama gelir? Onu iyi incelemek lazım. Zira “The Grandmaster”ın da tarihi öğelerle örülü biyografi kontenjanında olduğu unutulmamalı.

        Uluslararası festival başarısı kontenjanından Romanya ve Singapur içeri sızabilir

        Bu ‘kol’u geçince ‘festival tanınırlığı’ karşımıza çıkıyor. Uluslararası festivallerde ödüller alıp beğenilirken öne çıkmayan ve sanat filmi statüsüne sahip eserlerden ikisi ilk dokuza, biri ilk beşe girebiliyor. Cannes’dan Altın Kameralı “Ilo Ilo” (Singapur), Berlin’den Altın Ayılı “Çocuk Pozu” (“Pozitia Copuluilui”, 2013) en öne çıkan eserlerken, Berlin’den üç ödüllü “Bir Hurdacının Hayatı” (“Epizoda U Zivotu Beraca Zeljeza”, 2013), Karlovy Vary’nin galibi “The Notebook” (“A Nagy Füzet”, 2013), Cannes’da ‘En İyi Yönetmen’ ödülü kazanan “Heli” (2013) ile ana yarışmada görücüye çıkan “Borgman” (2013) arka arkaya dizilebilir.

        Bana kalırsa Romen Yeni Dalgası’nın “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün” (“4 luni, 3 saptamâni si 2 zile”, 2007) ve “Tepelerin Ardında”ya (“Dupa Dealuri”, 2012) göre daha kolay izlenebilir halkası “Çocuk Pozu” ile aile dramına yaklaşım egzotikliğiyle “Ilo Ilo” daha akla yatkın adaylar gibi gözüküyor. Her iki filmin de ABD dağıtımcısı var. Ama “Gloria”, “Onur Savaşı” ve “Roket”in bu kategoride değerlendirilmesiyle ve her üçünün de ilk dokuza burnunu sokmasıyla birlikte bunların şansı kalmayabilir.

        Kelebeğin Rüyası’nın ilk 15’i garanti

        Elbette toplamda bir animasyon, iki belgeselin olmasının ‘ilginç’liğinden bahsederken, İskandinav göçmen öyküsü “Ye Uyu Öl” (“Äta sova dö”, 2013) ve Bulgar kara filmi “Bukalemunun Rengi”nin (“Zincograph”, 2012) sürpriz şansı taşıdığını iddia edebiliriz. “Kelebeğin Rüyası” ise sanki 10-15. sıralar arası bir yerde konumlanıyor. Eğer ilk dokuza girerse Behçet Necatigil ile öğrencilerinin hikayesinin çekiciliğinin, etkileme gücünden ve Zonguldak yöresinin egzotik gözükmesinden olur. Elbette bunu kolay bir dille dengeleyen görsel estetikten kaynaklanır. Filmin Amerikan dağıtımcısının bulunmaması ve bilinen uluslararası festivallerde en azından boy bile göstermemesi ise en büyük dezavantajı.

        Bir parantez açmak gerekirse, bu kategoriye gönderilenler arasında “The Grandmaster”, “My Dog Killer” (“Môj Pes Killer”, 2013), “Gloria”, “Soul” (“Shi Hun”, 2013) ve “Bukalemunun Rengi”nin film olarak, “Komşu Sesler” (“O Som Ao Redor”, 2012) ve “Kuş Yemi Yiyen Oğlan” (“To Agori Troei To Fagito Tou Pouliou”, 2012) ilk film kontenjanından benim en sevdiklerim olduğunu eklemeliyim. Dağılıma bakınca ise ilk dokuz için Hong Kong, Şili, İran, İsrail (veya Filistin), Kanada, Belçika, Arjantin, Rusya, Danimarka ve Çad’ı öne koyup, Romanya, Çin, Avustralya, Türkiye, Singapur, Filistin (veya İsrail) ve Polonya’yı yedek konumuna yerleştirebiliriz.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ