Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Müzik Müziğin Frida’sının ikinci baharı

        Mustafa ALKAN / GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

        Geçen hafta meslek hayatımın en tuhaf söyleşisini yaptım. İstanbul Caz Festivali’nin yıldızlarından Melody Gardot ile konser verdiği Sepetçiler Kasrı’nda konuştum ama ortam bu saray yavrusunun çağrıştırdığı konfordan bir ışıkyılı uzaktı. Konser öncesi provayı tamamlayan Gardot, sigara içmek istiyordu ama aynı zamanda Yeşilay’ın Genel Merkezi olan bu binada bu olanaksızdı. Mecburen oturacak bir taburenin bile bulunmadığı moloz yığınıyla dolu yan bahçeye geçtik. Güneşin alnında ayaküstü birkaç dakika süren jet bir röportaj yapıp bitirirken Gardot, üzerindeki elbiseyi çıkarıp bir yardımcısının bulup buluşturduğu şezlonga uzanıp güneşlenmeye başlamıştı bile...

        ARTIK AYAĞA KALDIRIYOR

        Gardot o gün sadece beni değil, Sepetçiler Kasrı’nı dolduran 500’den fazla dinleyiciyi de epey şaşırttı. Amerikalı caz solistinin 2009 ve 2013’teki konserlerini izleyenler, bambaşka bir Gardot tablosuyla karşı karşıya kaldı. O konserlerinde “Lütfen gerekmedikçe ayağa kalkmayın” anonsları yapan, ağrılarından ötürü piyanosunun başından pek ayrılmayan kadın gitmiş; kıpır kıpır, bol bol konuşup espriler yapan seyircileri dans etmesi için sahneye çıkaran bir şovmen gelmişti. Şarkıları da daha hareketliydi. Haziran ayında piyasaya çıkan albümü “Currency of Man”in neredeyse senfonik blues parçası “Preacherman” ile girdi, “It Gonna Come” gibi funk parçalarını art arda döktü. Yer yer sert rock ritimleri; alto saksafon, tenor saksafon, trompet ve klarnet nefesli ne varsa muhteşem çalan grubunun şovuyla Gardot, 2’nci boyuttan 3’üncü boyuta atlamış gibiydi. Neredeyse fısıldayarak söylediği baladlarıyla ünlü Gardot, bu değişikliği sorduğumda “Konser turları yaptıkça daha çok şey öğreniyorsunuz. Benim müziğim yaz günü sadece gölgede oturup şarap için hafifçe sallanmak isteyenlere iyi geliyordu. Ama biraz dans etmek isteyenlere hitap etmiyordu. Bugüne kadar çokça balad yazdım. Onları seviyorum ve bunlarda gayet iyiyim. Ama biraz hareket istedim. Müziğimin daha fazla enerjiye sahip olmasını istiyordum. Çünkü artık daha fazla enerjim var. Bu yüzden albüm daha sahici, daha sert ve daha eğlenceli” yanıtını verdi.

        ONA HER GÜN YENİ

        Bu sözleri sıradan “değişiklik arayan” sanatçı klişeleriyle karıştırmayın. Gardot, “artık fazla enerjisi” olduğunu söylerken, Meksikalı ressam Frida Kahlo gibi büyük bir kazanın yön verdiği yaşamında üçüncü büyük evresine girdiğini anlatıyor. Philadelphia’lı piyanist Gardot’nun hayatının en büyük kırılmasını, 2003’te henüz 18 yaşındayken, kırmızı ışığa uymayan bir otomobil bisikletine çarpınca yaşadı. Kaza onda iki yerinden kırılmış leğen kemiği, ciddi kafa ve omurga travması bıraktı. Bir yıl hastaneden çıkamadı. Beyninin lobları arasındaki sinir bağlantısını yitirmişti. Konuşmayı ve diş fırçalamak gibi temel fiziksel hareketleri bile unutmuştu. Zaman mevhumunu da yitirmişti. Kısa ve uzun süreli hafızasında sorunlar vardı. Hatta şakayla karışık kaza sonrası ilk dönemde “50 İlk Öpücük” filmindeki gibi her güne sıfırlanmış bir hafıza ile girdiğini söylüyor. Işığa ve sese aşırı hassas hale geldi. Gece gündüz demeden güneş gözlüğü takmaya, çevresinde herkese fısıldayarak konuşması için yalvarmaya başladı.

        TERAPİ NİYETİNE BESTE

        Kazanın beyninde ve vücudunda yarattığı travma, onun bir dünya starı haline gelmesine yol açtı. Doktorlar konuşmasını düzeltmek için ona “müzik terapi” uygulamaya karar verdi. Müzik, beyin lobları arasında yeni bağlantılar oluşturacak ve Gardot unuttuğu yeteneklerini yeniden hatırlayacaktı. Ancak leğen kemiğindeki kırıklar, piyanosunun başına oturmasına izin vermeyince Haruki Murakami’nin “İmkansızın Şarkısı” romanındanki Reiko karakteri gibi gitara yöneldi. Başlangıçta gitarıyla sadece şarkı söylemedi beste yapmaya başladı. “Love is Easy”, “Baby I’m a Fool”, “Gone”, “Worrisome Hearth” böyle ortaya çıktı. Gardot zamanla iyileşirken, uluslararası şöhreti arttı, konserlerini, oturarak da olsa vermeyi sürdürdü. Son ağrılarından da büyük ölçüde kurtulduğunu söylüyor. Hayatının “version 3.0”ına geçti artık. Hâlâ zaman algısında sorunlar var, ışık hâlâ rahatsız ettiğinden gözlüğünü gece gündüz çıkarmıyor. Ama 10 yıl önceye göre çok daha enerjik. Daha fazla yaratmak istiyor. “Şarkı bestelemekle roman yazmak arasında fazla fark yok. Kişisel veya başkalarının deneyimlerinden yararlanıyorsunuz, duygularınızı katıyorsunuz” diyor ve devam ediyor: “Arapça şarkı söyleyeceğim.” Gardot’nun 2012’de yayınladığı “Absence” albümü Brezilya ve Portekiz ezgileri taşıyordu. Bu yüzden yeni ezgilere açık. Hatta bir iki ay kalabilse Türk ezgileri içeren bir albüm yapabileceğini söylüyor. “Seve seve ‘cazın sultanı’ olurum” diyor kahkaha atmadan önce. Neden olmasın!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ