Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Ryan Gosling 'Kayıp Nehir' hakkında konuştu

        Arzu ÇEVİKALP

        acevikalp@haberturk.com

        Çeviri: Arzu Çevikalp

        Redaksiyon: Arzu Çevikalp

        Röportaj: Steven Goldman

        Oyunculuktan yönetmenliğe transfer olan Ryan Gosling, “Kayıp Nehir” filmiyle izleyenlerin bir hayli kafalarını bulandırıyor, çünkü film öyle kolayca izlenebilecek rahat bir film değil. Bir kere hazmı zor ve bulmaca çözmeyi sevmeyenler için de biraz yorucu. Ama bu demek değil ki, filmin tamamı öyle. Buradaki en önemli olay, filmin hedef kitlesinin sinefil oluşu, Gosling filmi sinemadan ve filmlerden çok iyi anlayanlara çekmiş. Amerika’da nasıl karşılandı bilmiyoruz, ama ülkemizde bu tarz filmlerin izleyicisi az, hâlbuki sinema sadece basit bir hikâyenin perdeye aktarılış biçimi olmaması gerek. Kapsamlı düşünmek ve irdelemek her ne kadar önem arz etse de, çoğunlukla sade filmler tercih ediliyor. Film için ne söyleyebilirsiniz sorusuna ise şu şekilde yanıt veriyoruz: ilgi çekici, tuhaf, farklı, sorgulayıcı, karanlık, tekinsiz ve tamamen gerçeküstü… Bu filme bir şans vermek gerek diye düşünüyoruz.

        Yeni filmi “Kayıp Nehir”le Akademi ödüllerine aday olan Ryan Gosling ilk yönetmenlik deneyimini sergiliyor. Kendi orijinal senaryosunu kaleme alan Gosling, kentsel yaşamda hayatta kalmak için, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışanların gerçeküstü hikâyesini hayata geçiriyor. Filme Christina Hendricks, Saoirse Ronan ve Iain De Caestecker yer alıyor.

        Son dönemin en iyi aktörlerinden biri olan Gosling, 2001’de düzenlenen Sundance Film Festivalinde büyük jüri ödülünü kazandığı “The Beliver” daki nefes kesen oyunculuğundan önce, kariyerine çocuk televizyonunda start vermişti. 2002 yılında “The Believer filmi ile Bağımsız Ruh Ödülleri'ne aday gösterilmiş, 2007 yılında ise “Half Nelson” filmi ile ödül kazanmıştır. Yine aynı filmle Stockholm Film Festivali ve Las Palmas Film Festivali’ne katılıp ‘En İyi Aktör’ ödülünü kucaklamıştır. “Lars and the Real Girl” filmiyle 2007 yılında Altın Küre'ye aday olmuştur.

        Kendisinin 2004’den beri gişede gözde olan filmleri, The Notebook, Half Nelson (2007 yılında Oscar’a aday gösterilen), Lars and the Real Girl (2007), Blue Valentine (2010), Drive (2011), Crazy, Stupid, Love (2011), ve The Place Beyond the Pines (2012)

        “Kayıp Nehir” 2014 Cannes film festivali ile Teksas’ın Austin şehrinde düzenlenen Güneybatı film festivalinde gösterime girmiştir. Ryan Gosling’in hepimiz sinemasal tarafını biliyoruz. Peki, Gosling’in Dead Man's Bones isimli grubun vokalisti olduğunu biliyor muydunuz?

        Gosling hakkında genel bir bilgi verdikten sonra önemli bazı detayları aktaralım. Ryan Gosling şu sıra farklı bir proje üzerine çalıştığından kendisi ile sıfırdan söyleşi yapamadık, ama “Kayıp Nehir” üzerine Los Angeles’ta yapılan söyleşiyi sizinle paylaşıyoruz.

        Keyifli okumalar…

        1- “Kayıp Nehir” nasıl ortaya çıktı?

        Ryan Gosling: Herkes belli bir yerde doğup büyüyor, ben de Kanada’da doğup büyüdüm, ama şu bir gerçek ki; Amerika’ya bakış açımız çekmeceye koyduğumuz posterdeki gibi… Kayıp Nehir’in çekildiği Detroit hakkında romantize ettiğim birçok fikrim vardı. 30’umdan önce oraya gitmemiştim, ama oraya gittiğimde iki şey hayal ettiğimden farklıydı. İlki bahse değer. Orada bir şeyler çok heyecanlı ilerliyordu. Orası tamamıyle yeniden doğuş ve yenilenme yeriydi. Bunların yanı sıra; kilometrelerce uzaklarda terk edilmiş mahalleler, oralarda yaşamaya çalışan aileler, yakılmış ya da yıkılmış evler vardı. Onları anında hissettim ve deneyimledim ve paylaşmak istedim. Bunu yapmanın en iyi yolu da film yapmaktı.

        2- Neden bir film de belgesel değil?

        RG: Karakterlerin ve o deneyimlediğim ailenin duygusal manzarasını göstermek istedim. Onlar bir şekilde evrendeki yaşamlarını sürdürüyordu ve bende sosyopolitik önemsiz ayrıntılara takılmak istemedim. Bunun gösterebilmenin en basit yolunun masal formatında olması gerektiğini düşündüm. Aynı zamanda orada yaşayan gençlerin gözünden filmi yansıtmak istedim. Kötü olan şeyleri gösterebileceğim bir kast oluşturmayı düşündüm, bu da arkalarında bıraktıklarından çok deneyimleri olan ve onları önemsemeyen makinenin kurbanlarıydı.

        “HAYALLER KÂBUSLARIN İÇİNDE DOLAŞIR VE KÂBUSLARDA HAYALLERİN İÇİNDE”

        3- Biçimsel olarak karanlık ve rüya gibi bir yol seçtiniz…

        Bu film, hayallerine tutunmaya ve o evde büyümeye çalışan bir aile hakkında… Bu yüzden rüya kalitesinde bir film yapmak istedim. Bunu yapmanın tek yolu ufukta bir kâbus varmış gibi göstermekti. Çünkü hayaller kâbusların içinde dolaşır ve kâbuslarda hayallerin içinde. Onlar tekrardan var olur. Bu yüzden kâbus gibi bir modda olması gerekiyordu.

        4- Anlıyorum ki siz öncelikle Detroit dolaylarında bir süre kendi filminizi çektiniz. Filmin bitmiş görüntülerini kullandınız mı?

        Filmin başındaki tüm görüntüler benim bir yıl boyunca kendi görüntülediğim kareler. Bu benim için çok önemliydi, çünkü bu bana film yapıyorum hissi verdi, film yapacağım hissi değil. Finansörler, aktörler ve yapımcılarla konuştuğumda onlara “Bu bir film”, “ Olması gereken değil” dedim.

        5- Bu fikri nasıl geliştirdiniz?

        Bu doğal bir süreçti. Oraya gittim ve bir hafta boyunca “The Ides of March” (Zirveye Giden Yol, 2007) filmi için çekim yaptım. Cep telefonumla fotoğraflar çekmeye başladım. Sonra 5-D ile geri döndüm ve daha çok fotoğraf çekmeye başladım. En sonunda 33mm’lik kamera ve küçük bir ekiple geri döndüm.

        6- Senaryoyu aynı anda yazıyor muydunuz?

        Yazıyordum. Burada yaşayan bazı kişilerin gerçeküstü yaşamlarına gerçekten girmeye çalışıyordum, ama hayallerine tutunmaya çalışan ve onları kapıda kâbusun beklediği bu ailenin filmini yapmak istediğimi biliyordum.

        “MASAL FİLTRESİ KULLANDIM”

        7-Hikâye Kayıp Nehrin aktif kralı Bully’nin eylemleri ile çerçeveleniyordu ve filmin yıldızı Christina Hendricks ise ürkütücü bir tiyatroda çalışıyordu. Bu iki konudan bahsedebilir misiniz?

        Bazı şeylerle bir yerlerden kaçmak isteyen insanların filmleri, çoğu kişi tarafından izlenmek istemez. Burası bunun gerçeği olan bir yer. Bu yüzden bir masal filtresi kullandım. Bu filmin 2 sonu var, çünkü iki tane hikâyesi var. Hem yetişkin versiyonu, hem de daha masumane genç versiyonu. Christina Hendricks’in çalışmaya gittiği bahsedilen kulüp Grand Guignol daha sonraları “Splatter sahnesi” adını alan 1900’lerin başlarında Paris’in bir parçası olacak ürkütücü sahne, ürkütücü bir cinayet tiyatrosu. Bir diğer adıyla “cehennem kahvesi”. Benim filmimde de kulübün bu yönünden bahsediliyor. Burada mezarların olduğu “ölüm tavernası” vardı. Biz bunu Christina’nın filmdeki dünyasını göstermek için kullandık. Filmi izleyenlerin onların karanlık dünyalarını anlamaları içindi. Matt Smith’in karakteri Bully ‘e gelicek olursak, bu gerçeklikte normallikten uzak bir adam. Hiçbir şeyi yok ve orada kral olmaya çalışıyor.

        “GÖRÜNTÜLER VE MÜZİKLER BİR DİĞER PARÇAYI OLUŞTURDU”

        8- Bize görüntü yönetmeni Benoît Debie ile olan iş birliğinizden bahseder misiniz?

        Bence Sinematografi mükemmel… Benoît (Enter the Void- Boşluğa giriş-) benim favori sinematograflarımdan biri. Bence bu filmde çok iyi bir iş çıkardı. Johnny Jewel de çok iyi bir iş çıkardı, kendimi ve görüntüleri yakalarken Johnny Jewel’ın müziğini dinliyordum. Görüntüler ve müzik bir diğer parçayı oluşturdu. Jewel’ın af diler gibi romantik müzikleri vardı ve tehditkâr sentetikte olan tonları ise çift yönlüydü. Ayrıca 80’lerin ve 90’ların başlarının synthesizerları yaptığım filme anlam kattı.

        9- Yıllardır oyunculuk yapıyorsunuz? Her zaman yönetmen mi olmak istediniz?

        Yaklaşık 10 yıl önce çocuk askerler ile ilgili bir senaryo yazdım ve onu Benoît’ e verdim. O, bunu yapmayı kabul etti, ama ben kariyerimde ve yaşamımda bunu yapabilecek yerde değildim. Ama kendisine söz vermiştim, bu filme alınmalıydı ve bunu yapmaya kararlıydım. Ugandaya gitmiştim ve burada paylaşmak istediğim bir anım oldu. Bu Detroitte yaşadığım anıya benziyodu. Bunu aktarmak istedim ve bu filmi yönetmenin en iyi yol olduğunu hissettim.

        10- Kamera arkasında çalışmak nasıldı?

        Kesinlikle bir öğrenme süreciydi. Yapmaya çalıştığımız şey küçük bir iş, ama her zaman birlikte çalıştığınız insanlara güveniyorsunuz. Bütün uğraşınız aynı yönde, yakaladığınızda duymak ve bunu şekillendirmek istiyorsunuz.

        11- Çekim ne kadar sürdü ve film Detroit’in neresinde geçiyor?

        Biz farklı farklı yerlerde çektik, izole edilmiş komşu mahallelerde. Ben bir yılı aşkındır kendi kendime çekimler yapıyordum ve filmin gerçekleşme süresi yaklaşık 30 gün sürdü.

        “GUİLLERMO DEL TORO GERÇEK BİR DESTEKÇİYDİ”

        12- Guillermo del Toro’ya teşekkür ettiniz. Onun nasıl bir yardımı oldu?

        Senaryoyu yazmadan önce ona resimleri gösteriyor ve hikâyeyi anlatıyordum. O çok cesaretlendiriciydi ve “ Eğer sen bunu çekmezsen ben çekeceğim” dedi. Bunun söylenmesi gereken doğru şey olduğunu düşünüyorum. Bu adeta size kılıç ve kalkan verip, ava yollayan bir sihirbaz gibiydi. O düzenlemeyi bitirdiğimde gösterdiğim birkaç kişiden biriydi ve “Vov süper” , “Bu senin ilk filmin demek” dedi. O gerçek bir destekçiydi.

        “BEN HER BİR DENEYİMİMDEN ÇOK ETKİLENDİM”

        13- Bir aktör olarak birlikte çalıştığınız bütün yönetmenler arasında sizi en çok etkileyen kim oldu?

        Ben her bir deneyimimden çok etkilendim, ama sizi en çok etkilen şey kötü deneyimlerinizdir. “Bunu asla bir daha yapmayacağım” dediğiniz şeyler. Ne yapmak istediğinizdense, ne yapmak istemediğinizi bilmek daha kolaydır.

        14- “Kayıp Nehri çekerken ne öğrendiniz?

        Daha fazla oyunculuğun içinde olduğumu (gülüyor). Her şeyi çekerken öğreniyor ve de problemleri çözüyorsunuz. Yönetmenlik bu işte, problem çözmek… Asla bitmiyor. Ama her şey yolundaymış gibi davranmak zorundasınız. Çünkü yönetmen olarak herkesin problemlerini çözmek durumundasınız.

        15- Oyuncu kadrosundaki birçok oyuncuyla daha önce birlikte çalıştınız. Bu yardımcı oldu mu?

        Hepsi ile çalıştım, çünkü hem onlara hem de içgüdülerine güvendim ve kendilerini rollerine vereceklerini biliyordum. En önemli karar yönetmenin filmin içinde mi, yoksa ekibin içinde mi olacağına karar vermek. Sonrasında ise birlikte çalıştığım yönetmenlerden şunu öğrendim: oyuncuların görevlerini yapmalarına izin vermek ve onlara güvenmek… Bu sizin tahmin edebileceğinizden de öte bir şey. Çünkü onlar filme hem kendilerini, hem de kendi fikirlerini katıyorlar.

        “FİLMİ İLK İZLEDİĞİMDE CANNES’DEYDİK”

        16- Filmi ilk izlediğinizde nasıldı?

        Gerçeküstü gibiydi, çünkü Cannes’da, smokinlerin içindeydik.(gülüyor). Daha önce sadece bir kez evimin bodrumunda izlemiştim. İlk filmini nasıl izlemeniz gerekiyor bilmiyorum, ama bu şansa sahip olduğum için çok şanslıydım.

        17- Oyunculukla, film yapımcılığını dengelemeyi gelecekte nasıl görüyorsunuz?

        Onlar birbirini dışlayan şeyler değil. Tek şey filmde mi rol alacağım, ya da yönetecek miyim? Bilmiyorum deneyeceğim, ama biraz zor görünüyor. Bence filmdeki oyuncular bunun kolay görünmesini sağlıyor. Ama kolay değil.

        18- Şu sıralar üzerinde çalıştığınız başka projeler var mı?

        Evet, ama önce sürecin bu kısmını bitirmek için bekliyorum.

        NOT: Bu röportaj Türkiye’de ilk defa Arzu Çevikalp tarafından yayınlanmıştır. “Calinos” ve “M3” filme teşekkürlerimi borç bilirim.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ