Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
DHA

Mersin'in Erdemli ilçesinde, sığ suyu, Mavi Bayraklı kumsalı ile bilinen Kızkalesi, M.Ö. 2'nci yüzyıldan günümüze ışık tutuyor.

DHA'nın haberine göre geçmişte su perisi Korikia'dan adını alan Kızkalesi, 7'nci yüzyıla kadar kesintisiz iskan edilmesi ile dikkat çekerken 1800 yıllık zaman diliminden günümüze kadar hem Helenistik, hem Roma, hem de Osmanlı dönemine kadar birçok uygarlığı da ev sahipliği yapması ile dikkat çekiyor.

UNESCO Geçici Miras Listesi'nde yer alan Kızkalesi, günümüzde yılın 12 ayı yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Geçen yıllarda, Mersin Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında kalenin orta alanında bir yapı kompleksi ortaya çıkarıldı. Kompleks içerisindeki şapel, odalar, taban mozaiği de dikkat çekti. Taban mozaiği üzerinde yuvarlak saç örgüsü içerisinde beş satır yazı ve alanın batı köşesindeki revak üzerinde de başka bir yazıt bulunurken, kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve işlikler de korumaya alındı.

Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Durukan, M.Ö. 2'nci yüzyıla kadar geçmişi ile Kızkalesi'nin geçmişten günümüze önemini koruduğunu belirterek, "Bu kentin adının yakın zamana kadar Yunancada sırt çantası veya cüzdan anlamı taşıdığı düşünülüyordu fakat son yaptığımız çalışmalarda milattan önce 2'nci yüzyılda kurulmuş bu kentin bir su perisinin adını aldığını tespit ettik. Korikia isimli su perisinden geliyor kentin ismi. Bu kent milattan sonra 7'nci yüzyıla Arap akınlarına kadar kesintisiz iskan edilmiş bir kent. 7'nci yüzyıldan 11'inci yüzyıla kadar bir boşluk var. 12'nci yüzyılda hem denizdeki kale hem de karadaki kale inşa ediliyor. 12'nci yüzyıldan sonra 16'ncı yüzyıla kadar kentin tarihini takip edebiliyoruz. Yaklaşık 1800 yıllık bir zaman diliminde kullanılmış, son derece stratejik öneme sahip kent olarak devam ediyor" dedi.

'KÜLTÜRE YATIRIM YAPMAMIZ GEREK'

Yaptıkları araştırmada Kızkalesi'nin geniş bir alana yayıldığını belirlediklerini dile getiren Prof. Dr. Murat Durukan, şöyle devam etti:

"Sadece bu kalelerle özdeş bir yer değil. Kalelerin dışında hem Helenistik dönemden hem de Roma döneminden kalma ciddi sayıda kalıntılar var. Ayrıca milattan sonra 5'inci yüzyılda çok sayıda kilise inşa edilmiş ve bu da yine önemli bir liman kenti olduğunu gösteriyor. Bu kentin zengin bir kent olduğunu anlıyoruz. Korykion Antron olarak bilinen Cennet- Cehennem Obrukları yine Korykos Antik Kenti'nin kutsal alanı. Buraya yaklaşık 4 kilometre uzaktaki kutsal alanı da ele alırsak çok geniş bir yayınım alanı olduğunu tahmin edebiliriz. Bu kent bugün turizm odaklı bir noktada ancak arkeolojik kalıntılardan çok fazla yaralanabildiğimiz bir kent değil. Şimdiye kadar bilimsel kazı çalışmaları yapılmadı. Sadece denizdeki ve karadaki kalelerde restorasyon çalışmaları yapıldı. Buradaki potansiyel Bodrum Müze Kalesi kadar nitelikli güçlü bir potansiyeldir. Buradaki kaleleri Bodrum'daki gibi bir Müze Kale haline getirmemiz mümkündür. Bilinirliği olan bir yerleşim yeri olduğunu düşünürsek yeni bir Bodrum, yeni bir Antalya yapmak mümkündür. Bunun için kültüre biraz yatırım yapmamız gerekiyor. Hem denizdeki hem karadaki kaleyi bu anlamda kullanabilirsek hem Mersin için hem de Türkiye için turizm cazibe yaratmış oluruz."

'OLBA RAHİP KRALLIĞI'NIN LİMAN KENTİ'

Kızkalesi'nin aynı zamanda Olba Rahip Krallığı'nın liman kenti olduğunu anlatan Prof. Dr. Murat Durukan, şunları söyledi:

"Kızkalesi'nin geçmişteki ismi Korykos'tur. Korykos, Olba Rahip Krallığı'nın bir liman kentidir ve liman kenti olma sebebi ile hinterlandında bulunan üretimin ticareti bu liman üzerinden yapılıyordu. Ayrıca bu liman bölgenin alım yaptığı bir limandı aynı zamanda. İthalat ve ihracatın yoğun olduğu bir bölgeydi. Bu bölge özellikle milattan sonra 4'üncü ve 7'nci yüzyıllar arasında çok ciddi zeytin ve üzüm yetiştiriciliği yaptı. Bunun kanıtlarını bütün Akdeniz'e yayılmış amforalardan anlıyoruz. Bu bölgede yapılan amforalar yalnızca bu bölgeye değil, Akdeniz'in öbür ucuna, hatta İngiltere'ye, Hindistan'a, Yemen'e kadar ulaştırılmış amforalardır. Yapılmış olan kazı çalışmalarında bu geniş yayılım alanı gösteren amforalarla bu üretilmiş olan zeytinyağının ve şarabın o coğrafyalara kadar taşınmış olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla üretimin 4 ve 7'nci yüzyıllar arasında çok fazla olduğunu görebiliyoruz. Bu anlamda burada kazanılan para, kiliselerde ve benzeri yapılarda kendisini gösteriyor. Söz konusu yapıların inşa edilmesi ekonomik durumla doğru orantılıdır."