'İçerdekiler'...
Gözaltına alınıp sorgulanan bir öğretmenin hikâyesini konu ediniyor.

Bildiri dağıtan bir öğretmen gözaltına alınır. Öğretmenin gözaltında tutulduğu sürede kimseyle görüşmesine izin verilmez. Üstelik hakkında herhangi bir tutuklama kararı çıkmadan, siyasi şube baş komiseri tarafından 185 gün boyunca sorgulanır. Baskı altında sorgulanan ve büyük bir psikolojik savaşa maruz kalan öğretmen, eşiyle görüşme şansı yakaladığında kendisini bambaşka bir durumun içerisinde bulur.

Melih Cevdet Anday'ın aynı adlı kitabından sinema uyarlaması olan 'İçerdekiler'in yönetmenliğini ve senaristliğini Hüseyin Karabey üstlendi. Caner Cindoruk, Settar Tanrıöğen ve Gizem Erman Soysaldı ise başrolleri paylaştı.
'İçerdekiler', hikâyesi tek mekânda, tek zamanda geçen bağımsız bir film.
Beğenmediğin, hal - tavır ve söylemlerinden şikayetçi olduğun birinin sahip olduğu gücü eline geçirince onun gibi olmanın sonuçlarının altının çizildiği 'İçerdekiler'in başrol oyuncusu Gizem Erman Soysaldı, oyunculuk performansıyla Adana Film Festivali ve Nürnberg Türk - Alman Film Festivali'nde ödül kazandı.

Gizem Erman Soysaldı, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan'a HT Stüdyo'da 'İçerdekiler'i ve bağımsız filmlerin nasıl daha fazla izlenebileceği konusunda açıklamalarda bulundu.

Gizem, 'İçerdekiler' ne anlatıyor?
'İçerdekiler', Melih Cevdet Anday'ın aynı adlı kitabından birebir bir uyarlama, tabii kısaltılmış haliyle... Filmin ilk yarısında baş komiserle tutuklu arasındaki konuşmalara şahit oluyoruz. Bir bildiri yazdığından dolayı 6 aydır gözaltında olan genç bir öğretmen var. O öğretmeni Caner Cindoruk canlandırdı. Baş komiseri ise Settar Tanrıöğen... Baş komiser, öğretmenden bildiri yazdığına dair itiraf almaya çalışıyor. Bununla ilgili her yolu deniyor. Çok psikolojik, gerilimi yüksek bir film. Filmi izledin. Beğendin mi?

Filmi sevdim. Hikâyesi tek mekânda ve tek zamanda geçtiği halde sürükleyici olması etkileyici. Tıpkı '12 Kızgın Adam'da olduğu gibi...
Çok teşekkürler. Filmin ikinci yarısında öğretmen eşini karakola bekliyor. Eşiyle baş başa kalmak, onunla beraber olmak istiyor. Ama eşinin yerine baldızı geliyor. Güç el değiştiriyor. Baş komiserde olan güç, baldızının karşısında öğretmene geçiyor. Öğretmenle baldızı arasında gerilimli çok yüksek, heyecanlı bir diyalog başlıyor.

Bir oyuncu olarak tek mekânda, tek zamanda geçen bir hikâyede rol almak daha mı kolaydır, yoksa daha mı zordur?
Tek mekân reji için zor. Kamera hareketleri nedeniyle... Yönetmen için de zor ama bir oyuncu için değil. Hatta bana daha konforlu geldi. Bir de kronolojik olarak çektik. Normalde filmler, kronolojik olarak çekilmez. Fakat yönetmenimiz Hüseyin Karabey, özellikle duygu devamlılığı için filmi kronolojik çekti. Duygu devamlılığını toparlamak çok zordu. Ama yönetmenimiz yine de sanki tek plan gibi çok az keserek çekti. Bir oyuncu olarak benim için çok büyük bir avantaj oldu. Bir de hayallerimden biri tek plan bir filmde rol almaktı. Sete çıkmadan önce 1 ay boyunca Hüseyin Karabey, Settar Tanrıöğen ve Caner Cindoruk ile masa çalışması yaptık. Tiyatro oyunu gibi çalıştık.

'İçerdekiler' ile Adana Film Festivali ve Nürnberg Türk - Alman Film Festivali'nden 2 ödül kazandın. Ne hissediyorsun?
Rüya gibiymiş. Çok güzel bir duygu. Tabii ki bunu hep hayal ediyordum. Bunu her oyuncu hayal eder.

Gizem Erman Soysaldı, Adana Film Festivali'nde ödülünü Can Kolukısa'dan aldı.
Gizem Erman Soysaldı, Adana Film Festivali'nde ödülünü Can Kolukısa'dan aldı.

Geleceğe yönelik planların nelerdir?
Aslında bir plan yapıyorum. Bir söz vardır; 'Biz planlar yaparken tanrı bize gülermiş'... Planlarım da var isteklerim de ama hayat her zaman tam olarak istediklerimizin veya planlarımızın yönünde gelişmiyor. Ben sadece çok pasif bir oyuncu olmamaya çalışıyorum. Hüseyin Karabey, ilk tanıştığımızda bana şöyle bir tavsiyede bulunmuştu; "Sen sanatçısın. Taşın altına elini koy. Bir hikâye bul. Paran varsa para koy yoksa yaratım sürecinde yer al. Bir yönetmene deki; 'Benim bir hikâyem var, bunu oynamak istiyorum. Sen çeker misin?" Aslında bu durumu Şahika Tekant'dan mezun olurken oyuncu arkadaşlarımızla hep konuşuyorduk. Kendimizi oyuncu olarak biraz sıkışmış hissediyorduk. Biz böyle bekleyeceğiz, birisi gelecek bizim içimizdeki cevheri ortaya çıkaracak sanki. Birisi gelecek bizi bulup değerlendirecek... Halbuki öyle değil. Bizim de yaratım sürecinde olmamız gerekiyor. Örneğin o dönemde iş gelmiyordu. Bunun sıkıntılarını yaşıyordum. Ama ondan sonra bir dönüşüm geçirdim. Çok daha aktif olmaya ve yaratım sürecinin içinde olmaya başladım. O süreç, beni dönüştüren bir süreç oldu.

Yaratım sürecinde yer almak oyunculuğu da besliyordur...
Evet, çok besliyor. Örneğin bir arkadaşımız kısa bir film çekecek, ona çalışıyoruz, oyuncu buluyoruz. Başka bir arkadaşımız film çekecek, belki gecelerce evde senaryo çalışıyoruz. Bunları yaparken ille de o filmlerde rol almam gerekmiyor. O sürecin içinde yer almayı seviyorum. Hüseyin Karabey ile bir de atölyeler yapıyoruz. O da beni çok besleyen ve geliştiren bir süreç oldu.

Aynı zamanda bir tiyatro oyunun var. O oyundan söz edebilir misin?
'Jülie'... Bu sezon başladı. Sezonun başından beri oynuyoruz. Aslında çok ilginç... 'Jülie' de tıpkı 'İçerdekiler' gibi tek zamanda geçiyor ve 3 oyunculu... 1 de kuş var. Gerçekten inanılmaz bir tesadüf. Orada Ahmet Varlı, Nilay Erdönmez ile rol alıyoruz. Yönetmenimiz Yusuf Demirkol.

'Jülie'den bir sahne...
'Jülie'den bir sahne...

Tiyatroya olan ilginin artmasını hangi nedenlerle açıklarsın?
Sıkışmışlık duygusu içindeyiz. Modernliğin insanlara getirdiği yük gittikçe artıyor. Topraktan gittikçe uzaklaşmanın getirdiği derin bir mutsuzluk duygusu var. Ve bence yaşadığımız derin mutsuzluğu anlamlandıramıyoruz, adlandıramıyoruz. Benim şahsi fikrim topraktan uzaklaşmakla ilgili. Çünkü özümüze, evrimimize uymayan bir hayat yaşıyoruz. Toprağa dokunamıyoruz, üretemiyoruz. Dolayısıyla derin bir mutsuzluk var. Bizi sanat ayağa kaldırıyor, sanat kurtarıyor. Güzel bir müzik dinlediğimde o gün bütün psikolojim değişiyor. Ya da iyi bir film izlediğimde, iyi bir oyun seyrettiğimde...

Yerli hikâyeler daha çok sahnelenmeye başlandı. Ben bunun da etkisinin olduğunu düşünüyorum.
O da bir etken.

'İçerdekiler', bağımsız bir film. Bağımsız sinemanın olduğundan daha fazla ayağa kalkabilmesi için neler yapmamız lazım?
Avrupa ve ABD'de bağımsız sinemanın bu kadar çok izlenmesinin ve bağımsız sinema yönetmenlerinin, oyuncularının bu kadar ayakta kalabilmesinin ve sürekli iş yapmalarının nedeni bağımsız sinemayı koruyan yasa olması. Örneğin TV kanalları, bağımsız sinemaya destek verebilir. Çok nadiren de olsa bağımsız filmler TV'lerde yayınlanıyor ve reytingleri çok yüksek geliyor. Adana Film Festivali'nin kapanış töreni canlı yayınlıyor ama orada yarışan, hatta ödül alan filmler TV'den yayınlanmıyor. 

Vizyonda çok izlenmemiş bağımsız bir filmi TV kanalları neden yayınlasın?
Filmler izleyiciyle buluşamıyor ki... Bağımsız filmler bir hafta gösteriliyor, ikinci hafta saat 19 seansı kaldırılıyor. Oysa çalışan insanlar filmleri en çok o seansta izliyor. Eee, izleyiciler bu filmleri nerede izleyecekler? İzleyiciyle bağımsız filmleri buluşturmak çok zor. 

Bağımsız sinemacılar, sanki biraz kendi kabuğuna çekilmiş değil mi? Sanki filmlerinin izlenmesi için yeterince tanıtım yapmıyorlar...
Hayır, değil. Filmler o kadar zor koşullarda yapılıyor ki... Yönetmen de istemez mi filmi izleyiciyle buluşsun. Emin ol filmlerin izleyiciyle buluşması için çok çalışıyorlar. Gerçekten o kadar çok uğraşılıyor ki...