On Padişah Sultan Vahideddin ile son Halife Abdülmecid Efendi hem amca çocuğu, hem de dünür idiler... Gençlikleri samimiyet içerisinde geçmiş, birbirlerinin çok yakın dostu olmuşlar ama araları sonraki senelerde siyasî sebepler yüzünden açılmış ve yolları tamamen ayrılmıştı. Öyle ki, Abdülmecid Efendi, Paris’te sürgünde bulunduğu sırada yazdığı bir mektupta “Türkiye’ye dönemeden öldüğü takdirde cenazesinin Sultan Vahideddin’in defnedilmiş olduğu Şam’a kesinlikle götürülmemesini” ve “Hindistan’a yahut Beyrut’a defnedilmeyi arzu ettiğini” söyleyecekti.
Abdülmecid Efendi vefatından beş sene önce, 2 Mayıs 1939’da kaleme aldığı mektubu diğer dünürü Haydarâbâd Nizâmı Osman Han’a göndermişti. Halife mektubunda Sultan Vahideddin’e olan kızgınlığını dile getiriyor, Şam’da Osmanoğulları’na ait bir aile mezarlığının olduğunu ama Sultan Vahideddin’in oraya defnedildiğini söylüyor, “Felâketimize sebep olan Sultan Vahideddin ile aynı yerde yatmak istemiyorum” diyor, cenazesinin Hindistan’a yahut Beyrut’a naklini istiyordu...
23 Ağustos 1944’te Paris’te vefat eden son halifenin cenazesi tahnit edilip Paris Camii’nin altındaki odalardan birine kondu ve kızı Dürrüşehvar Sultan sonraki senelerde cenazeyi Türkiye’ye nakledebilmek için Türk makamları nezdinde uzun sürecek bir çabaya girişti. Hanedan mensuplarının memlekete girmelerinin yasak olmasına rağmen 1945’te “Hindistan Prensesi” unvânıyla İstanbul’a geldi, Ankara’ya gidip Çankaya Köşkü’nde zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ziyaret etti ama babasının cenazesinin memleketine getirilmesi iznini alamadı. Abdülmecid Efendi’nin nâaşı bunun üzerine 1954’te Paris’ten Medine’ye nakledildi ve 30 Mart günü Cennetü’l-Bâki mezarlığına defnedildi.