Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Dünya Suriye ve Irak'ı kıyaslamak doğru mu?

        NİHAL BENGİSU KARACA / HT GAZETE

        Obama, Suriye’ye yapılacak mesaj içerikli müdahale için kongrenin onayını beklerken, Türkiye’de bazı İslamcıların da desteklediği müdahale karşıtı argümanlar söz konusu oluyor.

        Irak’ı hatırlatıyorlar ve “Batılı devletlerin Irak’a yaptıklarının sonuçları ortada, eğer Suriye’ye müdahale edilirse orada da aynı şeyler olacak. Irak’ta karşı çıkmıştık, buna da karşı çıkmalıyız” diyorlar. Bence de Esad’ı indirecek, Suriye’de kan dökülmesinin önüne geçecek olan bölgedeki İslam ülkelerinin iradesi olmalıydı. Keşke. Ama Esad, hem Rusya’dan hem de “Müslüman kardeşimiz” olarak bildiğimiz İran’dan aldığı yardımlarla kan dökmeye devam ediyor ve bu durum biz istiyoruz diye değişmiyor. Öte yandan hem Suriye ve Irak’ı hem de Irak’a yapılanlarla Suriye için alınması planlanan tedbiri kıyaslamak doğru değil.

        1) İlk nedeni, adı üzerinde, Irak’a yapılan bir “işgal” idi. Suriye’de yapılması düşünülen ise bırakın işgali, Esad’a sarsıcı bir darbe vurmaktan bile uzak. Söz konusu olan “kimyasal silahların kullanımını caydırma” gibi bir sınırlı bir kapsam, mesaj içerikli bir uyarı atışı.

        2) Müdahalenin meşruiyet temelleri bakımından da farklar söz konusu. Irak kimyasal silah araştırmalarına 1991’de son vermişti. ABD’nin başını çektiği çokuluslu koalisyon 2003’te Irak’a askeri harekât başlattığında Saddam’ın kitle imha silahı olduğuna ve iddia edildiği üzere El Kaide’yi ve Usame Bin Ladin’i desteklediğine dair en küçük bir kanıt yoktu. Fakat Suriye’de kimyasal silah olduğuna dair en küçük bir şüphe yok. Ülkenin kimyasal silah programı “Suriye Bilimsel Çalışmalar ve Araştırma Merkezi” (SSCR) tarafından yönetiliyor ve bu merkez Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı. Dahası Esad’ın tam iki yıldır ordusu, şebbihası ve silahlı çeteleri eliyle muhaliflere yakın olduğunu düşündüğü sivil halkı acımasız şekillerde öldürdüğü de “kesin bilgi”...

        3) Irak işgalinin ardındaki temel nedenin ülkenin petrol rezervleri olduğuna, bu yağma ve talan harekâtının ise “Irak halkına demokrasi götürmek, Irak’ı özgürleştirmek” olarak satıldığına kimsenin şüphesi yok. Suriye’nin ise petrol rezervi yok. Ayrıca bu kez bir Ortadoğu ülkesine demokrasi gelmesi konusunda isteksiz ya da kuşkucu olan bizzat ABD. “Why not?” esnekliği kısa sürdü. Yeni konjonktürde Esad gider ya da gitmez, rejim değişir ya da değişmez, konu bu değil; yeter ki Esad sonrası iktidar yapısı İslamcılardan oluşmasın. Çoğunluğu Müslüman olan halkların başlarına İslami hareketlerden aktörler gelirse, kendi aralarındaki suni sınırları, 1. Dünya Savaşı sonrası oluşmuş Sykes-Picot düzenini değiştirebilirler. Eh, bu da küresel devletlerin ve İsrail’in çıkarları açısından çok şahane olmayabilir. Tam da bu nedenle Arap Baharı olarak adlandırılan uyanışlarla bir değişim gerçekleştirmiş ülkelerin başarısızlığa mahkûm olması isteniyor, hatta başarısız olmaları için çalışılıyor. Mısır’da olduğu gibi. Yeni konjonktürde Suriye İhvan’ının önünü kesmek, Esad’dan memnun olduğunu gizleyemeyen İsrail’in gücünü daha da berkitmek, mezhep savaşı çıkarmak için tayin edici müdahaleler beklenebilir, ama şu an söz konusu olan “insanlık adına zevahiri kurtarma müdahalesi” onlardan biri gibi değil.

        4) Irak’a demokrasi götürme sözü veren koalisyon devletleri, Irak’tan çekildiklerinde geride saçmasapan bir siyasal dizayn bıraktılar. Daha önce Sünniler Şiileri eziyordu, Irak’a “getirilen” demokrasiden sonra da Şiiler başa geçti, Sünniler ise tamamen denklem dışı bırakıldı, Irak Baas’ı tümüyle tasfiye edildi. Suriye’de ise direniş başlar başlamaz Esad sonrasının siyasal profilini oluşturacak yapılar teşekkül etti. SUK bünyesinde Nusayriler, gayrimüslimler, Sünniler, Şiiler, Kürtler de temsil ediliyor. SUK’un yapısı Suriye’deki siyasi, etnik, dinsel ve mezhepsel çeşitliliği karşılayacak alternatif iktidar bloğuna örnek teşkil etmesi açısından önemli. İçinde Baas’ın da olduğu bir demokratik düzen amaçlanırken Baas rejiminin tümden tasfiye olmadığı bir geçiş modeli üzerinde duruluyor. Bu model için Faruk Şara gibi, üzerinde mutabık kalınan isimler de var. Bunlar Irak’ta olmayan şeylerdi. Irak’ta olan pek çok şeyin Suriye’de olmaması gibi.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ