Polis Akademisi tarafından “Radikalleşmenin Önlenmesi ve Terörizmin Olgusu” başlıklı rapor yayımlandı. 11-13 Aralık 2018 tarihlerinde Türk Polis Teşkilatı, T.C. Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği üye devletleri, Avrupa Birliği Kolluk Eğitimi Ajansı (CEPOL) ve akademisyenlerin katılımıyla oluşan yaklaşık 60 kişilik uzman kadroya İstanbul’da bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda; “Terörizmin Tanımı”, “Radikalleşmenin Önlenmesi” ve “Engelleme ve Radikalleşmenin Önlenmesi” konuları ele alındı.

Habertürk’ten Ahmet Küçük’ün haberine göre, çalıştay sonunda yayımlanan raporda önemli konular ele alınırken, Türkiye’den ve dünyadan dikkat çeken terör saldırıları da örnek verildi.

Polis Akademisi raporu için tıklayınız

“TERÖR ÖRGÜTÜ BELLİ BÖLGEDE OLSA DA ETKİLERİ ULUSLARARASI”

Polis Akademisi Öğretim Görevlisi Ahmet Demirden, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, "Terörün ortak tanımının olmamasının en büyük etkenlerinden biri, devletlerin tehdit algılamasında farklılıklar olması” dedi. "Terörün uluslararası boyutunun olduğunu göremeyen kimse yoktur” diyen Demirden, “Terör örgütü, belli bir bölgede terör faaliyetlerini gerçekleştirse de etkilerini uluslararası boyutta görmemek mümkün değil” ifadelerini kullandı. Demirden, terörizme ilişkin olarak "Terörizm bazı devletler tarafından gizli bir savaş aracı olarak da kullanılıyor” ifadelerini kullandı.

ORTALAMA 2,4 KİŞİ...

Küresel Terörizm Endeksi Raporu’ndan: Raporda yer verilen “Küresel Terörizm Endeksi Raporu”nda 2014-2017 yılları arasında terör saldırılarının arttığı bilgisine yer verildi. Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da terör saldırılarının arttığına dikkat çekilirken, 2017 yılında çatışmalardan etkilenen ülkelerdeki terör saldırılarında saldırı başına ortalama 2,4 kişinin öldüğü vurgulandı.

KAÇ ÇEŞİT TERÖR?

Rapora göre, terör örgütleri üç gruba ayrıldı. Bunlar, “Dinin yanlış ve uygunsuz yorumlayanlar”, “Etnik yapıya yönelik eşit olmayan muamele algısı” ve “Aşırı politik ideolojiler” olarak tanımlandı.

“Dinin yanlış ve uygunsuz yorumları” için DEAŞ örneği verilirken, “Bu gruplar, ilahi emirleri yanlış yorumlamakta ya da gerçeği tahrif eden aşırı bir aldanma içindedirler” denildi.

Etnik yapıya yönelik eşit olmayan muamele algısı: Raporda terör örgütü PKK bu başlık altında değerlendirilirken, “Bu gruplar, kendilerini bağımsız etnik uluslar olarak görmektedirler veya o ülke içinde kendilerine daha özerk bir statü verilmesi ya da o devletten ayrılma şeklinde statülerine ilişkin bir teyit aramaktadırlar” ifadeleri kullanıldı.

Aşırı politik ideolojiler: “Neo-Nazi” örneği verilen raporda, “İdeolojik terörist gruplara katılmanın tek koşulu, onların ideolojilerini takip etmek ya da politik değerlerini taşımaya istekli olmaktır.” diye tanımlandı.

TÜRKİYE’DE TERÖR ve KARLOV SUİKASTI

Uzun yıllardır terörle amansız bir mücadele veren Türkiye, “örgüt”, “şiddet” ve “ideoloji” başlıklarını kapsayan bir değerlendirmeyle terör tanımı yapıyor. Raporda, FETÖ terör örgütünün sadece 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirmediği Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un öldürülmesi de hatırlatıldı. Türkiye ile Rusya ilişkilerine zarar vermesi amacıyla bir FETÖ üyesi tarafından suikastın gerçekleştirildiği vurgulandı.

YPG FARKLILAŞMASI: TÜRKİYE-ABD

Suriye’nin kuzeyinde terör saldırıları düzenleyen terör örgütü PKK’nın bir kolu olan YPG terör örgütüne ilişkin Türkiye ile ABD’nin farklı yaklaşımları da ele alındı.  “Jeopolitik nedenlerin ulusal ve uluslararası politikaları tanımlamaması” gerektiği vurgulanan raporda “Bu konudaki farklı yaklaşımlar iki ülke jeopolitik nedenlerden dolayı olabilir ama ortak zemine ihtiyaç vardır” ifadeleri kullanıldı.

Diğer yandan terör örgütü PKK’nın Avrupa tarafından legal ve illegal yollarla finanse edildiği belirtilen raporda, “Türkiye’deki üst düzey güvenlik kuvvetlerinin tecrübelerine göre, Avrupa’daki PKK faaliyetlerinin sonlandırılması için Türkiye’yle bağlantılı olarak çalışma konusunda AB ülkeleri arasında ortak bir yaklaşım bulunmamaktadır” denildi.

Raporda terör örgütü YPG’ye yönelik şu ifadeler dikkat çekti:

“Bir terörist grubun başka bir terörist gruba karşı mücadele ettiği için meşru bir örgüt olarak görülmemesinin önemli olduğu gibi YPG’nin herkesçe bilinen uluslararası bir terör örgütü olan PKK’nın çok sayıda kolundan biri olması nedeniyle, YPG’nin de terör örgütü olarak tanınması gerektiği açıktır.”

PKK-FETÖ-DEAŞ ve DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİ

Türkiye’yi etkileyen terör örgütlerinin radikalleşme süreçleri hakkında verilen bilgiler özetle şöyle:

PKK: Etnik milliyetçi, ayrılıkçı bir terör örgütüdür. Kürt etnisitesine odaklanmakta ve Marksist-Leninist köklere sahip bulunmaktadır. Çatışmayı yurtdışına taşımak için Kürt diasporasını kullanır. PKK, militan devşirme bağlamında, 18 yaşın altında olan gençlere ve çocuklara özel ilgili göstermektedir. PKK, çocukları radikalleştirir ve onları silahlı eylemlere yöneltir.

FETÖ: Sahte mehdi ve kültist hareket üzerine temellenmiş bir terör örgütüdür. Radikalleşme, örgüte katıldıktan sonra gerçekleşir. Ana ideolojileri devletin kurumlarının kontrolünün ele alınması; tam kontrol sağlandıktan sonra ekonomik, toplumsal ve politik güçlerin oligarşik bir zümre tarafından yönetilmesi. FETÖ'nün kullandığı ilkeler; Tabandan tavana, en üst düzeylere kadar sızmak, takiyye / ihtiyat / sır saklama ve görünmezlik ilkesi; güçlü olmak ve güçlü kalmak ilkeleri; bozuk ve radikal yorumlar yolu ile din sömürüsü.

DEAŞ: DEAŞ radikalleşme sürecini içeren terör örgütlerinden biridir; amaç kargaşa yaratmaktır, DEAŞ dünyanın her yerinde Müslümanların suçlanıp yargılandıklarını ve kendilerinin Müslüman olmayanlara karşı yönetilen yegâne sözde cihat temsilcileri olduklarını iddia etmektedir. Sosyal medyayı diğer terör gruplarından daha etkin şekilde kullanmaktalar.

DİĞERLERİ: MLKP ve DHKP-C terör örgütlerinin aşırı sol ideolojiler taşıdığı, üyelerinin eğitim seviyesi yüksek olduğu belirtilen raporda, ideolojinin temel ilkelerini anlamları için eğitim görmelerinin talep edildiği belirtildi.

RADİKALLEŞMENİN ÖNLENMESİ

Raporda ilginç bir noktaya işaret edilirken, radikalleşmenin önlenmesinin “kolay olmadığı” vurgulandı. Radikalleşme için “Günümüz dünyasında radikalleşme bir olgu haline gelmiştir ve yakın zaman içerisinde tamamıyla ortadan kalkmayacağı aşikârdır” denildi. Ayrıca radikalleşme ile mücadelede başarı oranının yüzde 2’den daha düşük olduğu bilgisi verildi.

DA VINCI ÖRNEĞİ: Bilim insanı Leonardo Da Vinci’nin dönemine göre “radikal” fikirleri olduğu ancak fikirlerinin insanlığın gelişmesine yardımcı olduğu vurgulandı. Buradan hareketle “radikalleşme”yi şiddet içeren veya içermeyen olarak ikiye ayrılması gerektiği belirtildi.

DEAŞ ÖRNEĞİ: Belçika’da terörle bağlantılı harcamalar yapan bir kişinin 5 yıl hapis cezasına çarptırılıp, tahliyesinin ardından terör örgütü DEAŞ’a katıldığı vurgulandı. Raporda, hapis cezasının radikalleşmeye engel olmayacağı ifade edildi.

RAND raporundan: 1968’den 2006’ya kadar 268 terör grubunu kapsayan bu raporda, söz konusu terör gruplarından yalnızca yüzde 7’si askeri yöntemlerle yenilmiştir, yüzde 43’ü politikaya girmiş ve yüzde 40’ı ise istihbarat, polis ve kamuoyunun tepkisiyle dağıtılmıştır.

TÜRKİYE’DE RADİKALLEŞME

Terör örgütü PKK ve DEAŞ üyelerine yönelik yapılan incelemeye yer verilen raporda; ailevi, sosyal ve psikolojik sebeplerin radikalleşmeye yol açtığı belirtilirken, bütüncül bir yaklaşımla radikalleşmenin önlenebileceği ifade edildi.

Raporda, Türkiye’de radikalleşen FETÖ’cüler tanımlanırken “prizma” örneği verildi. Türk mahkemelerinin FETÖ hiyerarşisinin en tepe noktasına “fazla radikalleşmiş olanlar”ı, alt basamaklara ise daha az radikalleşenleri yerleştirdiği belirtildi.

RADİKALLEŞMENİN ÖNLENMESİ İÇİN ATILACAK ADIMLAR

Raporun sonuç bölümünde radikalleşmenin önlenmesi için atılması gereken adımlar maddelendirildi. Özetle, radikalleşmenin önlenmesi için birden fazla yol olduğu ve bunun bir süreç gerektirdiği vurgulandı. Ayrıca, dinlerin doğru şekilde öğretilmesi, sanal araçların kontrol altında tutulması, hem kolluk kuvvetlerinin hem de özel sektörün sorumluluk üstlenmesi, iletişim kaynaklarının etkili kullanılması, eğitimin ulaştırılması sıralandı.

Diğer yandan radikalleşenlerin rehabilitasyonu için bütüncül programların uygulanması gerektiği belirtilirken, mahkûmiyet öncesi ve sonrası süreçlerin uygulanması, medya yoluyla halkın terörist gruplar hakkında bilgilendirilmesi ve rehabilite edilen radikallerin terör örgütleri hakkında halkı doğru bilgilendirilmesinin sağlanması gerektiği vurgulandı.