Bu sene özellikle tartışmaya açtığım, muhakkak üzerinde durulması gereken bir konu olan "Kapalı savunmalara nasıl hücum etmeliyiz?" sorunsalı, bir başka maçın daha hikayesi olmaya adaydı.

Disiplinli, asla kendi dizilişini bozmayan Konyaspor'a karşı  Fenerbahçe ilk defa uygun ve ideal kadrosu ile sahadaydı.

Her oyuncu kendi mevkisindeydi. Konya, Alanya maçı sonrası diğer takımların vazgeçtiği önde baskı ile başladı. Fenerbahçeli oyuncular paslaşmalarda baskıyı görünce uzun vurdular. Neredeyse ilk yerleşilmiş anda Garry'nin pasında Vedat pozisyonu buldu. Garry sonraki pozisyonda klasik golünü attı. İlk golden sonra bu tip takımlar mecburen öne çıkıyor. İşte o zaman Garry ve Moses gibi isimlere alan doğuyor. Geçen yıl Galatasaray, skoru bulduğu maçlarda Onyekuru'nun hızı ve alan kullanımıyla bir çok maçı kazandı. Bu müsabakada da 1-0'dan sonra Garry etkili oldu. Ancak 2. gol de yine Konya savunmadayken Moses'in becerisi sonrası geldi. Normalde içeride 2-0'ı bulduğunuzda, maçı bitirmeniz lazım. Ama Fenerbahçe kalecisi geçen haftaki gibi 'ölüyü diriltti.' Maalesef Altay ile ilgili her hafta ümitlerim azalıyor.



2-1 Konya'yı ümitlendirdi ama işte aslen beraberlik için giderlerken yine Garry kontraya çıktı; Ozan'a golü attırdı.
2. yarıda akıllıca bir şekilde sahasında bekledi Fenerbahçe... Bu dönemde Fenerbahçe seyircisi topla oynayan Konya'yı ıslıklıyordu. Oysa ki "Bırakınız gelsinler" demek lazım. Geldiklerinde arkada alan veriyorlar ve hücumda kalabalıkken de çok pozisyon üretemiyorlar.

Sonra ön alan baskısı ile Gustavo'nun kaptığı top sonrası attığı gol maçı bitirdi. Vedat'ın golü tek kelimeyle mükemmeldi. 5-1'e rağmen Vedat'ın pek gününde olmadığını, Emre'nin de kendisini çok zorlamasının onun için doğru olmadığını söylemeliyiz. Serdar Aziz'in sakatlıkları kabak tadı verdi. Ha keza Altay da sıkıntı. Garry ve Ozan'ın müthiş oynadığını Zanka'nın da başarılı olduğunu söylemeliyiz. Kayseri ve Kasımpaşa maçları öncesinde Tarsus Kupa maçında Ferdi - Zajc - Deniz ve bilhassa Mevlüt'ün kazanılması lazım.