Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bugün gerçekleşen TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı'nda açılış konuşmasını yapan Özilhan, yüksek enflasyonun uzun vadeli düşünmeyi ortadan kaldırdığını belirterek, Merkez Bankası'nın enflasyon ile mücadele için tüm adımları bağımsız bir şekilde atması gerektiğini vurguladı. Özilhan, TCMB'nin dün attığı adımla herkesin biraz rahatladığını söyledi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon ile mücadele için gerekli tüm adımları bağımsız bir şekilde atabilmesi gerektiğini belirterek, “TL’nin değerinde son dönemde görülen ve tüm vatandaşları büyük bir endişeye sevk eden baş aşağı gidiş karşısında Merkez Bankası tarafından dün yapılan müdahale, herkesi rahatlatmıştır.” dedi.

Özilhan, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin gündeminde seçimlerin bulunduğunu belirterek, son 16 yılda halk oylamaları dahil hepsinin de kritik önemde olduğunu düşündükleri 12 seçim dönemi geçirildiğini ve gelecek ay bir kez daha sandığa gidileceğini, hemen peşinden yerel seçimlerin konuşulmaya başlanacağını kaydetti.

Siyasi partilerin ve cumhurbaşkanı adaylarının manifestolarını ve seçim bildirgelerini açıklamaya başladığını, bundan sonra ise sıranın seçmende olduğunu ifade eden Özilhan, şunları söyledi:

“En başta uzlaşma, barış ve istikrar istediğimizi bir kere daha vurgulayalım. 2007’den bu yana ortalama 12 ayda bir yapılan seçimlerden yorgun düştük. Toplumu geren, kamplaştıran, arkadaşı, arkadaşla, akrabayı, akrabayla, komşuyu, komşuyla karşı karşıya getiren bu gergin havadan kurtulmak istiyoruz. Artık ekonomik ve siyasi ortamın olgunlaşmasını istiyoruz. Kamplaşmayı, kavgayı, gürültüyü geride bırakmayı, enerjimizi Türkiye’mizi nasıl daha iyi yaparız, daha mutlu insanların ülkesi yaparız konusuna ayırmayı istiyoruz. Kafa kafaya verip tartışırsak, aşamayacağımız hiçbir sorunumuz olmaz. El ele çalışırsak ülkemizi yeni teknolojik çağın kazananlarından biri haline getiririz. Beraber hareket edersek, küresel güç mücadelesinde Türkiye’mizin çıkarlarını en iyi biçimde savunabiliriz.”

Özilhan, Türkiye’nin küresel eğilimleri ne zaman doğru okuyup dünyayla eş zamanlı olarak değişime uyum sağlamışsa, küresel yarışta öne çıktığını aktararak, böylAe dönemlerin her birisinin bir hikayesi, toplumu heyecanlandıran, halka umut aşılayan bir gelecek vizyonunun olduğunu, bugün de yeni bir hikayeye ihtiyacın bulunduğunu, bu yeni hikayenin herkesi kucaklaması, kimseyi dışarıda bırakmaması gerektiğini dile getirdi.

Demokratik ölçüler içinde kalan herkesin ve her kesimin temsil edildiği bir meclisin her türlü yeni hikayenin çıkış noktası ve enerji kaynağı olduğuna işaret eden Özilhan, “Herkese temsil edildiği duygusunu güçlü bir şekilde hissettiren bir meclise ihtiyaç duyduğumuz, kardeşlik, barış, huzur, öngörülebilirlik ve refah içinde yaşama arzumuzu ifade eden bir siyasi vizyonu harekete geçirebiliriz. Böyle bir vizyonun ana başlıklarını siyasi çerçeve, dış politika ve ekonomi oluşturmalı.” dedi.

 “Devletin kurumsal kapasitesi güçlü olmalı”

 Özilhan, seçimler sonrası oluşacak siyasi iradeye yönelik olarak bazı başlıklara değinerek, şunları aktardı:

“Birincisi devletin kurumsal kapasitesini güçlendirilmesi. Kutuplaşmanın olduğu toplumlarda devlet çok iyi çalışmalı. Devlet mekanizmasının işleyişi kişilerle kaim değildir. Aslolan kuralların herkes için eşit ve bağlayıcı olması, kurumsal kapasitesi gelişkin bir devlet düzeninin etkin işlemesi ve tüm vatandaşlarını ayrım gözetmeksizin hoşnut etmesidir. İkincisi güçler dengesinin sağlanması. Türkiye bu seçimle beraber önemli bir yönetim değişikliğine gidecek ve cumhurbaşkanlığı sistemine geçecektir.

Bu yeni yapı altında, yürütme güçlenirken, gücün farklı organlar arasında dağılmasına ve birbirini dengelemesine dikkat etmek gerekecektir. Devlet içinde gücün bir yerde temerküz etmesini önlemek açısından, yürütmenin yanı sıra yasama, yargı, bürokrasi, özerk kurumlar, medya ve sivil toplumun da bağımsız yapılar olarak etkin bir şekilde fonksiyonlarını yerine getirmesi önemlidir. Eş derecede önemli bir nokta da seçim sonuçları ne olursa olsun, yürütme ve parlamento arasındaki erk paylaşımının yeni sistem altında iyi tanımlanması, gerekiyorsa yeni yasal düzenlemeler yapılması ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi gereğidir.

Üçüncüsü bürokrasinin, etkin, hızlı ve iyi işleyecek biçimde yapılandırılması ve atamaların sadece liyakata göre yapılması. Devlet mekanizmasının etkin çalışması, işinin ehli, yetki ve sorumlulukları iyi tanımlanmış bir bürokrasiden geçer. Bağımsız kurumlar güçlü olmalı ve ellerindeki yetkiyi tam anlamıyla kullanabilmeliler. Bürokrasinin iyi çalışmasının bir koşulu da atamaların liyakata göre yapılmasıdır.”

Özilhan, dördüncü önemli başlığın da hukuk devletinin ve adaletin yeniden tesisi olduğunu anlatarak, sadece kağıt üzerinde değil, hayatın içinde de tüm vatandaşların hak ve özgürlüklerinin tam olarak devlet güvencesinde olması gerektiğini vurguladı.

Ne Türkiye içinde ne de dışında hukuk devleti normları konusunda akıllarda hiçbir soru işareti oluşmaması gerektiğini aktaran Özilhan, “Her dönem yeni mağdurlar ve yeni mağrurlar yaratmak yerine kimsenin mağdur ya da mağrur olmadığı bir toplum düzeni kurabilmeliyiz.” diye konuştu.

 Küçük bir oy farkının iktidarı ve muhalefeti belirleyebileceği durumlarda çoğulculuğun önemi artıyor”

 Özilhan, beşinci olarak çoğulcu demokrasi idealine işaret ederek, “Çoğunlukçuluktan çoğulculuğa geçiş, bir demokrasinin gücünü ve gelişkinliğini gösterir. Azınlığın varlığını koruma ve güçlenip çoğunluk olmak için faaliyet yapma hakkını serbestçe kullanabilmesi, vermemiz gereken en önemli sınavlardan biri. Küçük bir oy farkının iktidarı ve muhalefeti belirleyebileceği durumlarda toplumsal barış açısından çoğulculuğun önemi daha da artıyor.” şeklinde konuştu.

Altıncı olarak ifade özgürlüğünün tartışma konusu olmayacak biçimde tanınmasının önemine dikkati çeken Özilhan, şunları kaydetti:

“Düşünce ve ifade özgürlüğü demokrasinin asli unsurlarından biridir. Her vatandaş, hakaret veya şiddete çağrı içermeyen fikrini özgürce söyleyebilmelidir. İfade özgürlüğünün olmadığı bir yerde demokratik standartlardan söz edilemez"

Yedinci olarak laikliğin öneminde herkesin uzlaşması. Hem Sünni Müslüman çoğunluğun hem de bu çoğunluğun dışında kalan kesimlerin inanç temelli sorunlarının çözümü, içi iyi doldurulmuş bir laiklik anlayışı ile mümkündür. Devletin tüm inanç ve inançsızlık türlerine aynı mesafede, aynı hakkaniyet ve adalet ölçüsüyle yaklaştığı bir sistemi kurmamız gerekiyor.”

 “Makroekonomik dengeleri tesis edecek bir programın devreye sokulması gerekiyor”

 Özilhan, ekonomide birinci önceliğin makro ekonomik istikrarın sağlanması olması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Yüksek enflasyon, uzun vadeli düşünmeyi imkansızlaştırır, yatırım koşullarını ortadan kaldırırken sabit gelirli vatandaşın da gelirlerini reel olarak azaltır. Merkez Bankası enflasyon ile mücadele için gerekli tüm adımları bağımsız bir şekilde atabilmelidir. TL’nin değerinde son dönemde görülen ve tüm vatandaşları büyük bir endişeye sevk eden baş aşağı gidiş karşısında Merkez Bankası tarafından dün yapılan müdahale, herkesi rahatlatmıştır. Tercihimiz bu tür müdahalelerin zamanında ve gerekli ölçekte yapılması, piyasalar açısından Merkez Bankası kredibilitesinin güçlü olmasıdır. Şimdi sıra bu müdahalenin yapısal reformlar ve mali disiplin ile pekiştirilmesindedir.

Bütçe açığı zaten bozulma eğiliminde iken, seçim öncesinde açıklanan paketle bütçeye gelen ilave 24 milyar TL’lik ek yük, mali disiplin konusunda şüphelere neden olmuştur. İç tasarruflar yeterli değilken kamu açığının artma eğiliminde olması, kaynak ihtiyacını artırıyor. Diğer yandan, petrol fiyatlarındaki artış, yılda 50 milyar doları bulan cari açığı körüklüyor. Ekonominin cari açık-bütçe açığı kapanına doğru sürüklendiği düşüncesi, TL’nin değeri üzerinde baskı yaratıyor. Bu değerlendirmeler, Türkiye’nin kredi notunda düşüşlere neden oluyor. Bu durumun önüne geçilmesi için makroekonomik dengeleri tesis edecek bir programın devreye sokulması gerekiyor.”

Enflasyonu yüzde 5 eşiğinin altına çekecek ve TL’ye istikrar kazandıracak, bütçe disiplinini sağlayacak ve piyasalara güven verecek bir programın, yerel seçimler beklenmeden hemen uygulanmaya başlanması gerektiğini vurgulayan Özilhan, “Kamu harcamalarının yaratacağı finansman ihtiyacının makroekonomik dengeler üzerindeki etkisi iyi hesaplanmalı. Büyük kamu projeleri, küresel finans koşulları düşünülerek, doğru zamanda, doğru finansmanla yapılmalı. Bu çerçevede, dün Merkez Bankası müdahalesinin ardından Sayın Başbakan’ın ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın mali disiplinin süreceği ve finansal istikrarın gereğinin yapılacağı doğrultusundaki açıklamaları memnuniyetle karşıladık.” dedi.

 Türkiye gibi bir ülke tek bir sektöre bağımlı olarak büyüyemez”

 Özilhan, sürdürülebilir büyüme için sektörlerin teknolojik dönüşüme hazır hale getirilmesinin önemine dikkati çekerek, “Türkiye gibi 80 milyonluk nüfuslu, dünyanın en büyük 20 ekonomisinden birisi, tek bir sektöre bağımlı olarak büyüyemez. İnşaat sektörü büyümeyi harekete geçirmekte, altyapı üretmekte ve kentsel dönüşümü sağlamakta hiç şüphesiz çok önemlidir. Ama sanayi ve tarımın yarattığı katma değeri artırmadan büyümeyi sürdürülebilir kılmak imkansız.” şeklinde konuştu.

Büyümenin meyvelerinin adilce paylaşılmasına işaret eden Özilhan, 2007 yılına kadar gelir dağılımı göstergelerinde önemli iyileşmelerin sağlandığını, yoksullukla mücadelede ciddi mesafe kat edildiğini, sonrasında ise bir ilerleme sağlanamadığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gelir dağılımından daha az pay alan kesimlere seçimlerden hemen önce verilen destekler, seçim sonrasında bozulan bütçe açığı nedeniyle geri alınmak durumunda kalınır. Bunun yerine, bireyler ve bölgeler arası gelir dağılımını daha dengeli hale getirecek uzun vadeli bir strateji yürütülmeli. Eğitim sisteminde son 15 yılda 15 kez değişiklik yapıldı ama sistem bir türlü düzeltilemedi. Sorunların nedenini ve doğasını anlayabilen ve çözüm üretebilen bir nesil yetiştirmeyi daha başaramadık. Çocuklarımızı dünyadaki yaşıtlarının gerisinde yetiştiriyoruz, büyüttüğümüz gençlerimize iş alanı açamıyoruz.”

 “Dış politikada oyun alanımızı genişletmeliyiz”

 Özilhan, dış politikada dengeli duruşa ihtiyacın bulunduğunu ve bugün dünyada ciddi bir güç mücadelesinin yaşandığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Yaşanan küresel güç mücadelesinde, dış politika taktikleri gereği attığımız adımlar ne olursa olsun, hukukun üstünlüğü, çoğulcu demokrasi, refah, teknoloji ve bilim, eğitim ve kültür gibi bir dizi alanda benzemek istediğimiz yer, Çin, Rusya ya da Orta Doğu değil, batı medeniyetidir. Bir yandan Çin ve Rusya gibi ülkelerle diğer yandan da Batı ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı çıkar temelinde sürdürmeliyiz. Bunlar birbirine alternatif değil, tamamlayıcı ilişkilerdir. Batının Türkiye’ye ve İslam medeniyetine karşı önyargılı tutumu karşısında, ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşınması konularında izlediği irrasyonel politikaların Orta Doğu’yu sürüklemekte olduğu yer konusunda, Batı’ya karşı Batı medeniyetini savunarak cevap vermeliyiz. Popülizm uğruna izlenen bu yarını olmayan politikalar karşısında, serinkanlılığımızı koruyarak, uzun vadeli çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeli ve dış politikada oyun alanımızı genişletmeliyiz.”

 "Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirilmeliyiz”

 Tuncay Özilhan, Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bölgemizi esir alan risklere ve belirsizliklere karşı elimizdeki en önemli araç, her şeye rağmen yine de Türkiye’nin AB sürecidir. Her ne kadar üyelik müzakerelerinde AB Türkiye’ye bazen çok yanlış politikalar uygulanmış olsa da Avrupa’dan uzaklaşmak Türkiye’nin milli çıkarlarına aykırıdır.” dedi.

İş birliğinin hem Türkiye’nin hem Avrupa’nın lehine olduğunu, bölgesinde oyun kurucu bir ülke olan Türkiye’nin üyeliğinin, küresel güç dengesinde Avrupa Birliği’ne avantaj sağlayacağı gerçeğinden hareketle, Avrupa Birliği ile ilişkilerin kazan-kazan temeli üzerine oturtulması gerektiğini anlatan Özilhan, uzun süredir toplumu geren farklılaşmaların, bu seçim döneminde daha geriye düşmüş durumda olduğunu, daha önce yapmış oldukları toplumsal mutabakat çağrılarının toplumda karşılık bulmuş olmasını memnuniyetle gözlemlediklerini dile getirdi.

Özilhan, siyasetteki üslubun düzelmesinin, seçim kampanyalarının siyasi nezaket ve adap içinde yürütülüyor olmasının, sorunları çözme umutlarını artırdığını, birlik ve beraberliği perçinlediğini aktardı.

Özilhan'ın ardından kürsüye gelen TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik de "Dün MB tarafından atılan adım son iki haftadır yaşanan süreçte bir miktar rahatlık sağladı. Bundan sonraki süreçte ekonomi yönetiminin ahenk içinde politika yapmasını bekliyoruz" dedi. 

"Yüksek büyüme ile ekonominin tekerleri hızlı dönüyor ama yüksek cari açık ve enflasyon ile patinaj yapıyoruz. Şu anda yaşadığımız durum budur" diyen Bilecik, "Bir an önce ekonomimize duyulan güveni yeniden tesis etmemiz gerekiyor, aksi halde ekonomimiz sert bir düzeltmeyle karşı karşıya kalacaktır." ifadesini kullandı.

Bilecik'in açıklamaları şöyle:

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilecik, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, Merkez Bankası tarafından dün atılan adımın son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağladığını belirterek, "Bundan sonraki süreçte istikrarı önceliklendiren politika ve söylemlerin devam ederek, ekonomi yönetimimizin uyum ve ahenk içerisinde politika yapım sürecini devam ettirdiğini görebilmeyi arzuluyoruz." dedi.

Bilecik, TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, her zaman ürünlerin, hizmetlerin, ekonomik, toplumsal ve ekolojik; her açıdan en iyi nitelikte olmasını hedeflediklerini söyledi.Bilecik, toplumsal ve siyasal olayların, ekonomiyi doğrudan veya dolaylı yoldan etkilediğini herkesin bildiğini aktararak, "Siyasal istikrar ve güven ortamıyla, ekonomik istikrar 'at başı' gider. İyi siyaset, güçlü ekonomi; güçlü ekonomi de güçlü ülke demektir." diye konuştu.

Türkiye'nin son derece zorlu bir süreçten geçtiğini vurgulayan Bilecik, "Bu durumdan en hızlı ve en çok etkilenen alan, şüphesiz ülkemizin ekonomisidir. Bu ortamda, hep birlikte mevcut durumu daha iyi anlamak ve bu gidişata yön verebilmek için her zamankinden daha fazla istişareye ihtiyacımız var." ifadelerini kullandı.

Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu:"Dönem dönem; özellikle de seçim öncelerinde siyasetin ülke gündeminin en üst sırasında olduğu zamanlarda, polemik konusu olur; 'TÜSİAD siyasete karışır' denir. TÜSİAD olarak biz, ilkelerimiz gereği, hiçbir zaman siyasete karışmayız. Biz, her çağdaş ülkenin önde gelen iş dünyası temsil örgütü gibi ekonomiden demokrasiye; teknolojiden eğitime, Türkiye’yi dünyada daha güçlü kılacak tüm alanlarda veri temelli analizler yapar, politika ve uygulama önerilerimizi kamuoyuyla ve devletimizle paylaşırız. Bu, vatanseverliğin ve demokrasinin gereğidir. İşimiz, işletmelerimizi iyi ve verimli şekilde yönetmektir."

"Rasyonel ekonomi politikaları uygulandığını görmeye ihtiyacımız var"

Erol Bilecik, iş insanları olarak, her ne kadar en temelde kendi iş alanlarının sınırları içinde düşünüp hareket etseler de tüm dünyayı etkileyen küresel hareketleri ve dinamikleri, bunların ulusal ekonomi üzerindeki etkilerini hesaba katmadan başarılı olamayacaklarını söyledi.İşletmelerin düzgün çalışması için kendilerinin ellerinden geleni yapmakla yükümlü olduklarına işaret eden Bilecik, "Ancak bunun yanı sıra tutarlı, küresel ve ulusal verilere dayalı, rasyonel ekonomi politikaları uygulandığını görmeye ihtiyacımız var. Ekonomi yönetimlerinin, bizim de bazen göremeyeceğimiz gelişmeleri takip ederek, bıçak kemiğe dayanmadan gerekli önlemleri alması, iş dünyası açısından kritik önemdedir." yorumunu yaptı.

Bilecik, uzun süredir, dünyadaki gidişata ve Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerine bakarak, büyüme modelinin gözden geçirilmesi gerektiğini savunduklarını anımsatarak, güven veren, yapısal sorunları giderici temel reformları önceliklendiren yeni bir ekonomi anlayışına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.Sorunların zora girildikten sonra çözülmeye kalkındığında çok daha büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalınacağını aktaran Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü:"Hepimiz piyasaları, kur, faiz, enflasyon oranlarını yakından takip ediyoruz. Son dönemde hem dışarıdaki gelişmeler, hem de içeride uygulanan genişlemeci politikalar, bu göstergelerde ciddi bozulmalara yol açtı. Ülke olarak yaşadığımız zorluklar, sonu gelmeyen bir seçim takvimi, hain darbe teşebbüsü, bölgemizdeki gelişmelerin yarattığı tehditler, elbette bizi zorluyor. Tüm bu etkenlere rağmen, ekonominin temelinde bir süredir zayıflamalar gözleniyordu. Maalesef, yüksek enflasyon ve ağır borç problemi nedeniyle, Türkiye ekonomisindeki dengeler hayli kırılgan hale gelmişti.Tasarruf oranlarımız, iç talebe dayalı yüksek büyümemizi finanse etmekte yetersiz kalıyor. Dış borca bu nedenle bağımlıyız. Dış borç, kamu ya da özel sektör ayırt etmeden hepimiz için bir kur riski taşıyor. Ülkemizin döviz ihtiyacının bir şekilde, tercihen uzun vadeli doğrudan yatırımlarla, bunların yetmediği durumda kısa vadeli, daha likit araçlarla karşılanması gerekiyor."

"Ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır"

Bilecik, yapısal reformlar ile yabancı kaynak bağımlılığını azaltmayı kendilerinin de istediğini ancak bugünkü durumun sebebinin reformların sürekli ertelenmesi olduğunu belirterek, "Çözümü ertelenen sorunlar, gelecekte daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar. Artık içinde bulunduğumuz gerçeği kabul etmemiz ve bu gerçeğe uygun politikalar üretmemiz gerekiyor. Çünkü ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır. Ve hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz."Hem yurt içinde hem yurt dışında, bugün Türkiye ekonomisi politikalarının büyük bir ilgiyle takip edildiğine dikkati çeken Bilecik, şunları kaydetti:"Ekonomide dengelerin değişebileceğine yönelik en ufak bir sinyal geldiğinde hem dış hem iç piyasadaki oyuncular anında pozisyon değiştiriyorlar. Böylece faizler ve kurlar her siyasi gelişmede hareketleniyor.

Dünyanın tüm ekonomileri için geçerli bir gerçeği anımsatmak isterim; kural temelli, öngörülebilir politikalara dayanmayan günübirlik tedbir ve paketler, bir ülkenin ekonomisinin sürdürülebilirliğini sorgulanır hale getirir. Nitekim; kurda gördüğümüz hızlı yükseliş, Türkiye ekonomisi için bu sorgulamanın başladığını gösteriyor. Bir an önce ekonomimize duyulan güveni yeniden tesis etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde; ekonomimiz sert bir düzeltme ile karşı karşıya kalacaktır."Bilecik, Merkez Bankası tarafından dün atılan adımın son iki haftadır yaşanan süreçte bir nebze olsun rahatlık sağladığını dile getirerek, "Bundan sonraki süreçte istikrarı önceliklendiren politika ve söylemlerin devam ederek, ekonomi yönetimimizin uyum ve ahenk içerisinde politika yapım sürecini devam ettirdiğini görebilmeyi arzuluyoruz. Yakın geçmişte ekonomi yönetimimiz çok önemli başarılara imza attı. Kalıcı başarıya ulaşmak için beklentimiz, önümüzdeki hassas dönemde de ekonominin kararlılıkla ve akılcı politikalarla yönetilmesidir." diye konuştu.

Mayıs 2013’te yurt dışında ucuz para döneminin sona erdiğini ve o tarihten itibaren faizlerin artmaya, sermaye akımlarının tersine dönmeye başladığını vurgulayarak, artık ucuz borçlanıp, bol para ile büyüme sağlamak gibi bir seçeneğin kalmadığını anlattı.Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu: "Yüksek büyümeyi reform ve verimlilik artışlarıyla sağlayamadığımızda, parasal ve mali genişlemeyle; yani bol ve ucuz parayla büyüdüğümüzde, hep aynı sorunlarla karşılaşıyoruz: Yüksek cari açık, yüksek enflasyon. Yüksek büyümeyle ekonomimizin tekerlekleri hızlı dönüyor ama aynı anda yüksek cari açık ve yüksek enflasyon nedeniyle ekonomimiz patinaj yapıyor, ilerleyemiyoruz. Hem büyümede hem kalkınmada reformlar yoluyla kat edebileceğimiz çok mesafe var. Sanayimiz örneğin, ihracat yoluyla dışa en açık, en rekabetçi sektörümüz. Ülkemize giren dövizin de en önemli kaynağı. Hatırlarsanız; 'Sanayi 4.0 olmazsa dolar 4.0 olur' demiştik. Maalesef dolar 4,5 lirayı bile geride bırakalı çok oldu. Olan, sürpriz değildir. İşte içinde bulunduğumuz durumun belki de en yalın özeti budur."

"Asıl ihtiyacımız, güçlü bir vergi reformu"

Bilecik, bugünlerde, art arda pek çok paketin açıklandığını belirterek, "Kurdaki artışların enflasyona etkisini azaltmak için akaryakıt ÖTV’sinde indirim; konut satışlarını artırmak için KDV’de indirim yapıyoruz. Vergisini ödemeyenleri affedip, borçlarını yeniden yapılandırıyoruz. Neredeyse her yıl yeni bir vergi affı var. Bu kadar yüksek büyümeye rağmen vergilerimizi hala normal yollarla toplayamıyoruz. Dolaylı vergilere başvuruyoruz. Oysa asıl ihtiyacımız, güçlü bir vergi reformudur." şeklinde konuştu.

Genç bir girişimcinin fikrini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu sermaye için bilinen neredeyse tek fonlama yönteminin banka kredisi olduğuna işaret eden Bilecik, şunları kaydetti:"Risk sermayesi, kitlesel fonlama, melek yatırımcılar' gibi kavramlara hala çok yabancıyız. Bankacılık sistemine sürekli yükleniyoruz. Faizler düşük olsun, fonlama TL olsun istiyoruz ama TL cinsinden kredilerin mevduata oranı yüzde 150'ye varmış, sermaye maliyeti giderek artmış durumda. Bankalarımızın sermaye yapısı güçlü. Sağlıklı bir sektörümüz var ama büyümeyi sürekli ucuz banka kredisiyle fonlamamız, sermaye piyasalarımızı geliştirmeden yola devam etmemiz mümkün değil."

Bilecik, Türkiye'nin ihtiyacının, dünyadaki ekonomik dönüşüme uygun yeni ekonomi politikaları olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:"Seçime katılacak tüm cumhurbaşkanı adaylarından ve siyasi partilerden, bizi 21. yüzyılın ikinci çeyreğine taşıyacak ekonomi programları ve bu programlara temel teşkil eden analizlerini daha fazla duymak istiyoruz. Dünya ekonomisine nasıl baktıklarını, küresel ölçekte yaşanan büyük güç ve gelir kaymasının ve yeni küresel iş bölümünün ışığında Türkiye’nin nasıl bir ekonomik yapı ve tercihler paketiyle rekabetçi, refah seviyesi yüksek, önde gelen bir ekonomi haline gelmesini planladıklarını kamuoyuyla paylaşmalarını rica ediyoruz.Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Önce cetvelin düzgün olması gerekir. Makul, gerçekçi, kaynakları verimli kullanacak bir program hazırlanırsa, başarısı için en çok biz elimizden geleni yaparız. Emin olun, bunu gerçekleştirmek için gerekli kaynaklara, bilgiye, beceriye ve hepsinden önemlisi azim ve iradeye sahibiz."

"Her şeyi konuşabilen insanlar, her şeyin üstesinden gelebilirler"

Bilecik, hukukun her şeyin üzerinde olması gerektiğini belirterek, "Hukuk devleti, önce devletin hukukla bağlı olması ve devletin işlem ve eylemlerinin bağımsız yargı tarafından denetlenmesi demektir. Bu, vatandaşın hakkını-hukukunu-egemenliğini korumak için gereklidir. Kuvvetler ayrılığı, bir entelektüel tartışma konusu değildir. Hepimizin yaşamak istediği, çağdaş bir devletin olmazsa olmazıdır." yorumunu yaptı.Yakın coğrafyada, Türkiye'nin sınır komşularından önce Irak’ta, daha yakın zamanda ise Suriye'de yaşananlardan çıkarılması gereken önemli dersler bulunduğunu kaydeden Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların biri, mezhep kavgasının korkunç insani felaketlerle sonuçlanmasıdır. Diğeri ise adalete olan güvenin, bir toplumun huzurla, birlik ve beraberlik içinde yaşamasının anahtarı olduğudur. İşte tam da bu nedenle, çağdaş dünyanın çağdaş bir ülkesi olmak için, Atatürk'ün dediği gibi, 'Adalet seviyemizi bütün medeni toplumların adalet seviyesi derecesinde bulundurmaya mecburuz."Bilecik, seçimlere sayılı günler kaldığını belirterek, "Ancak halen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tüm ayrıntıları hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nasıl çalışacağını; ancak uygulamada göreceğiz. Zira, yeni sistemin denge ve denetleme mekanizmalarının nasıl işleyeceği henüz netleşmiş değil. Uyum yasalarının gecikmemesini ve çağdaş demokratik ilkelere uygun olarak, yeni yasal düzenlemeler dahil, gerekli her adımın atılmasını ülkemizin bekası için çok önemli görüyoruz." diye konuştu.Bu seçimlerde, ittifaklar yoluyla hemen her görüşün Meclis'e girebilme imkânı bulacak olmasından memnun olduklarını belirten Bilecik, şu değerlendirmelerde bulundu:"Seçim barajının ülke siyasetinin tüm renklerinin Yüce Meclis’te temsil edilmesine engel teşkil etmeyeceğini umuyor ve kadın milletvekili oranının bu kez çok yüksek olmasını diliyoruz. Propaganda döneminde partilerin ve cumhurbaşkanı adaylarının ülkedeki kutuplaşmayı giderecek söylemler benimsemelerini, hepimizin bu ülkenin yurttaşı olduğumuzu göz önünde bulundurarak siyaset üretmelerini istiyoruz. Kutuplaşmayı besleyen siyasi tansiyon düşmezse, ekonomik tansiyon yükselir. Kurumlarımızın tarafsız, adil, her siyasi görüşe aynı mesafede kalarak, eşit şartlarda mücadele edilen bir ortamı sağlamalarının önemini özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü sandıktan yalnızca oy değil, Türkiye’nin geleceği çıkacak."Toplumsal mutabakat ile açık açık tartışıp konuşarak, doğruların geniş kesimlerce anlaşılması ve benimsenmesinin, reformların gönüllü ve katılımcı bir zeminde gerçekleşmesinin sağlanabileceğini aktaran Bilecik, sözlerini şöyle tamamladı:"Bu da ancak düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlandığı katılımcı demokrasilerde mümkündür. Demokratik devletin temeli özgürlüktür. İfade özgürlüğü, özgür bir yönetimin temel direğidir. Demokrasi olmadan reform, reform olmadan ilerleme olmaz. Çünkü demokrasi sadece ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda insani kalkınmayı sağlar. Demokratikleşebilmek için en başta korkularımızı yenmemiz gerekiyor. Değişimden, diyalogdan, bizim gibi düşünmeyenden, bizim gibi olmayandan korkmaktan vazgeçelim. Her şeyi konuşabilen insanlar, her şeyin üstesinden gelebilirler."Konuşmaların ardından, TÜSİAD üyeleri ile uzmanların istişarede bulunduğu "​Ekonomi Oturumu" basına kapalı olarak gerçekleştirildi. ​

24 SAAT GÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri