Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Üç hafta önce bir yazı yazmış ve F.Bahçe’ye neden Finansal Fair Play Sopası’nın inmeyeceğini rakamlarla anlatmıştım. Yazıyı tekrar okumak isteyenler ‘FFP Sopası F.Bahçe’ye neden inmez’ kelimeleriyle internetten arayıp bulabilirler.
O yazımda, F.Bahçe’nin borcunun rakiplerinden fazla olduğunu; ancak rakiplerine oranla kaynaklarının da daha fazla olduğunu belirtmiştim.
Basit bir hesap yapıp F.Bahçe’nin hisse satıp üstüne de bedelli sermaye artırımı yaparak, tüm banka borçlarından kurtulabileceğini, böylece yıllık 100 milyon TL’lik faiz yükünden de kurtulabileceğini belirtmiştim. Yazımın sonunda da F.Bahçe’nin ‘atacak kurşunu var ama en önemlisi Fener’in en büyük kaynağı Fenerliler’ demiştim. F.Bahçeliler’in kaynak yaratma konusunda tüm rakip taraftarlardan daha fazla fedakar olduğunu, bunun kulübün en büyük gücü olduğunu yorumlamıştım.

16 Şubat’ta medyaya bir haber yansıdı. ‘Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) F.Bahçe’nin bedelli sermaye artırımı başvurusunu onayladı’ şeklindeki haberde şu ifadeler yer aldı: “Şirket, 25 milyon TL olan sermayesini 4 milyon TL artırarak 29 milyon TL’ye çıkaracak. Bu artıştan 160 milyon TL’nin üzerinde gelir bekleniyor. Bu kaynakla 103 milyon TL’lik tahvil ihracı borcunun ödenmesine (3 Temmuz döneminde yine F.Bahçeliler tarafından kaynak yaratma amacıyla yapılmış ihraçtı) karar verildi. Kalan miktar futbolcu ödemelerinde kullanılacak.”

Ama biraz daha yakından bakınca, şirketin aslında hisse satacağı anlaşılıyor. Sadece hisse satarak kendi bedelini artırıyor. Böylece küçük yatırımcıya zarar verme riski ortadan kaldırılıyor. Şirketin hisse değeri düşmeyeceği gibi piyasa değeri de artıyor. Üstelik taze para girişi de sağlanıyor. Üstünde durulması gereken 2 nokta var. Birincisi sermaye artırımının küçük yatırımcıdan para istenmeden ya da onların hisse değerini kuşa çevirmeden de yapılabileceği; ikincisi ise şirket hisse değeri düşürülmeden, tersine piyasa değeri artırılarak da para toplanabileceği..

Ancak soru şu ki, normal bir hisse yatırımcısı bu işlemde neden hisse alsın? Hem de FFP riski herkesin boynundayken.. Anlaşılan o ki hisseleri yine F.Bahçeliler alacak. Yani, F.Bahçeli varlıklı isimler, geçmişte tahvil aldıkları gibi bu sefer de hisse alacaklar. Kulüplerine sıcak para sokacaklar. Anlatmaya çalıştığım da bu. Hisseniz, malınız vs. varsa, satın alacak da taraftarınız varsa FFP Sopası falan inmez. Umarım gelen para banka borcu ödemesinde kullanılır.

BEŞİKTAŞ’IN STRESİ ERKEN ORTAYA ÇIKTI

Türkiye’de F.Bahçe ile çekişen her rakip gibi Beşiktaş medyasında da son 10 gündür F.Bahçe’nin tüm sisteme hakim olduğu görüşü/paranoyası sayfalarda-ekranlarda işlenmeye başlandı. Baştan söyleyeyim. Şenol Güneş ve takımı en iyi futbolu oynuyor. Şampiyonluğun favorisi de onlar. 2 yıldır söylüyorum, Beşiktaş’ın tek eksiği şampiyonluk görmüş oyuncu eksikliğidir. Bu genç ekibin bir ‘kutlama’ya ihtiyacı var. O ‘kutlama’ elbette bu sene olabilir. Ama baskının hissedildiği 27. haftadan sonraki dönem ‘sakin olup işini iyi yapma’ dönemidir. G.Saray’ı geçen sene şampiyon yapan en önemli etken de budur. Tıpkı son 4 haftada şampiyonluk veren Beşiktaş’ın en önemli eksiğinin bu olması gibi. Başakşehir maçında oyuncuların yüzünden, Şenol Güneş’in demeçlerine kadar takımı saran stresin yüksekliği çok net belli oldu. Şenol Hoca; Ali Palabıyık’ı eleştirirken -ki haklıydı- “F.Bahçe, Antalya’da yenildiği için mi böyle oldu?” dedi. F.Bahçe, Antalya’da 4 yediğinde hakem Palabıyık’tı. Yani Güneş’e göre; TFF veya MHK, Palabıyık’a “Antalya’da yönettiğin maçta Fener yenildi. Git Başakşehir maçında Beşiktaş’ı doğra ki dengelensin” dedi. Başka açıklaması yok. Kadrosu iyi olan, iki kulvarda mücadele eden Beşiktaş için kafamdaki tek negatif durum ‘stresle baş edebilecekler mi?’ sorusuydu. Umarım son görüntü o maça özgü olsun. Yoksa stres en çok bünyeye zarar verir.