Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Alın, bir dönem çilekli pasta yapmaktan yorulmuş G.Saray’ın ilk resmi müsabakasına 15 gün kala santrforu yok. Ha keza F.Bahçe.. Her yıl o da olsun bu da olsun diye transfer yapmasına alıştığımız Sarı-Lacivertliler, Nani’den gelen paranın bir kısmını 10 numara pozisyonuna mı, santrfora mı harcayacağına kafa patlatıyor. Beşiktaş zaten yıllardır bu sıkıntı sarmalının içinde yaşıyordu, bu yıl uzun aradan sonra Şampiyonlar Ligi geliri ümidiyle biraz olsun rahat davranabiliyor. Özetle zaten sıkıntılı olan Türk futbolu, mali yönetiminin dışında bir de 15 Temmuz İşgal ve Bölünme Girişimi’nin ardından gelişen mali daralma ihtimali ile karşı karşıya.

Bir kere futbol her şeyin başında ‘eğlence’ demek olduğundan ve ülkede şu an ‘eğlence’ sektörü en son düşünülüp para harcanan alan olduğundan sektörün en büyük oyuncularından futbolun da bu ‘küçülme’den payını alması muhtemel. Zaten yeterince ‘civcivli’ transfer yapamayan kulüplerini izlemek isteyenlerin sayısının azaldığı dönemde, bir de genel küçülme de kapımızda duruyor gibi. Dolayısıyla gerek yapılamayan önemli transferler nedeniyle, gerek G.Saray özelinde Avrupa yasağı gibi ‘olumsuz’ noktaların var olması ile gerekse genel olarak ‘eğlence’ye ve ‘spor sektörüne’ ayrılacak zaman ve paranın daralma sürecine girmesi ile bu sene, yakın tarihin en düşük profilli sezonunu bekliyorum.

Böylesine bir süreçte, yabancı sermayenin en önemli yatırımlarından biri olan Bein Sports’un Digitürk’ü devralma işleminin tam anlamıyla sonuçlanması ile yepyeni bir döneme gireceğimiz de malumdur. 15 Temmuz sonrası, henüz uluslararası sermaye açısından ‘netleşmemiş’ ekonomik ortamı yaşarken; düşük profilli bir sezon yaşayacağımız neredeyse garanti iken, 400 milyon dolarlık payın 650 milyonlara çıkması beklentisi biraz flulaşmış gibi görünüyor.

Ancak, her türlü krizin ardından büyüme konusunda çok mahir olduğunu bildiğimiz bir partinin hükümet ettiği yürütme organımız var. Bein Sports’un gelmesi ile hareketlenmesi kesin olan spor yayıncılığı potansiyelimiz de.. 15 Temmuz Demokrasi Zaferi’nin sivil kahramanlarından biri olan Turkcell’in de 4.5 G özelinde yayın ihalesinde etkili aktör olma isteği de bir tarafta duruyor.

Önümüzdeki 1-2 ay, Türk futbolunun gidişatını; ihale sürecinin sonunda futbola akacak paranın miktarını belirleyecek gelişmelere gebe. Bu süreçte futbolun tüm aktörlerine zaten ‘kritik noktada’ olan pazarı küçültmeme adına önemli görevler düşüyor. Bu sezona fahiş hakem hataları, saçma sapan yönetici kavgaları, berbat-sıkıcı futbol ile başlamamalıyız. Umarız öyle olur.

OLİMPİK YAYINCI KİM?

Bu yazı yazıldığında belli değildi. 1 hafta sonra Rio’da 2016 Olimpiyatları başlıyor. Mehmet Atalay’ın da defalarca yazdığı gibi yaşanan her türlü olumsuzluğa karşın Türk Milli Olimpiyat Komitesi, gayet kalabalık bir ekiple olması gerektiği yerde; dünyanın tam da göbeğinde yer alacak. Ama ne yazık ki olimpiyat yayıncısı halen belli değil. 15 Temmuz travmasını herkesten fazla yaşayan TRT’nin bu işte isteksiz olması anlaşılabilir. İşgal girişiminin öncesinde Spor Bakanı Sayın Akif Çağatay Kılıç bu sorunun çözüleceğini söylemişti. Sayın Bakan, gerek Paris’te Hırvatistan-Türkiye maçı öncesinde TFF Oteli’ni ziyaretinde; gerekse memnuniyetle katıldığımız, daha önce örneğini görmediğimiz ve tekrarını arzu ettiğimiz spor gazetecileri ile buluşma iftarında “Bu sorun çözülür” demişti. Hainlerin girişimi sonrası yeri değil belki ama bir yandan da “Hayatın akışının devam etmesi, yatırımların sürmesi” fikriyatındaki ülkemde; olimpiyata katılacak bir kafile varsa yayıncı sorununun da çözülmesi lazım diye düşünüyorum.