Çare yabancı hakem
HTSPOR yazarı Serdar Ali Çelikler yazdı
CUMARTESİ derbi ne olur bilmiyorum; ama hakem performansının nasıl olacağını biliyorum: Cüneyt Çakır, ev sahibi lehine maç yönetecek; ola ki ev sahibinden bir oyuncuyu atarsa misafir takımdan da biri kesin atılacak. Skor olarak öne geçene kadar düdükler ev sahibi lehinde; sonra tam ortadan adil çalınacaktır. Misafir takım öne geçer; 20-30 dakika önde oynarsa; misafir takımdan bir oyuncunun eksilmesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Çakır böyle maç yönetir; denge-saha-maç gidişatı-atmosfer gözetir. Bu en iyi hakemimiz ve diğerlerinin de farklı olmasına imkan yok. Hepsi dürüst-temiz insanlar. Ama arkalarında bir güç yok. Ne atanmış federasyonlar onları koruyabilir ne MHK’ları. Kocaman camialar karşısında yapayalnızlar. Bu nedenle eyyam yapıp, denge gözetiyorlar.
Bir de bu ülke futbolu, istenilenin şampiyon yapıldığı; küme düşürüldüğü TFF’ler; “Seni MHK Başkanı yaparım ama her hafta hakemleri ben atarım” diyen başkanlar gördü; akçeli işlere giren hakemler gördü. Toplumda negatif iz bırakan hakem örneklemeleri şimdikileri de tartışmalı kılıyor. O zaman çare ne? Atanmış federasyon başkanı dönemi bitse de, bu delege sistemiyle A adayını destekleyen ile B adayını destekleyen kulüpler karşı karşıya gelir. Seçim kazanmak için verilen tavizlerden sonra kendini destekleyen kulüplere kıyaklar; desteklemeyenlere zulümler biter mi? Asıl çare güçlü federasyon sağlayacak delegasyon ve seçim sistemidir ama kısa vadede gerçekleşmesi mümkün değil. O zaman yapılacak tek şey yabancı hakem getirmektir.
TFF Başkanı olsam sezon başı kendim dahil 3 kişiden başka (MHK Başkanı ve dış ilişkiler sorumlusu) kimsenin bilemeyeceği bir girişim yapar ve 10 maç için 10 yabancı ülkeyle temasa geçerim. F.Bahçe’nin diğer 3 büyükle; Beşiktaş ve G.Saray’ın birbiriyle oynadığı 8 maç için ve lig finalindeki 2 maç için 10 maça yabancı hakem getiririm. Hakemleri sezon başında belirler; maçtan 1 gün öncesine kadar kamuoyunda duyurmam. Böylece en çok baş ağrıtan 10 maç için kafam rahat eder. Üstelik hakemlerimi de koruma altına almış olurum. Bu adilane sistem 2 yıl sürsün, en başta büyükler “Türk hakemler geri gelsin kardeşim!” diyecektir.
Aysal, Riva’yı satacak da asıl kârı kim toplayacak?
BU köşenin devamlı takipçileri bilirler. Defalarca G.Saray’ın bedelli sermaye artırımı hamlesinin ilkinin kurallarla bağdaşmadığını; dönemin SPK’sının G.Saray’a ‘kıyak’ yapma adına küçük yatırımcıyı örneği görülmemiş şekilde mağdur ettiğini; kulübün aynı yöntemle bir artırım daha yapmasının mümkün olmadığını yazmıştım. SPK-G.Saray ile ilgili en son yazımda “G.Saray 163 milyon TL vermezse bedelli yapamaz” demiştim. G.Saray yönetimi bana karşı suç duyurusu yapmış ve manipülasyon ile suçlamıştı.
Gelinen noktada SPK bir karar verdi ve haklılığımız bir kez daha ortaya çıktı. G.Saray şimdi 173 milyon TL ödemeden; üstüne 140 milyon TL daha koymadan bedelli artırım yapamayacak. Bu meblağı bulursa zaten sorun yok. Mesele, basketbol takımına para ödeyemeyen; yerli futbolculara alacakları için nisana senet veren; 1 milyar TL net borcu bulunan; nakit akışı berbat bir yapının ilk planda 173 milyon lirayı nasıl bulacağıdır.
1- Aysal rahmetli Canaydın’ın kendisine yaptığı teklifi başkasına yapar ve hisselerin büyük çoğunluğunu başka birine devreder.
2- G.Saray mal satar. Defalarca Riva’nın satılacağını; Ottoman Fon adlı fonun sürekli arazi topladığını; günü geldiğinde Riva satışından görünürde G.Saray’ın borçlarının bir kısmının kapatılacağını ancak asıl karlı çıkanın Ottoman Fon ile Riva’da yatırım planları yapan Rus firmaların olacağını da yazmıştım. Eninde sonunda Riva satılacaktır. Bilinmeyen tek şey şudur: Sadece G.Saray’ın imar izinli bölgesi mi satılacaktır; yoksa tüm arazi imara açılıp Ottoman’cılar ve Rus sermayesi ile onların Türkiye’deki ‘gizli ortakları’ da mı büyük karlar elde edecektir? Bu sorunun yanıtı da 30 Mart seçimlerine bağlıdır. Ama artık şu bir gerçektir: G.Saray bu borç yükü ile neredeyse Ünal Aysal’ın olmuştur. Aysal ne isterse o olacaktır.