2014'te aklımda kalanlar
Levent Özçelik yazdı...
LEVENT ÖZÇELİK / HT CUMARTESİ
2014’te pek çok güzel keşfim oldu. Bunların arasından birkaçını ayırmak gerekirse en başa Zanzibar’ı yazabilirim ya da gitmekten asla bıkmayacağım Havana’yı... İşte yeni keşiflerle aklımda kalan şehirler ya da bir başka deyişle “aklım kalanlar”...
Hakuna matata - Zanzibar
Hakuna matata; Svahili dilinde “Sıkma canını, problem yok” anlamında kullanılıyor. Gerçekten de Zanzibar gerilimsiz, rahat, sıcak bir ada. Afrikalı değil de daha çok bir Jamaikalı gibi. Freddy Mercury’nin burada doğduğu bilinen bir gerçek ama ister inanın ister inanmayın bu Zanzibarlıların hiç umurunda değil. Hatta Freddy’yi tanımayanlar çoğunlukta... Plajları kitaplara konu olmuş Kendwa, adanın kuzeybatısında yer alıyor. Özellikle ekim ve sonrasında gidenler Kendwa’yı tercih etmeli. “Med-cezir başkenti” dersek yeridir. Med-ceziri görmek için Nungwi’ye gidebilirsiniz. Oraya gitmişken köyü gezmeyi ihmal etmeyin.
Havana...
“Bir Gün Mutlaka-Havana” kitabımın Apple Store’da yayımlanacak yeni edisyonunun video çekimleri için gittiğim Havana’dan aklımda kalan, bu kez Fidel’in ağabeyi Vlademir’di. Arka sokaklardaki başka Havana’yı, küçük balıkçı köylerini ve tütün çiftlikleriyle Pinar Del Rio’yu onun sayesinde keşfettim. Yeniden Havana’ya gitmek için Havana dışında bir sebebim daha var artık, “sevgili dost Vlademir”.
Stockholm
2014’ün en ilginç deneyimlerinden biri uzun zamandır beklenen Volvo XC90’ın dünya lansmanıydı. Stockholm’deki sunumda altı çizilen, XC90’ın bugüne kadar üretilen en güvenli Volvo otomobil olduğuydu. Bir diğeri ise “2020’den itibaren Volvo otomobilde insanlar ölmeyecek ve ağır yaralanmayacak” iddiasıydı. Sunumun ardından otomobil yazarları aralarında şöyle konuşuyordu: “Uzun zamandır yeni bir modeli bu kadar uzun ve dikkatle izlememiştik.”
Londra - World Class 2014
Dünyanın en prestijli barmen yarışması olan Diageo Reserve World Class finalinin bizim açımızdan önemi, ilk kez bir Türk barmenin yarışacak olmasıydı. Onurcan Gençer Türkiye’yi, Gaziantep’ten gelen baklavalarla hazırladığı “Thousand and One Golden Layers” (1001 Altın Kat) isimli kokteyliyle temsil etti. Orada tanıştığımız Onurcan damağımıza yeni tatlar katmaya devam ediyor.
Frankfurt
Bu mağazanın aklımda kalanlar listesine girmesinin sebebi; atmosferi, çalışanların ürün bilgisi ve ürünlerin birbiriyle uyumu konusundaki başarılı konsepti. Ayakkabı bölümüne bir ayakkabı uzmanı servis veriyor. Bisiklet ve motosikletler de yine uzman bir görevli tarafından gösteriliyor. Öte yandan bir denim cenneti The Listener. Üst katta ise değme barlara taş çıkaracak kokteyller yapan bir bar var. Daha önce The Velvet’te çalışan Türk barmen Bora şansınıza oradaysa bir içki denemelisiniz. En azından özel bir kahve içmelisiniz.
Hampshire
Londra’dan küçük bir kaçamaktı Hampshire... Ne bekliyordum neler buldum... Geniş çayırların, küçük göllerin arasında saatlerce yürüdüm. Ama asıl aklımda kalan otelimizin tarih ve gizemli hikâyelerle dolu olmasıydı. 1086’da inşa edilmiş. 1501’de İspanyol Prensesi Aragonlu Katherine ile onun eşi olacak İngiliz Prensi VII. Henry o tarihte burada buluşmuş. VII. Henry evliliklerinden kısa bir süre sonra ölünce, kurallar gereği küçük kardeş VIII. Henry dul İspanyol prensesinin yeni eşi olmuş. Ve bir dönem burada yaşamışlar. Malikâne zaman içinde önemini yitirmiş ve daha sonra Kral Edward tarafından 1547’de Southampton Kontu Wriothesley’ye verilmiş. 100 yılı aşkın bir süre Kont Wriothesley’ye ait olan malikâne daha sonra yıkılmış. 1728’de şu anda otelin 1. bloku olan ve adı “Georgian Manor House” olarak geçen malikâne, Ellis St. John tarafından tekrar inşa edilmiş. Binanın daha sonraki sahiplerinden Sir Paulet St. John, Jane Mildmay ile evlendikten sonra eşinin soyadını alan ilk erkek olarak İngiliz tarihinde enteresan bir yere sahip. 1930’lu yıllarda malikâne tekrar kraliyete geçmiş. II. Dünya Savaşı sırasında Polonyalı ve Hollandalı pilotlara hizmet eden bina, Katolik Kilisesi’ne bağlı bir okul olarak da kullanılmış. 1981’de çıkan yangın binanın büyük bölümünü yok etmiş. Yangından yalnızca ana bina ve bahçedeki antik duvar kurtarılabilmiş. Daha sonra çeşitli kişiler tarafından el değiştiren malikâne, 2005 yılından bu yana Four Seasons Hotel olarak hizmet veriyor.
Seyşeller
“Mahe’de kaldığımız Constance Ephelia Resort adanın en başarılısı” diyebiliriz. Kuzey ve güneyinde kendine ait 5 güzellik plajı var. Kuzey ve güney plajlarının birbirine yakın olması büyük avantaj. Çünkü Hint Okyanusu’nun kuvvetli rüzgârlarının durumuna göre kuzey ya da güneydeki plajları seçebiliyorsunuz. Tarzan gibi sarmaşıklarla ağaçtan ağaca tur yapabilirsiniz (zimbling) ya da kaya tırmanışını (climbling) seçebilirsiniz. Plaja yakın odalar, aktivitelere yakın olmak isteyenlerin tercihi. Ancak tepede kayaların arasına yerleştirilen özel villalarda yok yok. Yatağınızdan direkt kendi özel havuzunuza inebiliyorsunuz. Barbekü yapabiliyorsunuz ve daha pek çok özel aktivite. Okyanusun ortasındaki bu resort’larda, gerçek anlamda vahşi ve tropikal bir ada deneyimi yaşamanız mümkün. Adalardaki otellerin çoğu, doğaya gelebilecek zararı minimumda tutmak için müşteri sayısını sınırlıyor. Buralar yalnız kalmak, kendi özel kumsalında yüzmek, suyun derinliklerinde keşfe çıkmak, okyanus balıklarını avlamak, el değmemiş bir doğada trekking yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan.
Halkidiki
Kimbilir kaç kez gittim Halkidiki’ye. Daha önce Kassandra’ya ve en çok da Sinthonia’ya gitmiştim. Geçtiğimiz haziran ayında ilk kez Halkidiki’nin kuzey ucuna, Athos Dağı’nın yakınlarına gittim. Hani o manastırlarıyla ünlü bölgeye, Ege’nin öbür kıyısına yani. Aynoroz’da ya da diğer adıyla Athos’ta keşifteydim. (Bu arada manastırların olduğu bölgeye sadece erkekler gidebiliyor. Ve yine özel bir izinle.) Bölgenin Ammouliani ve Ouranoupoli yerleşimlerine gittim. Burası ağırlıkla mübadele sırasında Türkiye’den, özellikle Marmara’dan gelenlerin yaşadığı bir bölge. Yemekler ve deniz olağanüstü. Ve iki özel keşif. Eagles Palace Hotel; Ouranoupoli’nin hemen girişinde yer alıyor. Kendi plajı var. SPA ve restoranları bölgenin en iyisi. Bir diğer keşif Kritikos... Giannis Kritikos da Giritli bir aileden geliyor. Ouranoupoli’de şahane bir lokanta açmış. Sık sık İstanbul’a gelen, İstanbul âşığı, samimi ve cana yakın bir adam. Mutlaka gidin, selamımızı söyleyin ve harika yemeklerden tadın.
Valencia
Kendine özgü mutfağıyla bilinen Valencia’da sizi hayal kırıklığına uğratacak bir yeme-içme mekânı neredeyse yok. Zaten İspanya, mutfağıyla dünyanın en özel ülkelerinden. İşte Valencia’da birkaç önemli keşif... Örneğin deniz suyundan üretilen bira içtiniz mi? Valencia yakınlarında bulunan Xativa’da deniz suyu kullanılarak yapılan bira Er Boqueron’u mutlaka denemelisiniz. Valencia’nın en iyi tapas restoranlarından biri Lolelito. Öğleden sonra uğrayıp tapas yiyebilir ya da aksam yemeği ve bar için değerlendirebilirsiniz. Asıl önemli keşfim Canalle Bistro. Eski Michelin yıldızlı bir şefin açtığı, modern dekorasyonuyla dikkat çeken bir mekân. Bildiğiniz lezzetleri farklı kombinasyonlarla sunuyorlar. Dekorasyondaki ürünlerden beğendiklerinizi satın alabileceğinizi de ekleyelim...