Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Hayvanat bahçelerinde bebek zebralara, ürkütücü timsahlara, dev gergedanlara, aslanlara, kaplanlara ilgi çoktur. Bakıcılarıysa hep ihmal edilir. Oysa o hayvanları ailelerinden fazla gören, mesai saatlerinde Tanzanya’da, Kenya’da gibi çalışıp akşamları sokağına, mahallesine, köyüne dönerek normal hayata devam eden bu insanların durumu çok acayip değil mi? Aslanına el sallayıp bakkalda, kasapta alışverişini yapan, kahvede arkadaşlarıyla laflayan bir adam düşünün! Mesela kız istemeye gitse, kayınpeder sorsa ne işle iştigal ettiğini... “Aslan terbiyecisiyim efendim!” HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi..

Batu’ya âşık oldum. Şimdiye kadar başbaşa ancak yarım saat geçirebildik. Kaslı omuzlarına dokunmayı çok istedim, cesaret edemedim. Ama uzun uzun bakıştık. Onun da bana karşı boş olmadığını düşünmüştüm. Meğer beni öldürmek için hipnotize etmeye çalışıyormuş. İzmir Doğal Yaşam Parkı’ndaki kafesinde, Batu isimli aslanın asıl niyetini bakıcısı İlker Dicle’nin uyarısıyla öğrendiğimde, neyse ki bu ilişkiyi bitirmek için hâlâ vakit geç değildi! Pek çok belgesel meraklısı gibi, Batu da benim hatalarımdan biriydi. İzmir Çiğli’deki köyünden gelip her gün 9 saatini vahşi hayvanlarla geçiren, akşamları da çocuklarının yahut vakit kalırsa köy kahvesinde vahşi bir pişpirik masasında arkadaşlarının hayvanlarla ilgili merakını gideren İlker Dicle ve diğer bakıcıların hikâyesi, hayvanlardan çok daha ilginçti...

Yaz ayları, bayram seyran derken dikkatinizi çekmiştir. Gündem biraz boşalınca gazetelerde, televizyonlarda hayvanat bahçelerine, bebek zebralara, ürkütücü timsahlara, yanlarına kardeş gelen gergedanlara ilgi artar. Bakıcılarıysa hep ihmal edilir.

Oysa binlerce insanın mesafe tanımadan gidip korkuyla karışık bir hayranlıkla uzun uzun seyrettiği o hayvanlarla günlerini gecelerini geçiren, sonra da sokağına, mahallesine, köyüne dönüp normal hayata devam eden bu insanların durumu “über” acayip değil mi? Düşünsenize; aslanına el sallayıp bakkalda, kasapta alışverişini yapan, kahvede arkadaşlarıyla laflayan bir adam... Mesela kız istemeye gitse, kayınpeder sorsa ne işle iştigal ettiğini... “Aslan terbiyecisiyim efendim!”

Hasılı, Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi ile İzmir Doğal Yaşam Merkezi’ne, bu kez bakıcı belgeseli için gittik. Tam da hayal ettiğimiz gibi müthiş hikâyelerle karşılaştık.

Farklı kıtalardan gelen yırtıcı hayvanlara bakan bakıcılar, onların yemeklerinden, bakımlarından, tuvaletlerinden sorumlu. Ailelerinden, çocuklarından fazla gördükleri sırtlan, ayı, timsah, gergedan, yılan, kaplan, fil gibi hayvanlarla tehlikeli bir mesaileri var. Mesela dünyada hayvanat bahçelerinde her yıl 3-4 fil bakıcısı hayatını kaybediyor. ABD’deki hayvanat bahçelerinde ölümlerin incelendiği 4 yıllık bir çalışmaya göre kafesteki kaplanlar, sokaktaki köpeklerden 500 kat daha tehlikeli. Mesele sadece bakıcıların kendilerine dair endişeleri değil. Her an yaşadıkları “Ya aslanın kapısı açık kaldıysa” korkusu da var.

60 dönümlük bir alanda kurulu Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi & Botanik Parkı, 400 türde 800 egzotik bitkinin bulunduğu bir botanik park içinde. 287 türde 3 bin 600 hayvana ev sahipliği yapıyor. Hayvanların aylık yemek tüketimi, 5 ton kırmızı et, 2 buçuk ton balık, 2 buçuk ton beyaz et, 3 tona yakın arpa, buğday ve yonca. Günde 800 kilo meyve, sebze tüketiliyor

‘YUMOŞ HOŞ GELDİN’

Erman Mete, ayı bakıcısı. Rakun, tilki ve sırtlanlarla da ilgileniyor. Darıca Osmangazi Mahallesi’nde yaşıyor. Her sabah 08.30’da, evine 100 metre mesafedeki Darıca Hayvanat Bahçesi’nde işbaşı yapıyor. Önce ayıların yemeklerini yiyip yemediklerine, keyiflerinin yerinde olup olmadığına bakıyor. Sorumlu olduğu ayılardan Yumoş 22, Yumak ise 12 yaşında; 30-35 yıllık ortalama ömürleri olduğu düşünülürse daha genç sayılırlar. 7 yıldır bu işi yapan Mete, daha önce hiç hayvan beslememiş. Baktığı hayvanlar onu sesinden tanıyor. Bu ilgi Mete’nin hoşuna gidiyor. “Elimde yiyeceklerle geldiğimde beni hemen tanırlar. Hayvanlarla iletişim kurmayı burada öğrendim. İşimi seviyorum” diyor. Ayıları yumurta, ceviz, bal, reçelli ekmek, kavun ve karpuzla besliyor. Yemek, temizlik derken 17.30 gibi işten çıkıyor. Arkadaşlarıyla buluştuğu Diyarbakırlılar Derneği’ne gittiğinde şenlik başlıyor. Kapıdan girdiği an çoğu esnaf, tesisatçı, işçi olan arkadaşları “Yer açın, Ayıcık geldi”, “Yumoş hoş geldin” diye karşılıyor onu. Mete, “Arkadaşlarımın bana takılmasına da alıştım artık” diyor. İstanbul’da dolmuşçuların Mardinli, balıkçıların Erzincanlı olması gibi, Darıca Hayvanat Bahçesi’ndeki bakıcıların da çoğu Diyarbakırlı.

‘BEEY BEY, BİR GÜN BUNLAR SENİ YİYECEK’

Neşat Aydın ise 26 yıldır Darıca’da. 17 yaşında çalışıp ailesine para göndermek için Diyarbakır’dan İstanbul’a gelmiş. İlkokul mezunu. Asıl işi fırıncılık. Ondan önce işe başlayan amcası vasıtasıyla Darıca Hayvanat Bahçesi’ne girmiş. Küçükken herkes gibi tavuk, koyun görmüş ama buradaki hayvanlar o vakit sadece belgesellerde... Bütün bakıcılar gibi önce kuş bölümünde başlamış. Sonra yılanlar, kertenkeleler ve sonra timsahlar... “Rahat olmazsanız bu işi yapamazsınız. Heyecanlanırsam kan dolaşımım artar ve hayvan benim korktuğumu hissedip saldırabilir” diyor. Baktığı 4 timsah var. Onların havuzuna terlikleriyle giriyor. Bazen temizlik yaparken kızıp “Ben sizin yerinizi temizliyorum, neden tıslıyorsunuz?” diye söylendiğini de ekliyor. Aydın’ın eşi Meryem Hanım timsahlardan ürktüğü için “Bir gün seni yiyecek bunlar” diye sızlanıyormuş. Teselli tehlikeden beter: “Sen hiç korkma, sen yemezsen onlar beni hiç yemez” diyormuş Neşet Aydın eşine cevaben. Ama izne çıktığında hayvanlar yemek yemiyor, agresifleşiyormuş. O yanlarındayken timsahların keyfineyse diyecek yok. Buradan ayrılmayı hiç düşünmüyor. 26 yıl olmuş. “Ben bu kadar yıl annem ve babamla bile kalmadım. Bu timsahlar benim ailem gibi oldu. Her zaman önce işim sonra aşım ve eşim derim” diyor.

‘BİRBİRİMİZE ÖPÜCÜK VERİRİZ’

Doğal olarak Meryem Hanım çok şikâyetçi. Ama yılanların olduğu bölüme doğru karşılaştıklarım onu daha da çileden çıkarabilir. Neşat Aydın “Bekleyin, hemen geliyorum” deyip sırtında 3 metre 35 kiloluk bir granit pitonuyla geliyor gülerek. Birbirlerine dillerini uzatıyorlar. “Biz birbirimize öyle öpücük veririz” diyor Aydın. Yenge, “Bir gün olsun beni böyle öpmedin” derse şaşırmayın!

‘ARKADAŞLAR ARASINDA FORSUM VAR’

Parktaki erkek aslan Duruk çok meşhur. Duruk’un, bakıcısı Vahit Yokuş ile arasındaki husumeti de bilmeyen yok! Dişi aslan Sinem’den hamilelik nedeniyle 3 kez ayırdığı için Duruk, Yokuş’a çok kızgın. Diğer bakıcılar, “Kokusunu alsa sinirleniyor” diyorlar. İyi de biz yanımızda Yokuş, aslanların alanına girdik! Uzaktan öfkeyle koşan Duruk, birden kafesin tellerine atlayıp arka arkaya kükremeye başladı. Vahit Yokuş’un işi tehlikeli, onunla ahbaplık da öyle... Aslan bakıcılığını uzun yol şoförlüğüne benzetiyor. “Kendinizi kurtarsanız dahi dışarıdakini kurtaramadığınızda yine siz zarar görürsünüz. Korkmazsanız rehavete kapılırsınız. Kapıyı açık unutabilir, kendinizi yedirtebilirsiniz...”

11 yıldır aslan ve kaplan bakıcılığı yapan Vahit Yokuş, işini uzun yol şoförlüğüne benzetiyor

11 yıldır bakıcılık yapan Yokuş’a göre işinin en keyifli yanı, aslanların onu ciddiye alması. Bir de bunu ziyaretçilere karşı yaptıklarında hazzı bambaşka. Evli ve iki çocuk babası Yokuş’un 11 yaşındaki kızı, “Baba bu işi bırak, kuş bölümüne geç” diyormuş. Ama Yokuş arkadaşları arasındaki forsunu seviyor. Çoğu bakıcı gibi o da Osmangazi Mahallesi’nde oturuyor. “İş dışında monoton bir hayatım var. Evde çocuklarla oynuyorum, yemek yiyip televizyon izliyorum. Aklım hep aslanlarda. Çıkmadan defalarca kontrol etsem de sürekli ‘Acaba kapı açık mı kaldı?’ diye düşünüyorum” diyor. Youtube’da dolanan aslan videoları, Yokuş’un endişelerini iyice köpürtüyor.

GERGEDAN BAKICISI OLMAK

8 buçuk yaşındaki gergedan Samir ile bakıcısı Mehmet Kaplan, bir buçuk yıldır birlikteler. Yine arkadaş vasıtasıyla işe başlayan Kaplan, bütün gün Samir’in temizliği, yemeği, havuzlarının yıkanmasıyla ilgileniyor. Çamurda oynamaya bayılan Samir’in tırnaklarının törpülenmesi için de 2 bakıcı çalışıyor. Biri dev parmaklıklardan onu sevip sakinleştirirken diğeri törpü yapıyor. Komutları İngilizce alan Samir’in Mehmet Kaplan’a en büyük sıkıntısı, kokusu. Çamurda oynamaya bayılan Samir, inanılmaz kötü kokuyor! Öğle ve akşam iş kıyafetlerini değiştirip soğuk suyla duş alıyor ancak nafile, koku geçmiyor. Eve gittiğinde de hemen soluğu banyoda alıyor. Çünkü evdekiler de kokudan şikâyetçi. Yine de Kaplan, “Onu ister istemez seviyorum. Bir şeyler paylaşıyoruz. Her ne kadar 3 tonluk bir hayvan olsa da ilgi bekliyor” diyor. 3 tonluk Samir’le ilgilenmenin bir diğer zor yanıysa günde 15 poşetlik dışkısı.

3 ton ağırlığındaki 8 buçuk yaşındaki gergedan Samir, İngiltere Edinburgh Hayvanat Bahçesi’nden gelmiş. Günde 40 kilo meyve, sebze, yonca yiyor. Armut ve elmayı seviyor. Kaldığı 3 buçuk dönümlük alanın 500 metrekaresi açık ve kauçuk havuzlu

ÇOCUKLARI LEMURLARI KISKANIYOR

Hayatında kedi, köpek, tavuk bile beslemeyen İbrahim Uysal, 6 yıldır cüce maymunlar ve lemurlarla ilgileniyor. “Bu mahallenin insanıyım, eleman aradıklarını duydum, benim de işe ihtiyacım vardı. Önce sadece iş gözüyle baktım alıştıkça benimsedim, bunlar çocuklarımız gibi oldu” diyen Uysal, işe ilk başladığında onlardan korktuğunu itiraf ediyor. Ancak hiç belli etmemiş. Şimdi hepsiyle dost... Yemek vermek için kapılarına geldiğinde meraklı gözlerle kendisini karşılayan 23 lemurla konuşuyor. Lemurlar Uysal’ın omzuna, başına çıkıp yalayarak sevgilerini gösteriyor. Ancak 2 çocuğu babalarıyla çok vakit geçiren lemurları çok kıskanıyor ve sürekli hayvanat bahçesinde olmak istiyorlar.

Fıstığa bayılan lemurlar İbrahim Uysal’ın ensesinden inmiyor

‘ONLARIN DA DUYGULARI VAR’

Kanatlılar bölümünde Rinoseros boynuzlu kuş, dikkat çekici... Elinde karpuz ve kavunla yanına girmek üzere olan bakıcısı Mesut Kaya’yı yakaladık. Elindeki meyveler o kadar güzel kokuyor ki utanmasak kuşların yemeğinden otlanacağız. Bu arada hayvanat bahçelerinde insanların yiyemeyeceği hiçbir şey hayvanlara verilmiyor. Bakıcı Kaya kuşların yemeğini bizden kurtarıp ilginç gagaları, güzel gözleriyle meşhur boynuzlu kuşların kafesine girdi. Bakıcılarını tanıyan kuşlar hemen gösteriye başladı. Tabii bu muhabbete ulaşmaları pek kolay olmamış. Bir yıl boyunca o kuşlardan, kuşlar da ondan korkmuş. Zamanla güven sorununu aşmışlar. Çevresindeki herkes onu kıskanıyor. Nedeni basit, bu kadar göz alıcı bir kuşla ilgilenmek herkesin harcı değil. Boynuzlu kuşlarla iletişim kurabilmenin de mümkün olduğunu öğrenen Kaya, “Onların duyguları var, ne hissettirirseniz karşılığını alıyorsunuz” diyor.

Erman Mete’nin sorumlu olduğu Yumoş ve Yumak, yemek saatini biliyor ve ayağa kalkarak atacağı yemekleri bekliyor

‘GÖÇ SIRASINDA MOLA VERİYORLAR’

Darıca’da, yaralanmış ya da annesi tarafından terk edilmiş hayvanlar tedavi edilip tekrar doğal yaşama bırakılıyor. Göç sırasında yorulan ya da sürüyü kaybeden leyleklerin bile buraya indiğini söyleyen Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi & Botanik Parkı Eğitim ve Pazarlama Müdürü Gökmen Aydın; “O bölümde tüm leyleklerin adının, yaşının, doğum tarihinin ve cinsiyetinin olduğu bir yüzük var. Bir yüzüğe sahip olmayan leyleklerin göç sırasında indiği anlaşılıyor. Günde iki öğün mezgit yiyince burayı kendi yuvası sanıyor” diyor. Hayvanat bahçesinde tek olan hayvanların eşlerini getirmeye çalışıyorlar. Getirilen hayvanların yakın akraba olmaması en önemli konu. Çünkü yetkililer hayvanların soy yapısını, genetik yapısını bozmadan sürekliliği devam ettirmek istiyorlar.

Ziyaretçilerin giremediği bölümlere girip hayvanları besledik. Aslan Batu ile aramızda sadece 2 metre ve ince teller vardı

EŞ-DOST TAVSİYESİYLE VAHŞİ HAYVAN BAKICILIĞI

Bu işleri yapmak eğlenceli gözükse de zor. Darıca’da çoğu bakıcı arkadaş tavsiyesiyle bu işe başlamış. Ama yeni başlayacaklar için yeni prosedür geçerli olacak. Bundan böyle Darıca’da bakıcılık işi için İŞKUR ile ilerlenecek. Ancak oradan kimse bulunmazsa eş-dost tavsiyesiyle iş görüşmesi yapıp şansınızı deneyebilirsiniz.

Mesut Kaya,Rinoseros boynuzlu kuşu kavun, üzüm gibi meyvelerle besliyor. Hatta elinden yemeğe bile alıştırmış

İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda ise başvurular belediyeye yapılıyor. Hayvanat bahçeleri, merkezi Hollanda’da bulunan Avrupa Hayvanat Bahçeleri Akvaryumlar Birliği’ne bağlı çalışıyor. Diyelim ki siz parkınıza bir gergedan getirmek istiyorsunuz, o zaman koordinatörle yazışıyorsunuz. O da en uygun hayvanat bahçesiyle irtibata geçerek, hayvanın doğal yaşam standardına uygun barınak hazırlandığından emin olduktan sonra teslimine aracılık ediyor.

Günümüzde hiçbir hayvanat bahçesi, doğal yaşamda özgür olan bir hayvanı parka getirmiyor. Bu zaten yasak. Hayvanların doğal kas gelişimlerini sağlamak için de Avrupa Hayvanat Bahçeleri Akvaryumlar Birliği’nin belirlediği zenginleştirme programı uygulanıyor. Yani yemekleri hayvanların önüne verilmiyor da direğe asılıyor. Bulundukları alan içerisinde hareket etmelerini sağlayacak uygulamalar yapılıyor.

İbrahim Uysal, Erman Mete, Mesut Kaya, Mehmet Kaplan, Zülküf Kaçar, Gökmen Aydın, Neşat Aydın, Vahit Yokuş

 

‘İYİ GECELER KIZLAR’

İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda hayvanlarla sıcak temas ve fotoğraf çekmek için alanlara girmek yasak. Hayvanlara olası habitatların en yakın biçimini sunmaya çalıştıklarını söyleyen hayvan barınaklarından sorumlu Veteriner Hekim Yonca Böke, “Sınırlı bir alanda yaşıyorlar ama toprağa basıyorlar, göletleri var, suya girebiliyorlar, gökyüzünü görüp güneşlenebiliyorlar” diyor. “Kafes sistemimiz yok. Ziyaretçiler ile göz teması kurabiliyorlar. Burada evcilleştirilmiş hayvan da yok”.

Veteriner Hekim Yonca Böke

Evinde akvaryumu olan İlker Dicle, İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda 8 aydır aslan, puma ve kaplanların bakıcılığını yapıyor. “Nerede balık, nerede aslan” diyorsunuz doğal olarak. “İçinizde hayvan sevgisi olunca uysal, yırtıcı fark etmiyor. 3 aydan sonra onlarla iç içe olduk” diyor Dicle. 6 yaşındaki Golyat ve 5 yaşındaki Batu, günlük ortalama 7.5 kilo kırmızı et ve 2.5 kilo beyaz et yiyen aslanlar. Yiyeceklerin bir kısmı ağaca asılarak bulmaları sağlanıyor.

FİLLER HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

İzmir’in simgesi haline gelen Pak Bahadır’dan sonra Türkiye’nin ilk fil ailesine de ev sahipliği yapan doğal yaşam parkında fil bakıcılığı yapan 29 yaşındaki Çevik Can, veteriner sağlık teknikeri. Fillerle iç içe olduktan sonra hayatında çok şey değişmiş. “Sabah yanlarına gittiğimizde ‘Günaydın’ deriz, hemen tepki verirler. Hortumlarıyla uzanıp dokunurlar. Fazlasıyla duygusallar. Normalde vahşi hayvanlar ama bize karşı iyiler. Yemek vereceğimizi bildikleri için koşarak gelirler. Akşam çıkarken de ‘İyi geceler kızlar’ diyoruz. Çocukluğumdan beri bu mesleği istiyordum” diyor Can, “filler muhteşem”. Diğer bakıcı Hüseyin Dilber hemen lafa giriyor ve yakında evlenecek olan arkadaşına bir uyarıda bulunuyor: “Eylülden sonra kime muhteşem diyeceğine dikkat et!”

İlker Ertop’un iguanalara yemek verirken kendi ısısı verdiği yemekten yüksekse hamle yapmamaları için kendisini koruması gerekiyor

ZÜRAFALARLA GÖZ GÖZE

12 yaşındaki Zarife, 5 yaşındaki Rodos ve Abena ile 2 yaşındaki Kamili parkın zürafaları... Bakıcıları Faik Kasap ile hep göz gözeler. “İnsanlarla çalışmaktan daha keyifli” diyen Kasap, doğal yaşam parkının yanındaki Sasalı Köyü’nde yaşıyor. “Köy çocuğu olduğumuz için hayvanlarla diyaloğumuz iyi, kendi beslediğimiz hayvanlarımız vardı. Onun verdiği tecrübeyle buradayım. Zürafalar çok uysal, temiz bir karaktere sahiptir. Beni özlediklerini hissediyorum, geldiğimde bakışları değişir” diye ekliyor.

İzmir Doğal Yaşam Parkı Müdürü Şahin Afşin

BUZLU MEYVE ŞÖLENİ

Bakıcılarının yolunu gözleyen ve kapıda karşılayan lemurlar, birbirleriyle garip sesler çıkararak iletişim kuruyor. Güneşlenmeyi çok seven lemurların bakıcısı Ersun Şentürk, kendini şanslı ve ayrıcalıklı hissedenlerden: “Bu hayvanlara bakmak herkese nasip olmaz. Biz kendimizi şanslı, ayrıcalıklı buluyoruz.”

Faik Kasap, Zarife, Rodos ve Abena’yı mevsiminde taze akasya dalı ile besliyor

SIRTLANLARLA ARASINDA DUYGUSAL BAĞ VAR

Hüseyin Koğmaz ise sırtlanları çocuğu gibi gören bir bakıcı. “Etçil, leşçi ve çöpçü hayvanlar” olarak tanımladığı sırtlanların çene yapısının aslanlardan da güçlü olduğunu söylüyor. Bu arada tecrübesi konuşuyor, ayı, kurt ve vaşaklarla da ilgileniyor. Çocuklarından daha fazla onlarla zaman geçirdikleri için bir aile gibi olduklarını söyleyen Koğmaz, “Sırtlanlarla aramızda güven var. Duygusal anlamda da bağ oluşuyor. İşimize gıpta edenler oluyor. Hastalandıklarında iyileşsinler diye dua ediyoruz. Benim küçükken horozum vardı, okşar, sarılır öperdim. Daha sonra koyun, keçi türü hayvanlarımız oldu. Bu çeşit hayvana bakacağım aklımın ucundan geçmezdi” diyor.

 

Fil Begüm, elma sepetiyle kenarda bekleyen bakıcısı Hüseyin Dilber’in elinden elmasını alıyor

‘İGUANALAR SICAKKANLI HAYVANLAR’

9 yıldır sürüngenlerin bakıcılığını üstlenen veteriner teknikeri İlker Ertop ise Türkiye’de nadir bulunan türlerle ilgileniyor, iguanalarla. Isıya göre hareket eden iguanalar genelde hibe olarak geliyor İzmir Doğal Yaşam Parkı’na. “Sürüngenlerin gözkapakları olmadığı için tepkilerini anlayamıyorsunuz” diyen Ertop, karınları tokken sıkıntı olmadığını ancak acıktıklarında hareketli olduklarını anlatıyor. Arkadaşlarının işine bir türlü akıl sır erdiremediğinden gülerek bahsediyor. “Kendimi bildim bileli hayvanlarla ilgiliydim. İguanalar yeşillik ve meyve yiyor. Eğer benim ısım onlara verdiğim besinden daha yüksekse bana hamle yapabiliyorlar. Sıcakkanlı hayvanlardır. Onlara dokunmak muhteşem bir duygu. Kulak arkalarını sevdiğinizde gözlerini kapatıyorlar.”

Hüseyin Çapaz, kuş bölümündeki Yakup Papağan’ı eliyle besliyor. Önce neşeyle bizi karşılayan Yakup, bizden çabuk sıkılıyor ve kafasını öne eğerek “Hadi bye bye” diyor

DETAYLAR

Hayvanat bahçesinde kuş uçurtmayan, 425 dönümlük parkı büyük bir aşk ve disiplinle yöneten İzmir Doğal Yaşam Parkı Müdürü Şahin Afşin, hayvanlar hakkında ilginç bilgiler veriyor: n Kaplanlar günde 35 kilo, aslanlar 25 kilo et yiyor. n Filler yoncayı yiyor, yazın sıcak havalarda buz kalıpları içinde meyve veriliyor. İçinde karpuz ve fıstık da oluyor. En çok elma ve armut seviyorlar. Fil yavruları 100 kilo doğuyor. Yetişkin filler sürüden ayrı yaşıyor. Bir filin hamileliği 20-24 ay arası sürüyor.

Çevik Can ve Hüseyin Dilber fil ailesinden sorumlular. Duygusal buldukları filler ile keyifli vakit geçiren bakıcıları beslenme saatinde yakaladık 

İzmir Doğal Yaşam Parkı, 425 dönümlük bir alanda 130 türde 1500 yaban hayvanına ev sahipliği yapıyor. Hayvanlara ayda 18 ton yonca, 6.5 ton kaba yem, 3.5 ton meyvesebze, 150 kilo kuru meyve ve 5 kilo bal veriliyor.

Ersun Şentürk, lemurların öğle yemeği için buzlu meyveleri direğe asıyor.

MEZARI YENİ BARINAĞIN YANINDA

Bahadır’ı hatırlarsınız. 2007’de ölen, İzmir’in sembolü haline gelmiş fil. Beton zemine bastığı için ayaklarında oluşan hastalık vücuduna yayıldı, tedavisi mümkün olmadı. 14 Şubat 1964’te İzmir’e geldiğinde 2 ya da 3 yaşındaydı. Ömrünün büyük bölümünü yalnız geçirdi. Pek çok ziyaretçi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne “Bu filin yalnızlığına bir son verin” diye kampanyalar başlattı. İzmir Büyükşehir Belediyesi fil arayışına girdi. Hatta Bahadır’ın yalnızlığına çare yerel seçimlerde vaatler arasına bile girdi. 1998’de Hindistan Cumhurbaşkanı İzmir Fuarı’ndaki hayvanat bahçesini ziyarete geldi, yanında fil Begüm’ü getirdi. Tabii bu, uzun yazışmalar sonucu gerçekleşen bir şeydi. Ancak aralarında ciddi yaş ve cüsse farkı olduğu için araya demir bariyer yerleştirildi. Ama onlar duygularıyla bariyerleri aşmıştı. Ayrı taraflara konulan yiyecekleri birbirlerine ikram ediyor, havuzdan aldıkları suyla birbirlerini ıslatıyorlardı. Ancak Begüm fil, Bahadır ölmeden yetişkinliğe erişemedi. Begüm’le yan yana gelemediler. O dönem İzmir Doğal Yaşam Parkı’nın inşası devam ediyordu, şimdi kullanımda. Bahadır’ın mezarı da göremediği yeni fil barınağının tam karşısına kazıldı.

Hüseyin Koğmaz sırtlanlarla aralarında duygusal bağ oluşturduğunu söylüyor

Bu arada fil Begüm’ün adı da üzücü hatıraları akla getirdiği için büyükşehir belediyesi tarafından arkasına “Can” eklenerek değiştirildi. Begümcan şu anda Türkiye’deki ilk ve tek anne fil. Eşi Winner, çocukları İzmir ve Deniz ile İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda yaşıyor.