"Fotoğraf çektirmekten hoşlanmıyorum"
Eşini teröre kurban veren Göksel Kortay Balçiçek Pamir'in sorularını yanıtladı: "Sevgimiz bölünmesin diye çocuk sahibi olmadık, şimdi çok pişmanım"
Tiyotrocu Göksel Kortay, younculuk yıllarını ve HSBC Bank'a gerçekleştirilen bombalın saldırıda kaybettiği eşi Kerem Yımazer'i Söz Sende'de Balçiçek Pamir'e anlattı.
Siz aslında fotoğrafları çok sevmezmişsiniz.
Fotoğrafları çok severim yıllarca da çektim. Artık sevmiyorum. Artık fotoğraqf makinesi taşımıyorum, hatta çektirmiyorum. Çünkü gösterecek kimse yok. Fotoğrafın anlamı onu sevdiklerinizle paylaşmanızdır. Benim fotoğraflarımı sevecek kimse olmadığı için artık sevmiyorum.
"KEREM KARŞIMA ÇIKMASAYDI BELKİ DE BEKAR KALACAKTIM"
Nasıl bir aileydi sizinki?
Bizimki 4 kişilik, çok sevecen, hep birlikte olduğumuz, çok hoş bir aileydi. Onun için ben yıllar yılı hiç evlenmeyi düşünmedim. Kendi ailemle yuvamızda o kadar mutluyduk ki, evlilik bir nevi özgürlüğün kısıtlanması gibi gelirdi. Kerem karşıma çıkmasaydı belki de bekar kalacaktım.
Herkesin ezberini bozacak biri çıkar..
Kerem de benim ezberimi bozdu. Babam, çok hoş bir insandı, iki üniversite mezunu, tiyatroya çok meraklı, zaten benim tiyatrocu olmamım asıl nedeni babamdır. Ama ben "Tiyatrocu olacağım" deyince kıyamet koptu.
Öyle mi? Hem teşvik ediyor, sonra da..
Hayır teşvik etmedi. Ama 5 yaşından sonra beni tiyatroya götürdü.
Daha büyük teşvik var mı?
Kendisinin İstanbul'da oynayıp da görmediği hiçbir oyun yoktu. Tanımadığı oyuncu yoktu. "Ben tiyatrocu olacağım" deyince kıyamet koptu. İstemedi. Sonra ben bir biçimde babamı kandırdım, 6.5 yıl kaldım...
EV ARKADAŞI FAYE DUNAWAY
Hem tiyatrocu olmaya ikna ediyorsunuz, hem Amerika'ya gidiyorsunuz. Bunu nasıl becerdiniz?
Bir kere Amerika'ya gitmeyi aklıma koymuştum. O yıllarda daha ziyade fen öğrencilerini gönderirlerdi. Benim Amerika'ya gitmemin şart olduğunu onlara inandırdım. Babam istemese de gidecektim. Ama ben çok iyi bir çocuktum. Annemin babamın sözlerinden asla çıkmazdım. Ama onlar da beni hiçbir zaman üzmemişlerdi. Annem çok sevindi, "Sakın babama söyleme" dedim. Gönderse de, göndermese de ben gideceğim. Akşam eve geldim, babami "Aa Amerika'ya gidiyormuşsun.." Haritaları açtı, acaba nereye gönderirler, diye.. Ben söz verdim. 1 yıl kalacağım ve tiyatroyu unutup geri döneceğim. Ama oraya gidip de master almadan dönmenin bir anlamı yoktu.
Öğrenciliğiniz sırasında da çok ünlü isimler varmış sizinle birlikte?
Benim ev arkadaşım, Faye Dunaway.
Biraz anlatsanıza, nasıl bir ev arkadaşıydı?
Haylaz. Ben de çok aklı başımda idim. Çünkü o bana büyükanne derdi. Çünkü ben ona hep nasihat verirdim: Onu öyle yapma, bunu böyle yapma..
Ne yapardı?
Mesela siyah elbisem vardı. Akşam bir yere gideceğim, elbisem yok. bari sor dedim, sonra. Öyle şeyleri vardı.
Hala görüşüyor musunuz?
Geçenlerde Antalya Film Festivali'ne gelmiş, uçaktan iner inmez gazetecilere beni sormuş.
"TÜRKİYE AŞIĞI BİR İNSANIM"
Siz orada kalsaydınız, çok daha farklı bir kariyeriniz olabilirdi.
Ben hiçbir zaman kalmayı düşünmedim. Olurdu, olmayabilirdi...Ben Türkiye aşığı bir insanım. Meslek yaşamımın 44. yılındayım, o günden bu yana da döndüğüme pişman olmadım. Ama orada kaldığımı 6.5 yıl çok güzeldi. Benim için çok güzel bir altyapı, bir birikim oluşturdu.
Buraya döndükten sonra çok erken bir zamanda ailenizi yitirdiniz.
Evet. Döndüğüm gün, kapıdan içeri girdim Yıldız(Kenter) Hanım aradı, "Bize katılır mısınız?" dedi. Babam, "Kimdi arayan?" diye sordu, "Önemli değil" dedim. "Yıldız Kenter arıyor" dedim. "Ne demek önemli değil!" dedi, çıldırıyor. "Sen ne dedin", "Gelemem dedim"...Halbuki ben Yıldız Hanım'dan 3 gün izin almıştım.
Siz de az değilmişsiniz.
Bir kızdı bana. "Sen kim oluyorsun, nasıl Yıldız Hanım'a hayır dersin..." Ben naza çekiyorum şimdi. Babam zorla telefon ettirdi, "senin keyfini mi bekleyecek, Yıldız Kenter.." Ben de naz ederek gittim. Sonra babam, en yakın desteğim oldu, her oyunuma geldi. Arkadan gelir oyunu seyreder, beni alır eve götürürdü.
Peki siz kaç yaşındaydınız onu kaybettiğinizde?
30'lu yaşlarda...
Peki kardeşiniz de çok kötü bir hastalık geçirdi...
Maalesef çok genç yaşta...Ben kardeşimle ikiz gibiydim. Çok akıllı, çok zeki bir çocuktu. Her şeyimdi, onu kaybettim. Sonra annemle ikimiz kaldık. Anneme de taparım, en yakın dostumdu. Annemsiz bir yaşam düşünemezdim zaten. Ama oluyormuş. "Annem biraz daha yaşasın" diye dua ederdim. Neyse, bir ay yaşadı annem, 2003'ün Ocak ayında annemi kaybettim. Kasım'da da Kerem...
"SEVGİMİZ BÖLÜNMESİN DİYE ÇOCUK YAPMADIK"
Kerem Bey'le sizin aşkınız hep konuşuldu. Sizi büyük gıptayla izledik. Nazarımıza mı geldiniz, inanır mısınız bilmiyorum böyle şeylere...
İnanırım da, nazardan mı oldu, bilmiyorum?
Şöyle bir cümleniz vardı:"Sevgimiz bölünmesin diye çocuk yapmadık" Hala öyle mi düşünüyorsunuz? Nasıl bir his bu?
Tabii bir çocuk olunca sevgi bölünüyor. Benim sevgim ikiye bölünecekti o zaman, onunki de öyle. Düşündük, taşındık...Biz birbirimize o kadar düşkündük ki, ben onun çocuğu, o benim çocuğum gibiydi. Bizim bir çocuğa ihtiyacımızın olmadığını düşündük. Zaten yeğenler var, onlar bize çocuk sevgisini tattırıyordu. Birbirimize çok vakit ayırmak istiyorduk ama Kerem2in vefatına kadar hiç pişman olmadım. Kerem'in vefatında yanlış yapmış olduğumu anladım.
Ondan bir parça kalsaydı diye değil mi?
Bir çocuk olsaydı bambaşka olurdu. Bana yaşama sevinci getirirdi. Ondan bir parça olacaktı benim karşımda. Şimdi çok pişmanım.
"Aman çocuk yapın" diyormuşsunuz özellikle gençlere...
İki ya da üç..
Siz de Başbakan gibi...
(Gülüyor) Allah herkesin yavrularına çok uzun ömür versin. Ama yaşamın ne getireceği belli olmuyor. Mesela iki kardeştik, ben tek kaldım. Bir kardeşim daha olsaydı, şimdi o olacaktı...
Siz o zamandan beri de sahneye çıkmıyorsunuz. Niye bizi mahrum ediyorsunuz?
İçimden gelmiyor. Oysa ben bir oynamasan ağlardım. Şimdi hiç öyle bir şey içimden gelmiyor. Gidiyorum, arkadaşlarımı seyrediyorum. Normal bir seyirci gibi mutlu ayrılıyorum oradan. Ben o özlemimi, tutkumu kaybettim gibi geliyor bana. Eskiden çıldırırdım, gene de tiyatroyu çok severim, o kadar uzak değilimj. İşte dersler veriyorum, arada bir oyun yönetiyorum filan. Ama tabii oyuncu olarak sahneye çıkmak başka bir şey. O tutku, o heyecan yok artık bende.Zaten hiçbir şeye karşı yok. Kerem'i kaybettikten sonra hep söylüyorum "Var oluyorum..."
Yaşamadan bilinmez ama hayatta bir şeylere tutunmak önemlidir, değil mi?
Elbette. Zaten onun için çocuk şart, diyorum. Şimdi benim öğrencilerim var. Onların hepsi benim yavrularım. Çocuk özlemini onlarda gideriyorum. Hepsi koca koca delikanlılar, genç kızlar...O kadar hoşlar ki, iyi niyetli, vefalı..
Bir de mezun olduktan sonra da sizi bırakmıyorlar...
Telefonun günde en az 7-8 kere onlar tarafından çalınır.