Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi afyon müzik müzesi, özge mine sarıçam habertürk röportajı

        Özge Mine Sarıçam

        osaricam@htgazete.com.tr

        Birkaç hafta önce bir basın daveti aldım. Başta hafta sonunu Afyon’da geçirmek biraz sıkıcı bir fikir gibi görünüyordu. Üstelik gelen mailde havanın -1 derece olacağı ve kalın kıyafetler almamız öneriliyordu. Yine de uçağa atladığım gibi Afyon’da aldım soluğu. İşadamı Şükrü Demirayak’ın kurduğu ve büyüttüğü Müzik Müzesi’ni ziyaret için... Şimdi bu müzik müzesinde neler gördüğümü okuyunca siz de gitmek isteyebilirsiniz. Michael Jackson’dan Bill Clinton’a 350 adet ıslak imza, dünyanın her yerinden toplanmış 50 binin üzerinde CD ve plak, dünyanın ilk CD çaları, Edison’un icadı phonograph, Dark Side Of the Moon albümünün bestelerinde kullanılan klavye ve daha neler neler... Şükrü Demirayak’ın yıllarca biriktirdiği bu koleksiyon neden Afyon’da, diyecek olursanız cevabı kendisi veriyor: ‘’Fabrikam burada ve o kadar yoğun çalışıyorum ki arada nefes almak için kendimi attığım tek yer müze. Burası da olmazsa nefessiz kalırım.’’ Koleksiyonundaki her parçaya gözü gibi bakan Demirayak’ın ikinci elden aldığı, dünyaca ünlü müzisyenlerin sintisayzırlarını kullanarak doğayı korumaya adadığı “To Be or Not To Be’’ adlı ikinci albümü de kısa süre önce iTunes ve raflarda yerini aldı.

        Alıp sattığınız parçalar oldu mu?

        Yeni ev dekore ederken babam müzik odasını görünce kızdı. “Yeter artık işadamı mı olacaksın müzisyen mi? Bırak bu işleri’’ diye azarladı. Ben de adam herhalde haklı diye bütün koleksiyonumu satma gafletinde bulundum. 6 ay sonra “Ben ne yaptım’’ deyip koleksiyonu yeniden toplamaya başladım. Vücudumun yarısı yok gibiydi, çok mutsuzdum. Neler sattığımı biliyordum, biri haricinde hepsini tekrar aldım. O kalanın da ne ismini hatırlayabiliyorum ne plağın şeklini. Ama melodiyi çalabiliyorum, onu çalarak aramaya devam ediyorum. Bulacağım.

        Plaklarınız hangi kategorilerde yoğunlaşmış durumda?

        Funk,disko, caz, trance, techno, pop, rock, new age tarzlarından 50.000'e yakın plağa sahibim.

        Kendiniz mi sıralıyorsunuz?

        Sıralamalarını kendim yapıyorum çünkü neyin nereye konulması gerektiğini kimse benim kadar bilemez. Mesela David Gilmour Pink Floyd'a katılmadan önce hangi grupta amatör olarak çalıyordu bilemezler. Dolayısıyla alfabetik olarak Pink Floyd'un arkasında olması gerekiyor. Vakit buldukça kendim yapıyorum, benim için hem zevk hem meditasyon oluyor.

        'ALAN PARSONS BENİ CALIFORNIA'DAKİ EVİNE DAVET EDER'

        Peki plaklara gösterdiğiniz ilgiyi konserlere de gösterir misiniz?

        İlk önce iş. İş olursa bu hobilere de düzenli devam edebilirim. O yüzden çok sevdiğim bir grup geldiğinde işi bırakamayacak durumdaysam gidememişimdir. Ama bazı isimler var ki bir daha zor gelir Alan Parsons Project gibi. Onun konserlerine gide gele yakın arkadaş olduk, bazen o beni California'daki evine davet eder. Bazen ziyaretine giderim ya da o gelir. Pink Floyd'un da mix mühendisiydi eskiden. Ama mesela Roger Waters son geldiğinde yerim hazır olmasına rağmen gidemedim.

        Hayranı olduğunuz her müzisyenle arkadaşlık kurabiliyor musunuz?

        Bir tek Alan Parsons'la öyle oldu. Büyük hayranıydım. Pink Floyd'dan ayrılıp da tek başına müzik yapmak biraz cesaret ister. Bu adam onu yaptı. Mixing konusunda muhteşem başarılı bir isim. Bazı albümlerin mix'i çok iyi olur, doğru yerde doğru klavye girer ama duygu yoktur. Bazılarında da duygu vardır ama mixingi kötüdür. Alan Parsons'ta hepsi var. Ortağı Eric Woolfson duygu yüklü bir adamdı. Sound seçimi ve kayıtta da Alan Parsons bir numaraydı. Zaten ortağı öldükten sonra Alan Parsons eski albümlerini yapamamaya başladı. Ama yine de kumaşı sağlam.

        ANALOG OLMAZSA OLMAZIM

        Peki analog sintisayzırlar mı yeni nesil olanlar mı?

        Klasik arabalarda güvenlik aramayın. Fakat lezzet, motor sesi ve verdiği haz bambaşkadır. Yeni arabalarda o hazzı alamazsınız. Zaten yeni arabaların hepsi birbirine benzer ama güvenlik açısından iyidir. Elektronik klavyelerin de iyi tarafı var tabii ama artık elektronik klavye de kalmadı, her şey software sistemlerine döndü. İnsanlar laptop ile albüm yapıyor. Ben buna karşı gelmekle beraber bir yandan da seviniyorum, aşırı kabiliyetli bir genç müzisyen olağanüstü bir albüm yapabiliyor. Bunu destekliyorum ancak analog benim olmazsa olmazım. Onun verdiği geniş perde ses olanaklarını yeniler veremez, herkes de bunu anlamıyor.

        İnternetten müzik dinler misiniz?

        Tabii seyahatlerim sırasında Ipad'im kucağımda. Onun dışında bir arkadaşıma bir konserden

        parça göstermek istediğimde plakların arasında bulmaya uğraşmıyorum tabii. Çağdan geri kalmamalısınız ama eskiyi de unutmamak lazım. Zaman buldukça arşivimi bilgisayara yüklemeye başladım iki senedir. Onları mp3'e yüksek kalitede formatlayıp atıyorum.

        Onları internete yüklemeyi de düşünür müsünüz?

        Onu telif hakkından dolayı yapamam. Şimdi herkes internetten müzik indiriyor. Bundan dolayı müzisyenler de yapımcılar da zor durumda. Veya i-tunes'da dünyadaki dükkan cebinizde. Arada kaç tane aracı varsa onları en aza indirip maliyeti azaltmanın yolu kendi yapımcılığınızı yapmaktan geçiyor. O yüzden sanatçıların bunu yapmasını doğal karşılıyorum. 80'lerden sonra büyük müzik gruplarının dağılmaya başlamasının nedeni rekabetin çok olması. Çok sanatçı olduğu için, grubun konser fiyatları düşüyor.

        AKROBATİK DANSÖRDÜM

        En sık dinlediğiniz plak?

        Giorgio Moroder. Dünyada ilk techno-trance müziğin doğmasını sağlayan Daft Punk'ın da doğmasını sağlayan adamdır.

        Dans etmeyi sever misiniz?

        Artık yaşlandık tabii ama 78'le 82 arasında akrobatik dansördüm. Dostlarımın otellerinde düzenlenen disko gecelerinde hem program yapar hem dans şovu yapardım. Müzik olunca içim titrerdi. Zaten 22'li yaşlarda kabınıza sığamıyorsunuz.

        Koleksiyonunuza en son ne kattınız?

        Liz Story'nin bir plağı. En son eklediğim klavye de eski analogların babası olan Dave Smith'in Prophet 5'i. Geçen hafta çıkardık ambalajından, tuşlarındaki naylonu çıkarmaya kıyamadım henüz.

        Siz kullanıyor musunuz bunları?

        Kullanıyorum. Zaten 30-40 yıl dergilerde baktığım bir klavyeye sahipken albüm yapımı sırasında bilgisayardan çalmıyoruz aslı varken. Bunlarda hazır bir saksafon sesi yok, kendi sesinizi kendiniz elle yapıyorsunuz. Biraz zaman harcamak gerekiyor. Ben de o yüzden ikinci albümümü 12 senede yapabildim. Bir parçada kullandığım soundu diğer bir parçada bulamazsınız, sevmiyorum. Arkanızdaki parça Technics SL-P1200 model klavye, dünyanın ilk sample sintisayzırıdır. 100.000 dolardı ve benim için bir ütopyaydı. Dergilerde gördükçe sinirimden kahrolurdum. Sting gibi sanatçılarla özdeşleşmiştir. Bunun özelliği sesleri kendinize özel yaptığınız gibi, aynı zamanda mikrofondan çok sevdiğiniz bir vokalistin ya da özel bir enstrümandan çıkan özel bir tınıyı, bir Do versene deyip kaydedebilirsiniz. O ses bütün tuşlara yayılır ve o aletin veya kişinin vokal sesiyle çalabilirsiniz. Bunu Frankie Goes To Hollywood diye bir grup vardı, onların stüdyosundan aldım.

        Tüm bunlara sahip olmak size ne hissettiriyor?

        Bazen çok stresli bir anımda 10 dakikam var diyelim, buraya inip bir plak koyarım. Buranın kokusunu bile almak tüm stresimi yok ediyor, huzur bulup tekrar çıkıp çalışmaya devam ediyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ