'Manifestom öğrenmeye devam etmek'
Bin Ladin'i Öldürmek filmindeki performansıyla Altın Küre alan Jessica Chastain ile ılık bir kış günü Paris'te buluştuk. Kadınlığını konuşturmadan var olmanın zor olduğu erkek egemen sinema dünyasında kendisinin ve "biricik yönetmeni" Kathryn Bigelow'un varoluş sırlarını konuştuk
Aysun ÖZ aysunoz@htgazete.com.tr
Kış sadece İstanbul’da sıcak geçmiyor. Soğuktur diye kat kat giyinip gittim Paris’e, ama ışıkların kentinde ılık ve zaman zaman yağmurlu birkaç gün geçirdim. Adeta nefis yemek kokularına sarınarak daha da ısınan Paris, geniş caddelerinin ardına saklanmış küçük meydanlarıyla kalbimi bir kez daha çaldı. Hollywood’un son gözdelerinden Jessica Chastain’in röportaj için buluştuğumuzda sergilediği cana yakın halleri de Paris’e büsbütün ısınmamı sağladı.
Vardığımda, röportajı yapacağımız otel de nefis kokuyordu. Ancak bu kez burnuma yemek değil parfüm kokuları geliyordu. Geçen yıl “Zero Dark Thirty” (Bin Ladin’i Öldürmek) filmiyle Altın Küre’de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Chastain, Yves Saint Laurent’in ünlü kokusu Manifesto’nun yüzü olmuştu çünkü. Burnuma gelen de Manifesto’nun yeni versiyonuydu... Sebebi ziyaretim de bundan...
Otelde söyleşi yapacağımız yüksek tavanlı odaya usulca girerken, o uzun, kadife perdeleri bir eliyle yana çekmiş yağmurlu Paris sokaklarını izliyordu. Usulca girdim çünkü güzel bir kadınla karşılaşacağım kesindi ama samimi biri mi yoksa mesafeli mi bilmiyordum. Altın Küreli, Oscar adaylıkları bulunan, son dönemin en iyi çıkış yapan aktrislerinden biri Jessica Chastain. Ayrıca 2012’de Time Dergisi’nin “Dünyadaki 100 Etkileyici İnsan” listesinde yer almıştı. Film eleştirmenlerinin Zero Dark Thirty ve Mama filmlerindeki performanslarından ötürü “Çağının en iyi oyuncularından biri” diye yorumladığı büyük yetenek... Aslında ümitsiz de değilim zira Hollywood yıldızları bizimkilere göre çoğu kez daha samimi ve daha rahat... Kendilerine güvenleri tam, karşılarında oturan menajerlerin kaş göz işaretiyle yönlendirilmiyorlar. Uzun sözün kısası, Chastain de tahmin ettiğim gibi, geldiğimi fark edince kocaman bir gülümsemeyle karşıladı. Elini sıkmak için davrandım ama aksiyon birbirimize sarılmamızla tamamlandı. Birazdan okuyacaksınız; bu sıcak karşılamada İstanbul’dan gelmemin de payı vardı...
Kızıl saçları, doğal makyajı ve endamıyla çok güzel bir kadın Chastain, önce baştan söyleyeyim. İncecik ve sandığım kadar uzun değil. Hatlarını incelerken İstanbul’dan getirdiğim hediyeyi vermeyi unutuyordum az daha! “Kapalıçarşı’dan mücevher ustası Tekin Seyrekoğlu’nun İstanbul Boğazı’nı simgeleştirdiği tasarımı” diyorum, “kendisi hayranınızmış”. O kadar seviniyor ki... “Benim için İstanbul’dan mı getirdiniz” diye sorduktan sonra telaşla paketi açıp çok beğendiğini ve teşekkürlerini dile getiriyor ve anında işaret parmağına geçiriyor. Öylece, beraber kameraya poz veriyoruz. Röportaj için 15 dakikam var, zaman böyle akıp gidiyor. İstanbul’a gelmek istediğini ve merak ettiğini söylerken zamanımın azaldığını düşünerek ilk sorumu soruyorum...
‘KADINLARIN TEK TİPLEŞTİRİLMESİNİ SEVMİYORUM’
■ Yves Saint Laurent, Manifesto ile 2013’te baştan çıkarıcılığı bambaşka bir boyuta taşıdı. Parfüm, 2014’te yeniden yorumlandı ve yeni Manifesto L’Eclat ile YSL Beauté’nin marka elçisi yine sizsiniz. Marka, Manifesto kadınlarını “Özgür, aşırılıkları seven, tutkulu ve sıradışı” olarak yorumluyor. Siz nasıl bir kadınsınız? Manifestonuz ne?
Manifestom “Öğrenemeye devam etmek ve hiçbir zaman pes etmemek”. Benim için hayat bir yolculuk ve aynı zamanda insanı insan yapan tecrübeler bütünüdür. Bu döngünün de bir sonu yok, benim için manifesto her zaman hayatın öğrencisi olarak kalmaktır.
■ Sizi YSL ile biraraya getiren ortak sebepler nelerdi?
Yves Saint Laurent’in kendisine ve onun kadına bakış açısına büyük saygım var. Keşke onunla tanışabilseydim... Catherine Deneuve’e smokin giydirip kırmızı halıda yürüttüğü zaman gurur duymuştum. Şimdiyse kadınlık algısı değişiyor. Mesela en son Zero Dark Thirty’de canlandırdığım karakterde kadına dair çok farklı bir tipleme sergilemiştim. Kadınlar çok güzel, harikulade, büyüleyici ve derin yaratıklar; bilmece gibiler... Ama kadınların tek tipleştirilmesini de sevmiyorum. Yves Saint Laurent kadını yeniden yarattı ve farklı özelliklerini ortaya çıkardı... Bu çok sevdiğim bir özellik.
‘HERHANGİ BİR DİYET YAPMIYORUM’
■ Nasıl bu kadar fit kalabiliyorsunuz? Vücudunuzu ve güzelliğinizi nasıl koruyorsunuz?
Çoğunluğunu yogaya borçluyum ve veganım. Beslenme konusunda çok titiz davranıyorum. Yıllar önce kendimi bu kadar iyi hissetmiyordum. Kötü hissettiğim zaman 2 hafta vegan yaşıyordum. Sonra da rutinime geri dönüyordum. Bu da benim kendimi tekrar kötü hissetmeme sebep oluyordu. Artık vücudumu dinlemeyi öğrendim. Şimdi çok daha iyi hissediyorum, çok enerjiğim ve neredeyse hiç hasta olmuyorum. Herhangi bir diyet yapmıyorum. Kilomla alakalı da takıntılarım yok. Ne yiyorsak oyuz aslında. Bu, farkında olduğumuz en önemli şeylerden biri olabilir...
‘İSTANBUL SÜREKLİ KARŞIMA ÇIKAN BİR ŞEHİR’
■ Hiç İstanbul’da bulundunuz mu? Daha önce İstanbul’da çekilen bazı filmler Oscar adayı oldu, ödül aldı. Yakın zamanda, içinden İstanbul geçen projeleriniz var mı?
Hayır, hiç İstanbul’da bulunmadım; ama gitmeyi çok istiyorum. Arkadaşlarımdan İstanbul’a dair çok güzel şeyler duydum. Umarım en kısa zamanda böyle bir proje olur ve gelirim. Olacağını da biliyorum; çünkü İstanbul sürekli karşıma çıkan bir şehir. Biliyorum ki yakın zamanda orada olacağım.
■ Geçen sene Amerikalı ünlü golfçü Tiger Woods şehre geldiğinde, onun yürüyüp vuruş yapması için Boğaz Köprüsü kapatıldı. Belki sizin için de böyle bir şey yapılır!
Hayır, böyle bir şeye gerek yok. Ben köprüden herkesle birlikte geçmek, İstanbul’da insanların içinde olmak isterim.
‘ÇIPLAKLIKLA ALAKALI HİÇBİR SORUNUM YOK’
■ Hollywood’da ve dünyada Kathryn Bigelow gibi başarılı birkaç kadın yönetmen olsa da sinema aslında erkeklerin egemenliği altında bir sektör. Yani sinemanın bugünkü şartlarında kadınların dişiliğini kullanmadan sağlam bir yer edinmesi zor. Siz ise çıplaklığı insanları heyecanlandırmak için kullanmayı sevmediğinizi söylüyorsunuz. Çıplaklığa karşı mısınız? Eğer öyleyse, bu devasa “maço” sektörde başarılı bir kariyer yapmanız nasıl mümkün oldu? Bu formül, yine başarılı bir kadının, Kathryn Bigelow’un yönettiği “sert” film Zero Dark Thirty’de mi gizli mesela?
İyi iş çıkarmışsınız! (Gülüyor...) Aslında çıplaklığı, yalnızca kadını bir obje olarak gösterdiği zaman sevmiyorum. Kadının güçlü bir halini sergiliyorsa çıplaklıkla alakalı hiçbir sorunum yok. Fransız ve İtalyan sinemalarını çok seviyorum. İnsan vücudunun çok güzel olduğunu düşünüyorum ve bununla ilgili olarak heykelleri, resimleri hayranlıkla izliyorum. Evet, çıplaklığı çekmek bazen utandırıcı olabiliyor; ama bir sanat ortaya koyuyorsanız benim bununla alakalı hiçbir problemim olamaz. Kathryn Bigelow ile çalışmak da benim için müthiş bir deneyimdi. Çok büyük bir ilham kaynağı; çünkü muhteşem bir yönetmen! Film endsütrisinin yalnızca yüzde 10’u kadınlardan oluşuyor, ama ben kadınlarla çalışmak için çok emek harcıyorum. Son 4 senede 3 farklı kadın yönetmenle çalıştım. Öte yandan tabii ki mümkün olduğu kadar fazla insanla çalışıyorum. Herkesin birbirini desteklemesi gerekiyor. Aslında şuna inanıyorum: Dışarıda başka Kathryn Bigelow’lar var. Kathryn Bigelow sadece kadın olduğundan değil, çok da iyi bir yönetmen olduğundan bir ilham kaynağı benim için. Pek çok erkek onun gibi olmak için uğraşıyordur.
‘GERÇEK MAYA İLE TANIŞMADIM, ÇÜNKÜ BU SUÇ’
■ Zero Dark Thirty’nin başında, senaryodaki olayların ilk ağızdan öğrenilip uyarlandığı söyleniyor. Siz de uzun uğraşlardan sonra Bin Ladin’in yerini tespit edip operasyon için Washington’ı ikna eden Maya karakterini canlandırdınız. Gerçek “Maya” ile tanıştınız mı?
Hayır; çünkü Amerika’da bir gazetecinin ya da başka birinin bir CIA ajanıyla gizli bilgiler paylaşması yasal değildir ve bunun hapis cezası var. Filmin senaristi Mark Boal bir gazeteci gibi pek çok insanla görüşüp bilgi topladı; ama asla kaynaklarını söylemedi çünkü bu bir suç.
■ Çok ünlü birisiniz. Ama nasılsa ortalıkta fark edilmemeyi başarıyorsunuz ve bundan dolayı da mutlu görünüyorsunuz. Kendinizi sokakta nasıl kamufle ediyorsunuz?
Kendimi afişe etmiyorum aslında; çünkü sokaktaki herhangi bir insandan farklı biri olduğumu düşünmüyorum. Sokaktaki insanlardan ayrı biriymişim gibi yaşamayı da tercih etmem. Hepimizin birbirine öğretebileceği farklı şeyler var. Ben bir oyuncu olarak kendimi farklı bir yerde görürsem insanlar da bana farklı muamele yapar. Bu hiçbir zaman istemeyeceğim bir durum.
■ Bin Ladin’i Öldürmek filminde istihbarat için işkence yapılıyordu. İşkence sahneleriyle film ve hikâye gerçek olduğu için ABD yönetimi çok eleştiriye maruız kaldı. Oysa filmde canlandırdığınız Maya karakteri işkenceden rahatsız görünüyor ve meslektaşlarının korkunç yöntemlerinin tersine daha çok açık kaynaklardan, internetten istihbarat toplamak için çalışıyordu. Dahası, filmde aslında işe yarayacak bilgilerin işkenceyle değil işkencenin kesilmesiyle elde edildiğinin vurgulandığını söyleyenler de çıktı. Amerikan gizli servislerinin sorgulama yöntemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Amerikalıların bu yöntemleri anlaması için film önemli bir iş yaptı. CIA’in insanlara suda boğarak işkence etmesi ve bunu saklayabilmesi gerçeğinden hoşlanmadım. Çünkü bu aslında toplumun temsil edilmesinin bir biçimi. Tüm bunların halka açıklanması gerekiyor. Bu filmin karakterlerinin bu kadar korkunç şeyler yapabiliyor olması karşısında hem seyirci hem de bizler aslında çok şaşırdık. Maya neredeyse kim olduğunu unutacak duruma geliyor filmde ve kendisini de bu yaptıklarından dolayı eleştiriyor. Bunlar da hayatına bir mutsuzluk ve boşluk getiriyor.
Altın Küre’yi Bin Ladin getirdi
Bir adı daha var Chastain’in: Michelle. Soyadı ise annesinden geliyor. 24 Mart 1977 doğumlu Chastain, Kuzey California’da büyükannesiyle birlikte büyüyor. 9 yaşındayken dans etmeye başlıyor. 13 yaşında bir dans topluluğuna katılıyor. Romeo ve Juliet’in seçmelerini kazanarak oyunculuk kariyerinin ilk adımını atıyor. Pek çok televizyon dizisinde oynuyor ama ilk başrolünü, 2008’de vizyona giren bağımsız film Jolene’de kapıyor... Patlama yılı ise 2011. Zira o yıl vizyona giren 7 filmiyle büyük ilgi uyandırdı. Take Shelter, Coriolanus, The Dept, The Tree of Life, The Help, Wilde Salome ve Texas Killing Fields filmleriyle beyazperdede görününce, durumu “Herkesin görmekten bıktığı biriyim” diye yorumlamaktan kendini alamadı. Brad Pitt’le oynadığı The Tree of Life (Hayat Ağacı) ona hak ettiği ünü; Duyguların Rengi (The Help) filmindeki performansıysa Altın Küre, Screen Actors Guild Award, BAFTA ve Oscar’da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu adaylığı getirdi. Ancak çalışkan oyuncuya Altın Küre’yi 2012 yapımı Zero Dark Thirty’deki Maya karakteri kazandırdı. Aynı rolle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a da aday gösterildi. 2013’te Tar ve Mama filmlerinde oynayan güzel yıldız 2014’teyse The Disappearance of Eleanor Rigby, Miss Julie ve Interstellar filmlerinde kamera karşısına geçecek.
Chastain laneti!
Chastain, filmin tartışma yaratacağını tahmin ediyormuş. “Eğer bir film çıktığında herkes desteklerse, ‘Doğru hikâye mi’ diye düşündürür. Bence herkesi tedirgin eden ve tartışmaya iten bir film yapılmalı. Bu yüzden Bigelow’u ve cesaretini alkışlıyorum. Herkes olayın nasıl sonlandığını bildiğini zannediyor. Ama bilmiyorlar. Bu film olayın sonunun gerçekte nasıl geldiğiyle ilgili. Ve bu, şoke edici” diyor. Diğer yandan Jessica Chastain, filmin yarattığı tartışmadan ziyade canlandırdığı Maya karakterinden ne kadar etkilendiğini anlatıyor: “Maya’nın fedakârlığı ve üzerine düşen görevi düşündüğümde duygulanıyorum. Artık CIA’dekilerin hayatını anlayabiliyorum. Ben de son yıllarda kendimi sadece işime verdim. Ailemi özlüyorum. Arkadaşlarımla görüşemiyorum.”
Chastain, tanınmamayı seviyor. “Bir seferinde Tayland’da İngilizler beni görünce ‘Hey kızıl’ diye bağırdı. Anladım ki kızıllara ‘Kızıl’ diye bağırıp tanımadan geçiyorlar” diyor. “Sokaklarda rahat yürüyebiliyorum bu sayede...” Zaten kendini pek öyle yıldız gibi de görmüyormuş. Ne var ki artık o, yıldızlığı tescillenen bir oyuncu. Yine de dikkatli konuşmasının sebebi, daha önce yaşadıklarında gizli olabilir. Şöyle açıklıyor: “Yer aldığım bazı filmler, Hollywood bahaneleriyle gösterilmedi. Arkadaş arasında ‘Chastain laneti’ diye bir şaka bile çıktı. Ama televizyon filminde ceset olarak bile oynadım.”
‘Brad kibar ve asil’
Chastain’i ünlü eden, Brad Pitt’le oynadığı film Tree of Life’ın ondaki yeri ayrı... Pitt’le oynayacağını öğrenince “Kendime gelmeliyim” demiş. “Brad Pitt’le aynı filmde oynarken her şey değişiyor. Adamın gerçekten müthiş bir enerjisi var. Sette onunla çalışmak tahmin ettiğimden çok daha farklıydı” diyor. Hatta tanışma hikâyelerini de şöyle anlatıyor: “İlk gün motosikletiyle sete geldi ve ‘Merhaba ben Brad’ dedi. O sırada sadece motorundan gelen gürültüyü duyuyordum. O çok kibar ve asil biri.”