'Dört Kadın Bir Dünya', Bloomberg HT'de başlıyor
Moda, sanat, kültür ve yaşam... Bugün çoğu zaman hızlı tüketilen başlıklar arasında kaybolan bu alanlar, Bloomberg HT'de yayınlanacak olan 'Dört Kadın Bir Dünya' ile yeniden düşünmenin ve anlamlandırmanın merkezine taşınacak. Yasemen Çavuşoğlu, Gözde Atasoy, Ceylan Atınç ve Ayça Okay, modayı; düşünmeye yapılan bir davet, sanatı ise hayatın doğal bir parçası olarak ele aldıkları 'Dört Kadın Bir Dünya'yı Habertürk'e anlattı
'Dört Kadın Bir Dünya', sanatla aranızdaki tüm mesafeleri ortadan kaldırmaya geliyor...
Gözde Atasoy, Yasemen Çavuşoğlu, Ceylan Atınç, Ayça Okay…
Hayatın estetik kodları bu programda çözülüyor!
Kırmızı halıdan sokağa, bienallerden mimariye, festivallerden moda haftalarına; Türkiye'nin ve dünyanın en güncel etkinlikleri, hayata dair her stilin ruhu ve her tasarımın hikâyesi ekrana taşınıyor. 'Dört Kadın Bir Dünya', hayata estetik bir pencereden bakıyor.
'Dört Kadın Bir Dünya', bugün, saat 23.10’da Bloomberg HT ekranlarında olacak.
Gözde Atasoy, Yasemen Çavuşoğlu, Ceylan Atınç ve Ayça Okay, Habertürk'e verdikleri röportajda, modayı; düşünmeye yapılan bir davet, sanatı ise hayatın doğal bir parçası olarak ele aldıklarını anlattı.
Yasemen Çavuşoğlu• 'Dört Kadın Bir Dünya' ismi oldukça kapsayıcı bir vizyon sunuyor. Moda, sanat, ekonomi ve medya gibi farklı disiplinlerden gelen 4 isim olarak, sizi bu masada bir araya getiren ortak motivasyon neydi?
Yasemen Çavuşoğlu: Bizi bu masada bir araya getiren şey, mesleklerimizden çok kurduğumuz ortak dil. Hayatı tek bir disiplinden okumuyoruz; farklı alanlardan geliyoruz ama aynı meseleler üzerinde duruyoruz. Sanattan modaya uzanan bu sohbet, bizi medyanın gücüyle birlikte düşünmeye ve birlikte okumaya davet ediyor.
Gözde Atasoy: Bizi bir araya getiren temel motivasyon, dünyaya tek bir pencereden değil, çok katmanlı bir bakışla bakabilmek. Hepimiz farklı disiplinlerden geliyoruz ama ortak noktamız; estetikle düşünceyi, gündemle kültürü, bireysel deneyimle kolektif hafızayı bir arada okumak. 'Dört Kadın Bir Dünya', tam da bu yüzden bir uzmanlık yarışı değil; farklı bakışların birbirini beslediği bir fikir masası. Aslında hepimizin dünyaya bakarken ortak bir refleksi var; merak etmek. Farklı alanlardan geliyoruz ama aynı masada oturduğumuzda şunu fark ettik; konuştuğumuz şeyler ayrı ayrı değil, birbirine temas ediyor. Bu program biraz da kafamıza takılanları yüksek sesle düşünme ihtiyacından doğdu.
Ceylan Atınç: Bizi bir araya getiren şey aslında tek bir disiplin değil; dünyaya bakma biçimimiz. Hepimiz kendi alanlarımızdan geliyoruz ama ortak bir yerimiz var; yaşadığımız zamanı okumaya çalışıyoruz. Moda, sanat, kültür ya da medya... Bunların hepsi aslında aynı hikâyenin farklı dilleri. Bu masada buluşmamızın temel motivasyonu; kadınların dünyaya sadece tüketici ya da izleyici olarak değil, düşünen, sorgulayan ve yön veren bireyler olarak bakabilmesi. 'Dört Kadın Bir Dünya', biraz da bu çoğul bakışın adı.
Ayça Okay: Kadın olmanın getirdiği sezgiyi, gücü ve dayanışmayı birlikte büyütmek. Moda, sanat, kültür ve hayatın bütün alanlarının aslında tek bir akış içinde olduğunu göstermek ve bu dünyayı kadın bakışıyla birlikte okumak.
Gözde Atasoy• Bu programı diğerlerinden ayıran temel fark ne olacak?
Yasemen Çavuşoğlu: Bilgi var ama duvar yok. Bu masada denge var, sanatta kavramsal bakış da var, piyasa okuması da modada ise alanında en güçlü seslerden biri. Farklı perspektiflerin yan yana durabildiği canlı bir sohbet kuruyoruz.
Gözde Atasoy: En önemli farkımız, yukarıdan konuşmuyoruz, yan yana düşünüyoruz. Moda, sanat ya da yaşam trendlerini sadece "Ne oluyor?" diye değil, "Neden oluyor ve bizi nasıl dönüştürüyor?" sorusuyla ele alıyoruz. Didaktik değil, ezber bozan; hızlı tüketilen içerik yerine iz bırakan sohbet hedefliyoruz. Biz konuşurken bir şey anlatma kaygısından çok, gerçekten sohbet etme niyetindeyiz. Trendleri ya da sergileri sıralamak yerine, "Bizi neden etkiledi, hayatımıza ne söylüyor?" diye bakıyoruz.
Ceylan Atınç: Biz hızlı tüketilen başlıklar üretmekten çok, meselelerin arkasındaki katmanları konuşmayı önemsiyoruz. Bir trendi sadece "Ne?" olduğu üzerinden değil, "Neden?" ve "Neye işaret ettiği" üzerinden ele alıyoruz. Ayrıca bu programda didaktik bir dil yok; üstten konuşan değil, birlikte düşünen bir yaklaşım var. Bence fark tam da burada. Bir de televizyonda kültüre, sanata, modaya dair hiç bir şey kalmadı. Biz biraz güncel modayı ve sanatı, ayrıca şehirde neler oluyor, ruhumuzu besleyecek hangi ajandalar var bunları da konuşacağız.
Ayça Okay: Yorumlayan değil, çerçeve kuran bir program olması. Gündemi takip etmiyoruz; gündemin arkasındaki düşünce sistemini açıyoruz. Sanat ve modaya mesafeli duran izleyiciler için bir çözümleme ve açma alanı yaratmamız. Karmaşık görünen dili sadeleştiriyor, kapalı anlamları görünür kılıyoruz. İzleyiciyi zorlayan değil, içine alan; izlerken rahatlatan, düşünceyi akışkanlaştıran, neredeyse mediasyon gibi bir deneyim sunuyoruz. Sanatı ve modayı daha geniş kitleler için anlaşılır, temas edilebilir ve hayatın doğal bir parçası haline getiriyoruz.
• Programın hedef kitlesini nasıl tanımlıyorsunuz? İçeriği oluştururken hangi izleyici profili merkeze alınıyor?
Yasemen Çavuşoğlu: Sadece ne olduğunu değil, neden ve nasıl olduğunu da merak eden herkes. Gündelik hayatın içinde sanatın aslında ne kadar görünür ve hayatın bir parçası olduğunu fark etmek isteyen, bizimle bağ kuran tüm izleyiciler. Aynı zamanda sanata mesafeli duran izleyiciyle de doğru bir uzlaşma dili kurmayı hedefliyoruz: sade ama kapsamlı, erişilebilir ama yüzeysel olmayan bir anlatı. Bu nedenle tek bir merkez yok; merak eden herkes var.
Gözde Atasoy: Dünyayla temas halinde olan, merak eden, sorgulayan ama bunu elit bir yerden değil samimi bir yerden yapan izleyici var. Kadın-erkek ayrımı yapmadan; kültürle, estetikle, gündemle bağı olan herkese sesleniyoruz. İzleyiciyi de sohbetin parçası olarak görüyoruz. Birlikte düşünmek isteyen herkese açık bir masa bu.
Ceylan Atınç: Merkezde tek bir yaş ya da meslek grubu yok. Daha çok merak eden, dünyayla bağ kurmak isteyen, gündelik hayatla büyük resim arasındaki ilişkiyi önemseyen bir izleyici var. Kimi zaman kariyerinin başındaki bir kadın, kimi zaman hayatın ortasında "Şimdi ne?" diye soran biri… Aslında kendine ve dünyaya dair sorular sormaktan vazgeçmeyen herkes. Bir podcast dinlerken hatta bu bir sohbet podcasti ise onlarla konuşurken bulursun kendini ya; biz da ekran başındaki seyirciye bunu yapmayı hedefliyoruz.
Ayça Okay: Dünyaya sadece "Ne oluyor?" diye değil, "Neden oluyor?" diye bakan; estetikle düşünceyi birlikte isteyen herkesi kapsıyoruz.
• Moda ve lifestyle artık yalnızca trend takibi değil; aynı zamanda bir duruş, bir ifade biçimi. Sizce bugün bir kadının tarzı, onun hayata bakışını ne kadar yansıtıyor?
Yasemen Çavuşoğlu: Tarz, benim için güçlü bir ifade alanı. Bir kimlik bulma hâli ve o kimliği dışa vurma biçimi. Bir kadının yaptığı seçimler, bedenle kurduğu ilişkiyi, hatta sezgisini bile yansıtabilir. Ama bunu yalnızca tüketimle sınırlamamak gerekir. Bir renk seçimi yüzünü aydınlatabilir; aynı eteği farklı parçalarla kombinleyerek her gün yeni bir ifade alanı yaratabilirsin. Doğru bağlamla yaklaşıldığında, tarz her gün yeniden kurulan bir 'ben' hâline dönüşür.
Gözde Atasoy: Bugün tarz, sadece ne giydiğiniz değil; neye değer verdiğinizin sessiz bir ifadesi. Bir kadının seçimleri; hızla mı yaşamak istediğini, sade mi düşündüğünü, görünür mü yoksa derin mi olmayı tercih ettiğini anlatıyor. Biz de programda modayı tam olarak bu noktadan, yani kişisel hikâyelerin aynası olarak ele almaya çalışacağız.
Ceylan Atınç: Bence tarz, bugün her zamankinden daha fazla bir kişisel manifesto. Ne giydiğimizden çok, nasıl ve neden seçtiğimiz önemli. Bir kadının tarzı; hayata ne kadar alan açtığını, neye mesafe koyduğunu, neyle barışık olduğunu çok net anlatabiliyor. Moda artık güzel görünmekten ziyade, kendinle uyumlu görünmek meselesi. Hele ki genç nesil, Z kuşağı ve ondan sonrası ne istediğini ve ne istemediğini çok net ortaya koyuyor. O yüzden bu kitleye balon/yalan bir tarz satmaya çalışmak çok mümkün değil.
Ayça Okay: Tarz bugün bir süs değil, bir pozisyon. Kiminle yan yana durduğunu, neyi sahiplendiğini ve neye mesafe koyduğunu gösteren bir dil. Günümüz kadını için bu, sadece estetik bir tercih değil; taşıdığı sorumlulukların, toplumsal duruşunun ve dünyayla kurduğu bilinçli ilişkinin bir yansıması. Kadın bugün sadece kendini temsil etmiyor, bulunduğu alanı dönüştürüyor, sözünü görünür kılıyor ve bulunduğu her yerde ağırlık yaratıyor. Tarz da bu gücün sessiz ama çok net bir ifadesi haline geliyor.
• 'Dört Kadın Bir Dünya', izleyiciye ilham verme iddiasında. İzleyici, ekranı kapattığında hayatına dair hangi duyguyu ya da düşünceyi yanında götürsün istersiniz?
Yasemen Çavuşoğlu: İzleyici ekrandan kalktığında, dünyaya biraz daha dikkatli bakmak istesin. Sanatın zor ya da ulaşılmaz olmadığını, hayatın içinde olduğunu hissetsin. İlham dediğimiz şey de tam olarak bu küçük farkındalık hâli.
Gözde Atasoy: İzleyici ekranı kapattığında şunu hissetsin isterim: "İyi ki bu sohbete denk geldim." Kafasında yeni bir soru, yüzünde küçük bir tebessüm ya da "Ben de böyle hissediyorum" duygusu kalsın. Büyük değişimler değil; günlük hayatta insana eşlik eden, yalnız olmadığını hatırlatan bir ilham. Büyük iddialardan çok, hayata dokunan küçük farkındalıklar…
Ceylan Atınç: "Yalnız değilim" duygusu... Ve belki de "Ben de düşünebilirim, sorgulayabilirim, fikrimi değiştirebilirim." Büyük cevaplar vermekten çok, doğru soruları çoğaltmak istiyoruz. İzleyici ekranı kapattığında zihninde küçük bir kıpırtı, kalbinde hafif bir cesaret kalsın isterim. Hayata dair, modaya ve sanata dair akılda kalıcı, pratik ve hoşuna giden bilgiler hatırlasın, bir dost sohbetinden kalkmış gibi keyifle programdan sonra televizyonu kapasın isterim.
Ayça Okay: Daha net, daha güçlü ve kendi bakış açısına daha çok sahip çıkan; sanata daha yakın, daha mesafesiz ve onu hayatının doğal bir parçası gibi hisseden bir yerden. İzledikten sonra sanatın ulaşılmaz değil, temas edilebilir ve dönüştürücü bir alan olduğunu hissetsin isterim.
• Sizce şu an dünyanın en çok hangi duyguya ihtiyacı var? Programın tonu; bir rehber mi, bir dost sohbeti mi, yoksa entelektüel bir manifesto mu olacak?
Yasemen Çavuşoğlu: Bence dünyanın bugün en çok ihtiyacı olan duygu incelik. Dinlemeye, anlamaya, fark etmeye ve teşekkür edebilmeye gerçekten ihtiyacımız var. Sanat ve modadan söz ederken tek bir tonda konuşmak mümkün değil; bunu daha çok bir renkler yelpazesi olarak görüyorum. Bu bir manifesto değil, düşünmeye yapılan bir davet. Bazen dost sohbeti kadar samimi, bazen yolunu kaybettiğinde elinden tutacak kadar rehber; ama her zaman analitik, çerçeve kuran ve sanatın ağırlığına saygılı bir dil.
Gözde Atasoy: Bence dünyanın şu an en çok sakinliğe ve anlamlandırmaya ihtiyacı var. Programın tonu; rehberlik iddiası olan ama parmak sallamayan, entelektüel ama soğuk olmayan bir dost sohbeti. İzleyiciyi düşünmeye davet eden güçlü bir duruşu olmasını amaçlıyoruz.
Ceylan Atınç: Bence dünyanın en çok sakin ama derin bir farkındalığa ihtiyacı var. Programın tonu da tam olarak bu yüzden tek bir yere ait değil. Biraz dost sohbeti kadar samimi, biraz rehber kadar yol gösterici ama asla buyurgan değil. Manifesto kelimesi sert geliyor; biz daha çok açık uçlu bir düşünme alanı yaratıyoruz. Ayrıca empati bence yine dünyamızın ve hayatımızın şu anki temel ihtiyacı. Herkesin derdini, hayatın zorluklarını biliyoruz ama 75 dakika boyunca biraz hayata dair renkleri düşündürtmek istiyoruz diyebilirim.
Ayça Okay: Dünyanın şu an en çok ihtiyaç duyduğu şey, birlikte düşünme ve birlikte üretme cesareti. Sanat tam da bu noktada devreye giriyor; farklı pencereler açan, disiplinler arasında köprü kuran ve hayata başka bir yerden bakmayı mümkün kılan bir alan olarak. Programın tonu, insanları ortak bir düşünce zemininde buluşturan, bakış açılarını çoğaltan ve geleceği birlikte şekillendirebileceğimizi hatırlatan bir yerde duracak. Bir manifesto kadar net, bir dost sohbeti kadar samimi ama her şeyden önce çoğaltan, dönüştüren ve birleştiren olacak.
• Sizi bugünlerde en çok heyecanlandıran, "Bunu mutlaka masaya taşımalıyım" dediğiniz güncel mesele ya da trend nedir?
Yasemen Çavuşoğlu: Aslında her an heyecanlıyım. Çünkü sevdiğim işi yapıyorum. Danışman kimliğimle tanıdığım koleksiyonerlerin üsluplarını ve yaklaşımlarını gördükçe, bu ülkede ne kadar güçlü bir sanat sevgisi olduğunu yeniden fark ediyorum. Özellikle sayıları hızla artan genç koleksiyonerlerle birlikte sanat yolunda yürümek bu heyecanı daha da büyütüyor. Yazdıkça, paylaştıkça ve karşılık buldukça da bu duygu katlanıyor. Güncel meseleye gelince… Tek bir başlık yok; meseleler var. Detaylar için izlemeye devam edin.
Gözde Atasoy: Beni en çok heyecanlandıran konu, lüksün ve estetiğin yeniden tanımlanması. Artık gösterişten çok anlam, fazlalıktan çok seçicilik konuşuluyor. Bu dönüşüm; sanattan modaya, yaşam biçiminden iletişim diline kadar her alana yansıyor ve bunu masaya taşımanın çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
Ceylan Atınç: Beni şu ara en çok heyecanlandıran şey, yavaşlama fikrinin yeniden değer kazanması. Daha az ama daha anlamlı üretmek, tüketmek, yaşamak…
Ayça Okay: Sanatın, modanın ve kültürün giderek daha karmaşık ve uzak algılanması beni çok düşündürüyor. Dünya düzeni değişirken, estetik dil de dönüşüyor ama bu dönüşümün insanları sanattan uzaklaştırmasına izin vermemek gerekiyor. Masaya taşımak istediğim şey, bu mesafeyi kapatmak; sanatı tekrar anlaşılır, hissedilir ve hayatın içinde bir yere çekmek.
Ayça Okay