Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mustafa ÖZDEMİR/Zonguldak

Soma’daki felaket, Cumhuriyet tarihinin en feci kazası olarak Türkiye’nin kabarık maden siciline girdi. Ancak yakın geçmişimiz, şükür ki hiçbir ölüme sebep olmayan kazalarla da dolu. 29 Nisan 2009’da Zonguldak’ta meydana gelen o “dikkat çekmemiş” maden kazalarının birinden iki arkadaşıyla birlikte sağ çıktı Selçuk Albayoğlu... Ama akciğerinin yarısını göçükte kaybetti. 27 yaşındaki madenci, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Üzülmez Müessesesi’nde çalışmaya devam ediyor. Kaza olduğundaysa henüz 4 aylık madenciydi; sonra da bir daha yerin altına girmedi. Artık masa başında çalışıyor. “Şanslıyım” diyor Albayoğlu. “Yanında arkadaşı ölen, ertesi gün yeniden aynı ocakta çalışmak zorunda kalıyor.” Albayoğlu, 5 yıl önce geçirdiği maden kazasını; göçükten nasıl canlı çıktığını ve kazadan sonraki hayatını anlatıyor.

 Dünyanın en tehlikeli mesleğini seçerken hiç tereddüt etmedin mi?

İstanbul’da tezgâhtar olarak çalışıyordum. TTK’ya tombalayla işçi alınacağını öğrendim. Hayatıma renk gelsin diye tombalaya girmek için Zonguldak’a geldim. “Nasılsa bana çıkmaz” dedim. Ama askerliğimi Güneydoğu’da yaptığım ve Kuzey Irak’a düzenlenen Güneş Operasyonu’na katıldığım için öncelikli sayıldım, kuraya girmeden işe alındım. Gençliğimin baharında bir anda kendimi yeraltında buldum.

Madendeki ilk günlerin nasıl geçti? Zor olmadı mı?

İlk aylar çok zor geldi. Hayatımda hiç maden ocağında çalışmamıştım. İlk kez yerin yüzlerce metre altına indim. Her madenci gibi ben de göçükte kalmaktan korkuyordum. O zaman nişanlıydım. Nişanlım ve ailem İstanbul’da yaşıyordu. Ailemden uzak ve çok ağır koşullarda çalışıyordum. İlk aylar yedek madenci olarak çalıştım. Elimize bir kürek verdiler; ocaktaki kömürü temizliyorduk. Akşam eve gittiğimde yorgunluktan olduğum yere yığılıyordum. İş olmadığı için işi bırakma şansım da yoktu ama çoktan pişman olmuştum.

Göçükte kaldığın gün yaşadıklarını hatırlıyor musun?

İşe gireli 4 ay olmuştu. Sabah 07.30-15.30 vardiyasında kürekçi olarak çalışıyordum. Yerin yüzlerce metre altında kömür damarlarına girip kürekle kömür temizliyordum. Kazanın olduğu gün o ayakta 3 kişiydik. Her şey bir anda oldu. Hiçbir şey anlayamadan kesme taş tabir edilen 2-3 tonluk kaya bir anda üzerimize düştü. Benim en büyük şansım yukarıdan kopan ağaç direklerin göğsümün altına gelmesiyle oluşan hava boşluğuydu. Eğer hava boşluğu olmasaydı bugün yaşıyor olmazdım. Bilincimi kaybettiğim için o anları hatırlamıyorum.

‘BİRAZ DAHA GECİKSELERDİ ÖLÜRDÜK’

Kurtulduğun an neler hissettin?

Kaza anında İbrahim Çolak isimli arkadaşım göçüğe kolundan yakalandı. Sezgin Alagöz ayağından hafif yaralandı. Sezgin’in ayağının altına başım gelmiş. Belki de o beni korudu. Onu çıkarırken benim başımı fark etmişler. Kurtarma çalışmaları yarım saat sürmüş. Eğer biraz daha gecikselerdi havasızlıktan ölürdük. Baygın olduğum için hiçbir şey hatırlamıyorum. Beni kurtaranlara sonsuz minnettarım. Ama sağlığıma kavuşunca herkes kendini kahraman ilan etti. Kurtarma çalışmaları bittiğinde kuyudan çıkarken yaşadıklarım gözümden film şeridi gibi geçiyor. İnanılmaz bir kalabalık ve bağrışmalar arasında beni ayağa kaldırmaya çalışıyorlardı. Ancak nefes almakta zorlandığım için kalktığım gibi sedyeye yattım. Gerisini hatırlamıyorum.

Ne kadar sonra işe döndün?

Döndüğünde kaza yaptığın ocağa girdin mi? Toplam 23 gün hastanede kaldım. Kaza anında ciğerlerim patlamış. 6 saatlik bir ameliyattan sonra sol akciğerim alınıyor. İki gün bilincim kapalıymış. 4-5 ay istirahat verdiler. Çok zor günler yaşadım. Ne ailem, ne nişanlım ne de ben kesinlikle bir daha yer altına girmek istemedim. Aynı işi bir daha kesinlikle yapmam. Eğer devlet beni tekrar ocağa soksaydı istifa ederdim. Mühendislerim anlayışlı davranarak raporum bittiğinde beni yer üstüne, masa başı bir işe verdi. 5 yıldır yer üstünde çalışıyorum. Benden sonra birçok iş kazası ve ölümlü kaza oldu. Hepsinde aynı acıyı yaşadım.

‘İHMAL OLMASA KAZA DA OLMAZDI’

 Yaşadığın kazada bir ihmal var mıydı?

Ben de kadere inanan biriyim. Ama ihmal olmasa kaza da olmazdı. Çünkü bizim çalıştığımız ocakta gece vardiyasından yarım bırakılan bağlar, fırça tabir edilen direkler konularak desteklenseydi göçük olmayacaktı. Daha 3-4 aylık bir madenci olarak ben bunu bilemezdim. Kimse de bize bir şey söylemedi. Eğer bir ihmal varsa o zincirlemedir. İşveren, mühendis, şef suçludur. Çünkü bize neresi derlerse oraya gider çalışırız. Eğer o gün gerekli tedbir alınmış olsaydı 2-3 ton ağırlığındaki taş üzerimize yıkılmazdı.

‘Kimse mecbur kalmadıkça ocağa girmez’ 

Soma’da yaşanan facia seni ve diğer madenci arkadaşlarını nasıl etkiledi?

Soma’da yaşanan facia benim gibi birçok madenciyi de derinden etkiledi. Akşam eve gittiğimde televizyon izleyemiyorum. Soma ile ilgili bir haber çıktığında insanların feryatlarını duyduğumda yüreğim dayanmıyor. Görünce yaşadığım o günleri hatırlıyorum. Ölü sayısı bir değil, 10 değil, 100 değil; rakam çok büyük. Her birinin çoluğu çocuğu, ailesi var. İçler acısı bir durum. Soma’da yaşanan kazadan sonra madenci arkadaşlarımın psikolojisi bozuldu. Etkilenmemek mümkün mü? Ama insanlar çalışmak zorunda. Kimse mecbur kalmadıkça ocağa girmez. Yanında arkadaşı ölen, ertesi gün yeniden aynı ocakta çalışmak zorunda kalıyor. Çünkü hayat devam ediyor. Önlenebilir ölümler kader değildir. 

Sence Soma faciasının ardından madencilik sektöründe iş güvenliği ve sosyal haklar açısından iyileştirme olur mu?

Bu kaza olmasaydı madenciler kimsenin aklına bile gelmezdi. Bir hafta sonra her şey unutulur gider. İşçinin kaderi bu. Ama orada ölen madencilerin aileleri bu acıyı bir ömür yaşayacak. Taşeron denetim hiçbir zaman sağlıklı olmaz. Bakanlık denetçisi alır rüşveti, kusuru görmezden gelir. Türkiye’nin gerçeği bu. O şirketten maaş alan iş güvenliği uzmanı o kurumu ne kadar sağlıklı denetleyebilir? Bakın bana, akciğerimin yarısını kaybettim, devlet bana maluliyet maaşını çok gördü. SGK yüzde sıfır rapor verdi. Yüksek Sağlık Kurulu da onayladı. 4 yıldır hakkımı aramak için mahkemelerde sürünüyorum.