Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

MUHSİN KIZILKAYA / HT PAZAR

Türk sinemasına ilk uluslararası başarıyı bu film getirdi. 1964’te Berlin Film Festivali’nde en büyük ödül olan “Altın Ayı”yı kazanan filmde, Hülya Koçyiğit ilk defa seyirci karşısına çıktı. Erol Taş, ilk başrolünü bu filmde oynadı. O kadar “kötü” bir karakteri canlandırdı ki ölünceye kadar adı “kötü adam” olarak kaldı. Oysa çok güzel, çok iyi bir adamdı.

Dahası da var, sıkı durun: “Altın Ayı” ödüllü “Susuz Yaz”ın yapımcısı tarafından çekilen erotik versiyonu , ABD ve Avrupa’da porno oynatan sinemalara düştü...

Filmin çekildiği tarihte, 1960 askeri darbesi ve Adnan Menderes’in idamının yarattığı travma tazeydi. 1961 Anayasası da yavaş yavaş toplumun dokusuna nüfuz ediyordu. Yaşanan görece rahatlamayla peşe peşe kitaplar çıkıyor, kasaba ve köy hayatını merkezine alan “toplumcu gerçekçi” edebiyat patlama yapıyordu. Sinema da bu değişimden nasibini alıyordu tabii. Yaşar Kemal’in “Yaşlanmaz şair çocuk” dediği, Rumeli’nden Ege’ye göçmüş bir mübadil aileden gelen Necati Cumalı’nın filme de adını veren hikâye kitabı, o dönemde piyasaya çıktı.

HASAN İLE OSMAN YER DEĞİŞTİRDİ

Metin Erksan da senaryo yazarlığından gelme, edebiyat okumuş bir yönetmendi. İttihatçı bir babanın oğlu olarak Çanakkale’de dünyaya gelmişti. Yerel hikâyelere tutkundu. Fakir Baykurt’un dev romanı “Yılanların Öcü”nden etkili bir film yapmış; Necati Cumalı’nın yeni çıkmış “Susuz Yaz” kitabına gözünü dikmişti. Halit Refiğ ile beraber başlattıkları “ulusal sinema” fikriyatına en önemli katkıyı “Susuz Yaz” ile yapacaktı...

Metin Erksan hikâyeyi senaryolaştırmak için eline aldı, fazla bir değişiklik de yapmadı. Cumalı’nın hikâyesinde, daha sonra Erol Taş’ın oynayacağı “kötü” karakterin adı Hasan, “iyi” olanınsa Osman’dı. Erksan bu isimlerin yerini değiştirdi.

Yıllar sonra nedenini şöyle izah etti: “Hasan Peygamberimizin torunu ve ehlibeyti temsil ettiği için, iyiliği Hasan ismi temsil eder diye düşündüm ve adları değiştirdim.” Ancak oyuncu seçimi senaryodaki isim değişikliği kadar kolay olmadı. O tarihlerde Yeşilçam’da “salon filmleri” denilen romantik komediler revaçtaydı. Oyuncular, Anadolu’da zor koşullarda çekilen film setlerine gitmiyordu. Metin Erksan, Koçyiğit’lerin aile dostuydu. Daha önce Hülya Koçyiğit’in ablası Nilüfer’i “Çocuk Hırsızları” filminde oynatmıştı. 16 yaşındaki Hülya ise Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nde okumakta, piyano dersleri almaktaydı. Başrol için aranan genç kız bulunmuştu. Koçyiğit, yıllar sonra “Teklifi alır almaz Susuz Yaz’ın çok iyi bir film olacağını hissetmiştim. Yoksa pire için yorgan yakar mıydım, eğitimimi yarıda bırakır mıydım” dedi.

KÖYLÜLER HAZIRLADI

Filmi çekmek için, hikâyenin yazarı Necati Cumalı’nın avukatlık yaparken gezip hikâyeler derlediği yere, İzmir’in Urla İlçesi’nin Bademler Köyü’ne gittiler. Metin Erksan senaryoyu Hülya Koçyiğit’e okutmadı bile. Genç kızı köylülerle baş başa bıraktı. O hayatı tanısın istedi. Set zamanı set, onun dışında tarlalarda çalışan, tütün diken köyün kadınlarına karıştı Koçyiğit. O hayatı tanıdıkça rolüne daha bir ısındı. Filmin yapımcısı Ulvi Doğan’ın asıl işi tekstildi. Sinema delisiydi. Tekstilden kazandığı parayı filme yatırmış, Hasan rolünü de böylece almıştı. Ama filmi ve kadrosunu asıl zirveye taşıyan şey, kadim hikâyesiydi... “Susuz Yaz”, dünyanın en eski hikâyelerinden birini, iki kardeşin çatışmasını anlatıyor: Büyük kardeş Osman, kendi arazilerinde çıkan suyu köylülerle paylaşmak istemiyor. Bu yüzden bir cinayet işliyor. Yeni evlenmiş küçük kardeşi Hasan’a da suçu üzerine alması halinde kendisine ve karısına bakma sözü veriyor. Sonra da kardeşinin karısına göz dikiyor... Metin Erksan’ın asıl derdiyse arada daha kadim bir hikâyeyi anlatmak: Su ile toprak... Toprak itaatkârdır, ele avuca gelir; su ise asi. Bu yüzden filmde Hasan, kardeşi Osman’a “Su toprağın kanıdır” der. Hatta Erksan, yıllar sonra bir röportajında su mülkiyeti kanununun bu film sayesinde çıktığını söyledi.

FİLME YURTDIŞI YASAĞI

Gala Ankara’da yapıldı ancak Sansür Kurulu filmin yurtdışına çıkarılmasını yasakladı. Kurula göre film “ilkel, geri kalmış yönlerimizi açığa vuruyor”du. Yapımcı Ulvi Doğan ise kararlıydı; yönetmen Metin Erksan’a haber vermeden filmin negatiflerini bir otomobilin bagajında Almanya’ya götürdü. Berlin Film Festivali’nde yarışmaya soktu. Yaptırdığı afişte yönetmen Metin Erksan’ın adını İsmail Metin diye uydurma bir isimle değiştirdi. Ve film, jüri tarafından “Habil-Kabil hikâyesini çok çarpıcı ve modern bir şekilde anlattığı için” büyük ödüle, Altın Ayı’ya değer görüldü. Haber Türkiye’ye bir bomba gibi düştü. Filmi yasaklayan kurulun bağlı olduğu Kültür Bakanlığı filmin onuruna hemen bir kokteyl düzenledi, başrol oyuncuları Hülya Koçyiğit ve Erol Taş’a birer plaket verildi. Ancak yapımcı Ulvi Doğan’ın filmle birlikte memleketine dönmesine izin verilmedi. Ne de olsa devlete nanik yapmıştı. İşte filmin bundan sonraki hikâyesi de en az filmin hikâyesi kadar ilginç hale geldi... Ödülün ardından, yapımcı Ulvi Doğan’a birileri şu aklı vermişti: “Senin film ödül aldı ama bu film sanat filmi, Avrupa’da hiçbir ticari şansı olmaz. En iyisi, zaten filmin bütün ruhuna sinmiş olan o erotik havayı gerçeğe dönüştür, öyle gösterime çıkar. Bak nasıl kapılar kırılıyor...” Onun da kafasını yattı. Almanya’da hemen bir set kurdu. Hülya Koçyiğit’e benzeyen bir porno oyuncusu buldu. İptidai koşullarda yeni sevişme sahneleri çekti. Çektiği parçaları özenli bir şekilde filme yerleştirdi. Özellikle Erol Taş’ın, kardeşi ve yengesini sevişirken kapı aralığından seyrettiği sahne ile tecavüz sahnesine yeni çektiği porno sahneleri ekledi. “Susuz Yaz”ın adını da “I Had My Brother’s Wife” (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum) diye değiştirerek Avrupa’da vizyona soktu. Hatta film New York’ta bile sadece porno filmlerin oynatıldığı bir sinemada gösterim şansı bulabildi. Nereden nereye...