ABD'nin operasyon kabiliyeti Çin'de şok yarattı: İran çökünce Pekin’in hesabı dağıldı
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik "Operation Epic Fury" operasyonu yalnızca Tahran'ın askeri kapasitesini değil, Pekin'in son yıllarda Ortadoğu'da kurmaya çalıştığı stratejik dengeyi de sarstı. İran'ın zayıflaması enerji güvenliği, jeopolitik denge ve küresel güç anlatısı açısından Çin'i zor bir denklemle karşı karşıya bırakırken, Pekin'deki sessizlik yeni bir stratejik hesaplaşmanın işareti olarak yorumlanıyor.
Pekin’deki Zhongnanhai koridorlarında panik kolay görülmez. Çin Komünist Partisi liderliği onlarca yıldır krizleri uzun vadeli stratejiyle karşılamaya alışkın bir yönetim geleneği inşa etti.
Sabırlı devlet aklı, muğlak dış politika dili ve dış şokları absorbe edecek şekilde tasarlanmış bir ekonomi modeli Çin yönetimine büyük bir dayanıklılık kazandırdı. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı “Operation Epic Fury” adlı hava harekâtı, Pekin’de alışılmadık bir görüntü yarattı: kararsızlık ve sessizlik.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping doğrudan bir askeri tehditle karşı karşıya değil, ancak İran’da yaşanan gelişmeler Pekin’in Ortadoğu stratejisinin dayandığı birçok varsayımı aynı anda sarsmış durumda. Amerikan ve Çin medya analizlerine göre operasyon yalnızca İran’ın askeri altyapısını hedef almadı; aynı zamanda Çin’in son on yılda Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı jeopolitik dengeyi de zayıflattı.
“Doğu yükseliyor” tezi ve İran’ın stratejik rolü
2021 yılında Çin Komünist Partisi Politbüro toplantısında Xi Jinping’in yaptığı konuşma Çin dış politikasının temel tezini ortaya koyuyordu: “Doğu yükseliyor, Batı geriliyor.”
Bu tez yalnızca ideolojik bir söylem değildi; aynı zamanda Çin’in ABD karşısında yeni bir güç dengesi kurma planının merkezinde yer alıyordu. Bu planın önemli parçalarından biri İran’dı. Çin ile İran arasında 2021’de imzalanan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması enerji, altyapı, savunma ve teknoloji alanlarında yüz milyarlarca dolarlık işbirliği öngörüyordu.
ABD’deki Brookings Institution ve Council on Foreign Relations gibi düşünce kuruluşlarının raporlarına göre Pekin İran’ı üç nedenle stratejik bir ortak olarak görüyordu: ABD’yi Ortadoğu’da meşgul tutan bir güç olması, yaptırımlara rağmen sürdürülebilir bir enerji tedarik kaynağı sunması ve Amerikan gücünün sınırsız olmadığına dair küresel bir örnek oluşturması. Ancak "Epic Fury" operasyonu bu denklemi bir gecede değiştirdi.
Pekin’in İran varsayımı çöktü: ABD gücüne dair anlatı sarsılıyor
Çin-İran ilişkisi ideolojik değil, büyük ölçüde pragmatik bir ortaklıktı. Buna rağmen bu ortaklığın sembolik bir temeli vardı: İran liderliğinin hayatta kalması ve rejimin ayakta durabilmesi.
Kırk yılı aşkın süredir yaptırımlara, tehditlere ve uluslararası baskılara rağmen İran sisteminin ayakta kalması Çin’in küresel propaganda söyleminde önemli bir örnek olarak gösteriliyordu.
Çin medyasında yıllarca şu mesaj işlendi: "ABD baskı uygular ama rejimleri deviremez." Ancak "Epic Fury" operasyonu bu anlatıyı ciddi biçimde sarstı. Amerikan Wall Street Journal gazetesinin analizine göre operasyon sırasında İran’ın komuta kontrol altyapısı saatler içinde çökertildi ve üst düzey askeri liderlik hedef alındı.
Çin’de yayımlanan Caixin Global analizlerinde ise Pekin’deki strateji çevrelerinin operasyonu “şok edici bir hız ve koordinasyon” olarak değerlendirdiği yazıldı. Çinli bir güvenlik analisti Caixin’e yaptığı değerlendirmede, “Pekin’de birçok kişi ABD’nin böyle bir operasyonu artık gerçekleştiremeyeceğini düşünüyordu” ifadelerini kullandı.
Çin’in enerji denkleminde ortaya çıkan kırılma
Çin devlet medyası operasyon görüntülerini sınırlı şekilde yayımladı ve sosyal medyada yoğun sansür uygulandı.
Ancak Çin’deki askeri planlamacılar ve dış politika bürokrasisi için asıl soru farklıydı: ABD gerçekten zayıflıyor mu? Çin’de yayımlanan Global Times gazetesi operasyon sonrası yayımladığı analizde Washington’un Ortadoğu’daki askeri kapasitesinin hâlâ küçümsenmemesi gerektiğini yazdı.
Bu yorum Pekin’deki stratejik tartışmanın yönünü de ortaya koyuyor. Çünkü Xi Jinping son yıllarda Çin kamuoyuna ABD’nin artık büyük ölçekli güç projeksiyonu yapamayan bir devlet olduğu anlatısını sunuyordu. Tahran üzerindeki kısa süreli fakat yoğun askeri operasyon bu anlatıyla çelişen bir görüntü yarattı.
Operasyonun Çin açısından en kritik etkisi enerji alanında ortaya çıktı. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunuyor. 2024 verilerine göre Çin İran’dan günlük yaklaşık 1,38 milyon varil petrol satın aldı ve İran petrol ihracatının yüzde 80’den fazlası Çin’e gitti.
ABD merkezli enerji analiz şirketi Kayrros’un raporuna göre Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yarısı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran’ın zayıflaması ise Körfez’deki güç dengesini değiştiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD ile enerji ve güvenlik işbirliği giderek güçlenirken Çin’in Ortadoğu’daki en önemli avantajlarından biri olan “siyasi tarafsızlık” modeli zayıflıyor.
Çin yıllardır Körfez ülkelerine oldukça basit bir teklif sunuyordu: petrolünüzü alırız ve iç politikanıza karışmayız. Ancak Amerikan güvenlik garantisinin yeniden güç kazandığı bir ortamda bu teklif eski cazibesini kaybedebilir.
Pekin’in diplomasi çıkmazı
Pekin’in karşı karşıya olduğu en büyük sorun stratejik değil, aynı zamanda iletişimsel. Çin yönetiminin önünde üç seçenek vardı: operasyonu desteklemek, operasyonu sert şekilde kınamak ya da sessiz kalmak.
Operasyonu desteklemek Çin’in “Küresel Güney’in lideri” olma söylemine zarar verebilir. Operasyonu sert biçimde kınamak ise Çin’i zayıflayan İran yönetiminin yanında konumlandırabilir ve Washington ile doğrudan bir diplomatik gerilim yaratabilir. Bu nedenle Pekin üçüncü yolu seçti.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning Birleşmiş Milletler üzerinden yaptığı açıklamada operasyonu “egemenliğin ağır ihlali” olarak nitelendirdi. Ancak Çin’in tepkisi diplomatik açıklamaların ötesine geçmedi.
İran’ın olası misilleme planları da Pekin için risk oluşturuyor. İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi teoride Batı’ya baskı aracı olarak tasarlanmış olsa da pratikte en büyük ekonomik zararı Çin’e verebilir.
ABD’nin kaya petrolü üretimi ve stratejik petrol rezervleri krize karşı daha dayanıklı durumda. Çin ise enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı. Kızıldeniz’de Husilerin yeniden başlattığı saldırılar, Irak’ta enerji sahalarına yönelik güvenlik riskleri ve Körfez limanlarına yönelik füze tehditleri Çin’in bölgede milyarlarca dolarlık yatırımlarını doğrudan etkileyebilir.
İran krizi Çin’in Orta Doğu hesabını test ediyor
"Epic Fury" operasyonundan sonra Pekin’den gelen en dikkat çekici gelişme ise hareketsizlik oldu. Çin yönetimi acil zirve çağrısı yapmadı, askeri bir hareketlilik sergilemedi ve kapsamlı bir diplomatik girişim başlatmadı.
ABD’de yayımlanan Foreign Affairs dergisi bu durumu Pekin’in stratejik bir şok yaşadığının göstergesi olarak değerlendirdi. Dergide yayımlanan analizde Çin’in Ortadoğu’daki etkisinin büyük ölçüde ABD’nin bölgede sert bir askeri müdahale gerçekleştirmeyeceği varsayımına dayandığı ifade edildi.
Operasyonun hedefi İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olabilir. Ancak ortaya çıkan sonuçlardan biri şimdiden açık şekilde görülüyor: Çin’in son on yılda Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı stratejik denge ciddi bir sınavla karşı karşıya.
Pekin’deki karar vericiler artık şu soruyla yüzleşmek zorunda kalıyor: ABD gerçekten geriliyor mu, yoksa Çin son yıllarda kendi anlatısına fazla mı inanmıştı? İran’ı hedef alan askeri operasyon, beklenmedik biçimde Pekin’in küresel stratejisindeki kırılgan noktaları da görünür hale getirmiş olabilir.