Mehmet Çalışkan

Ahmet Ertegün...
Dünya müzik sektöründe bir efsaneydi.

Eartha Kitt'in yorumu ile 'Üsküdar'a Gider İken' adlı şarkıyı ABD kültürünün bir parçası haline getirdi.

1998'de Tarkan'ın o zamanki yapımcısı Mehmet Söğütoğlu, birkaç gazeteciyi Ahmet Ertegün ile tanıştırmak üzere Bodrum'a davet etti.
Begonvillerle kaplı evin kapısından içeri girdiğimizde Ahmet Ertegün tüm haşmetiyle karşımızda duruyordu.
Elini uzattı, tokalaşırken 'Genç arkadaşım. Bu ne heyecan?' dedi.
Titrek bir sesle 'Çünkü şu anda bir efsaneye bakıyorum" dedim.
Gülümsedi; 'O senin güzelliğin' dedi.
Sonra da elimi bırakmadan masaya kadar gittik.
Yanına oturdum, limonatalarımızı yudumlarken hepimizle yakından ilgilenip sohbet etti.

Ahmet Ertegün'ün 1980'de Ağa Han Mimarlık Ödülü kazanan Bodrum'daki evi 2013'te 13 milyon €'ya satıldı.

O gün oradaki meslektaşlarım deneyimli, medya sektöründe isim sahibi gazetecilerdi.
Bense henüz kariyerinin başında isimsiz bir gazeteciydim.
Gösterdiği tevazunun bende bıraktığı iz şu oldu; 'Oğlum, bu adam dünyanın en ünlü şarkıcılarıyla çalıştı, çalışıyor. Koskoca Ahmet Ertegün, hem de evinde seninle yan yana oturdu, deneyimlerini paylaştı. Ne güzel bir mesleğin var. Hakkını ver.'

O gün o sohbetimiz sırasında öğrendim; meğer Ahmet Ertegün, sadece dünya müzik sektöründe bir efsane, ABD'deki müziğe yön veren biri değilmiş.
Aynı zamanda ABD'ye futbolu sevdiren adammış.
1971'de kurduğu New York Cosmos ile ABD'de futbolu gündeme getirmiş.

Ahmet Ertegün, Johan Cruyff'u da transfer etmek istedi ama ünlü futbolcu teklifi kabul etmedi. Cruyff, Ertegün'ün organize ettiği 2 özel maçta New York Cosmos formasını giydi.

Bunu da Pele, Carlos Alberto, Franz Beckenbauer'ı takıma transfer ederek yapmış.
New York Cosmos'da Galatasaray'ın efsane kalecilerinden Yasin Özdenak da oynadı.

New York Cosmos takımı, Pele'nin önderliğinde ilk maçına çıkarken görülüyor. 

Babası Mehmet Münir Ertegün (1883 - 1944)
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında görev yapmış bir diplomat.
Lozan Konferansı sırasında Türk delegasyonun hukuk danışmanıydı.
Sonra Atatürk'ün hukuk danışmanlığını da yaptı.
1925'te Milletler Cemiyeti'nde Türkiye'nin temsilcisiydi.

Mehmet Münir Ertegün İsviçre, Fransa, İngiltere ve ABD'de Türkiye'nin büyükelçisiydi.
Washington büyükelçisiyken vefat ettiğinde cenazesi ABD'nin ünlü savaş gemisi Missouri zırhlısıyla İstanbul'a getirildi.
ABD'nin Mehmet Münir Ertegün'ün cenazesini İstanbul'a Missouri zırhlısıyla getirmesinin önemli bir nedeni vardı.

Missouri Zırhlısı, Dolmabahçe'nin açığına demirledi.

O dönem hem Sovyetler Birliği, hem de ABD Türkiye'nin kendi yanlarında olmasını istiyordu.
Türkiye'nin önemli bir diplomatının cenazesini Missouri zırhlısıyla İstanbul'a göndermesi ABD'nin Türkiye ile kurduğu ittifakın başlangıcı oldu.

Mehmet Münir Ertegün'ün de aralarında olduğu Lozan Konferansı'na katılan Türk heyeti.

Annesi Hayrünnisa Rüstem Ertegün
Sesi güzeldi, gelişmiş bir müzik kulağı vardı.
Telli ve tuşlu her türlü enstrümanı rahatlıkla çalabiliyordu.

Ahmet Ertegün - Selma Ertegün - Nasuhi Ertegün - Hayrünnisa Rüstem Ertegün - Mehmet Münir Ertegün, Washington'daki Türkiye'nin büyükelçilik binasında görülüyor.

1923 'te İstanbul'da doğan Ahmet Ertegün, babasının büyükelçilik görevleri nedeniyle İsviçre, Fransa ve İngiltere'de eğitim gördü.
1935'te babasının Washington büyükelçiliği görevine atanmasıyla ABD'ye yerleşerek St. John's Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi gördü.
Müzik bilgisini de zevkini de annesinden aldı.
Babasından ise diplomasinin, insan ilişkilerinin inceliklerini...
İki meziyetin bir tavda dövülmesi sonucu ortaya çıkan ürün efsane oldu.

14 yaşındayken annesi Ahmet Ertegün'e Cootie Williams'ın enstrümental 'West and Blues' albümü ile birlikte kayıt da yapabilen bir plakçalar hediye etti.
Genlerinde müzikle ilgili kodların olduğunu keşfetmesi annesinin o hediyesiyle oldu.
Ahmet Ertegün bir yandan albümü dinlerken diğer yandan yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyordu.
16 yaşındayken bir müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgisi, 18 yaşındayken de 50 bin plağı vardı.
Arkadaşları ise Duke Ellington, Lena Horne, Jelly Roll Morton gibi ünlü sanatçılardı.

ABD'de kölelik 19 Haziran 1862'de resmen kaldırıldı siyahlar örgütlü bir ayrımcılığa maruz kaldılar.
Siyahiler ikinci sınıf vatandaş olarak kabul ediliyordu.
Beyazlarla aynı okula gidemiyorlardı.

ABD'deki siyahiler, yurttaşlık hakları adına yaptıkları yürüyüşlerde üzerlerinde 'Ben İnsanım' yazılı dövizler taşıyordu.

Otobüslerin arka koltuklarında oturmak zorundaydılar.
Ağır işlerde onlar çalıştırılıyordu.
Beyazlarla aynı masada yemek yiyemiyorlardı.
Siyahi şarkıcıların şarkı söyledikleri yerler arka sokaklardaki kulüplerdi.

Ahmet Ertegün ile ağabeyi Nasuhi Ertegün'ün Martin Luther King'in 28 Ağustos 1963'teki 'Bir hayalim var' konuşmasından 20 yıl, ABD'de Yurttaş Hakları Yasası'nın çıkmasından ise 21 yıl önce siyahilerle olan ilişkileri, onları büyükelçilik binasında ağırlamaları diplomatik bir krize neden olmuştu.
İki kardeş, caz müziğinin siyahi ve beyaz ünlü isimlerini Washington'daki büyükelçilik binasında ağırlıyor, birlikte yemek yiyorlardı.

Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün'ün büyükelçilik binasında sık sık ağırladığı caz müziğinin siyahi ve beyaz ünlü isimleri şunlardı;
Mezz Mezzrow: Saksafon sanatçısı.
Jay Higginbotham: Trombon sanatçısı.
Art Hodes: Piyanist.
Sidney De Paris: Trompet sanatçısı.
Lou McGarity: Trombon sanatçısı.
Henr Red Allen: Trompet sanatçısı
Lester Young: Saksafon sanatçısı.

Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün'ün önünde müzisyenlerle sohbet ettikleri Washington'daki büyükelçilik binasındaki Atatürk büstü 1999'da taşınılan yeni binanın giriş bölümüne konuldu.

Türkiye büyükelçiliğinde ABD'li siyahilerin ve beyazların bir araya gelmesinden rahatsız olan ABD'li bir senatör, Mehmet Münir Ertegün'e bir mektup yazarak rahatsızlığını dile getirdi; "Beyaz olmayan bir insanın evinize ön kapıdan girdiği görülmüştür. Benim ülkemde bu teşvik edilmemesi gereken bir uygulamadır."
Mehmet Münir Ertegün, hemen bir cevap yazdı; "Benim ülkemde dostlarımız evimize ön kapıdan girer. Ancak elçilik binamıza gelmek isterseniz siz arka kapıdan girebilirsiniz."

Mehmet Münir Ertegün'ün vefatından sonra eşi Hayrünnisa Rüstem Ertegün ile kızı Selma Ertegün İstanbul'a döndü.
Oğulları Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün ABD'de kalmayı tercih etti.
Amaçları bir plak şirketi kurmaktı ama paraları yoktu.
1947 'de Herb Abramson ile beraber aile dostları olan diş hekimi Dr. Vahdi Sabit'den 10 bin $ borç alarak Atlantic Records'u kurdular.
Caz müziğinin önemli siyahi müzisyenleri aralarındaki sıkı bağlardan dolayı Ertegün kardeşlerle anlaşma yaptı.
Çıkardıkları ilk albüm Harlemaies'in 'The Rose of the Rio Grande' oldu.
1949'da çıkardıkları Stick Mcghee'in 'Drinkin Wine Spo-Dee-O-Dee' albümü, 1 milyondan fazla sattı.

Ahmet Ertegün, Atlantic Records'u neden kurduklarını söyle açıkladı; "Atlantic Records'u kurmamızın sebebi, müziklerini beğendiğimiz birkaç şarkıcıyla kontrat imzalamak ve satın almak isteyeceğimiz albümleri çıkarmaktı. Açıkçası asla çok eğlenceli bir şeyler yaparak para kazanabileceğimi düşünmedim. Yanılmış olduğum için çok mutluyum."

Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün, 1955'de Elvis Presley ile buluşup kendisiyle albüm yapmak istediklerini söyledi.
Elvis Presley, 'Tamam yapalım' dedi ama Ertegün kardeşlerin teklif ettiği 25 bin $'ı az bularak 45 bin $ istedi.
Ertegün kardeşler, o kadar paraları olmadığını söyleyince Elvis Presley, RCA Records ile anlaşma yaptı.
Ertegün kardeşler, her ne kadar Elvis Presley'i ellerinden kaçırmış olsalar da Atlantic Records, 1959'da Arif Mardin'in de aralarına katılmasıyla daha da güçlendi.

Ertegün kardeşlerin keşfettiği ve dönemin ünlü müzisyen ve gruplarını transfer etmesiyle Atlantic Records, sadece ABD'nin değil, dünyanın güçlü plak şirketlerinden biri haline geldi.
Ahmet Ertegün, Elvis Presley ile anlaşma yapamamalarından duyduğu üzüntüyü şöyle dile getirdi; "Kendisiyle görüştük, sözleşme imzalamak için 25 bin $ teklif ettik. 45 bin $ istedi. O dönem paramız yoktu. Bu nedenle Presley'i şirkete katamadık."

Ahmet Ertegün - Nasuhi Ertegün

Atlantic Records'dan plak çıkaranlar;
Ray Charles
The Rolling Stones
Phil Collins
Diana Ross
Led Zeppelin
Eric Clapton
Aretha Franklin
Frank Zappa
Stevie Wonder
Genesis
Big Joe Turner
Ruth Brown
LaVern Baker

Otis Redding
Ben E. King
Ella Fitzgerald
Miles Davis
Herbie Mann
Bobby Darin
Bette Midler
Cream
The Coasters
Bee Gees
Roberta Flack
Blues Brothers
Pete Townshend
Stevie Nicks
Percy Sledge
John Coltrane
Charlie Mingus
Tori Amos

Bette Midler ile Ahmet Ertegün (1978)

Ertegün kardeşlerin keşfettiği ünlü müzisyenlerden biri Ray Charles oldu.
Bir dahi olduğunu gördükleri Ray Charles'a yatırım yaptılar.
Sözlerini Ahmet Ertegün'ün yazdığı 'Mess Around', Ray Charles'ın ilk hit'i oldu.

Ray Charles, Ahmet Ertegün'ün yönlendirmeleri sonucu kendisini dünya müzik tarihine geçiren tarzını buldu.
Piyanonun başında çok yetenekli bir adam var ama bir türlü istediği ritmi bulamıyor.
Ahmet Ertegün, Ray Charles'den ritmi artırmasını istedi. Charles, Ertegün'ün dediğini yaparak ritmi artırdı.
Ve kendi tarzını buldu.

Bu diyalog, Ray Charles'ın hayatını anlatan 2004 yapımı 'Ray' filminde de konu edinildi.
Taylor Hackford'un yönettiği filmde Ahmet Ertegün'ü Curtis Armstrong canlandırdı.
Ahmet Ertegün, Bobby Darin'ın hayatını anlatan, Kevin Spacey'nin yönettiği ve başrolünde yer aldığı yine 2004 yapımı 'Beyond the Sea' adlı filmde ise Tayfun Bademsoy tarafından canlandırıldı.

'Ray' filminden bir sahne...

Ertegün kardeşlerin bir diğer keşfi olan Aretha Franklin, Ahmet Ertegün hakkında söyledikleriyle Atlantic Records'un başarısının zemininde neler olduğunu dile getirdi; "İlk buluşmamız Atlantic Records ofisindeydi. Ve hiç şüphe yok ki her şeyin hakimi oydu. Odadaki tüm yetki ve havayı o taşıyordu. Ama kendini beğenmişçesine değil. Arkadaşça ve sıcaktı. Bana sahip çıktı ve değer verdi. Sesim, kariyerim ve benim için oldukça korumacıydı. Kariyerimle ilgili her şeyi denetledi. Çünkü çok genç bir kızdım."

Graham Nash, Ahmet Ertegün'ün etkin kişiliğini şu sözlerle dile getirdi; "Bu adam duvar kâğıdını döndürüp kendine baktırabilir. Bir odaya girdiği zaman, orada başka kimlerin olduğu hiç önemli değildi. Elvis orada olabilirdi ama herkes Ahmet'e bakardı. Her hangi bir yere girdiği zaman, görkemli, kudretli birinin varlığı hemen belli oluyordu."

Dipnot:
1977'de bütün basın Mick Jagger'ın peşindeydi.
Nedeni de dönemin Kanada başbakanı Pierre Trudeua'nın eşi Margaret Trudeau ile aşk yaşadığı yönündeki söylentiydi.
Ahmet Ertegün, Mick Jagger ve eşi Bianca Jagger'i kafa dinlemeleri için Bodrum'daki yazlığına davet etti.

Mick Jagger, Bianca Jagger ve kızları Ahmet Ertegün'ün Bodrum'daki yazlığında bir hafta tatil yaptı.
Mick Jagger, Türkiye'den ayrılırken şu açıklamayı yaptı; "Margaret Trudeau, benimle birlikte değil. Grubumuzun gitaristi Keith Richards ile birlikte. Ben eşimi çok seviyorum."

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra Margaret Trudeau'nun grubun bir diğer üyesi Ronnie Wood ile aşk yaşadığı ortaya çıktı.
Keith Richards, hayatını anlatan kitapta Margaret Trudeau'nun Mick Jagger ile de ilişkisi olduğunu yazdı.
Margaret Trudeau, günümüzde Kanada'nın başbakanı Justin Pierre James Trudeau'nun annesi.

Justin Pierre James Trudeau, babası Pierre Trudeau'dan 35 yıl sonra Kanada'nın başbakanı oldu.

Ahmet Ertegün'ün büyük amaçlarından biri de bir Türk şarkıcıyı dünyaca ünlü hale getirmekti.
1990'lı yılların ortalarında "Türkiye'de onun gibi sesi olan yok" dediği Tarkan ile yakından ilgilenmeye başladı.
Bu amacı adına bilgilerini, deneyimlerini nüfuzunu Tarkan için seferber etti.
Amacı Tarkan'ın ABD'de de geniş kitlelerce dinlenebilen dünyaca ünlü bir şarkıcı olmasıydı.
Bu konuda o dönem şunları söyledi; "Çok iyi bir sanatçı. Ama çalışma uzun sürüyor. Bir yabancı sanatçıyı ABD piyasasına kabul ettirmek, ona göre şarkılar bulmak güç. Onun üzerinde çalışıyoruz. Kasetin yarısını bitirdik. Diğer yarısını inşallah 1 - 2 ay içinde bitireceğiz. Ondan sonra turneye çıkmasını istiyoruz. İnşallah ilk kez Türk sanatçısına uluslararası ses getireceğiz. Tarkan hem çok müzikal, hem çok iyi sesi var. Stili de çok kuvvetli. Dünya ve ABD piyasasında şansı olduğunu görüyorum.''

Ne var ki bu konuda nihai amacına ulaşamadı.
2006'da amacına ulaşamaması hakkında şunları söyledi; "Tarkan'da gittikçe Türkiye özlemi ağır basıyor. Belki de her iki tarafın beklentilerine uygun bir şarkı bulmak zorlaşıyor."

Ahmet Ertegün, Cleveland'da 1977'de kaybettiği ağabeyi ve kendi adına 1983'te 'Nasuhi Ertegün - Ahmet Ertegün 'Rock'n Roll Hall of Fame' adlı devasa bir rock müzesi kurdu. Rock müziğine emekleri geçen hürmetli isimlerin eşyalarının, çalışmalarının sergilendiği bu müze müzik arşivi konusunda önemli bir işleve sahip.
'Rock'n Roll Hall of Fame'de eşyaları ve çalışmaları sergilenecek olan müzisyenler için şöyle bir şart bulunuyor; her yıl aday gösterilen isimler arasından en çok oy alan beş isim Rock'n Roll Hall of Fame'e girmeyi hak ediyor. Aday gösterilebilmek için de ilk albümlerinin yayınlamalarının üzerinden 25 yıl geçmiş olması gerekiyor.

* Ahmet Ertegün'ün büyük dedesi İbrahim Edhem Efendi, Üsküdar Özbekler Tekkesi'nin son postnişinidir.
Postnişin: Tarikatlarda, dergâhta posta oturan, yani o dergâhın başında bulunan şeyhe verilen isim. Postnişin olan kişi o tarikatta merkezi otorite hükmündedir.

Ahmet Ertegün'ün eşi Mica Ertegün, 2012'de Oxford Üniversitesi'ne 26 milyon £ bağışladı. (O zamanki kur ile 72 milyon ₺)

ÖDÜLLERİ
1991... Berklee Müzik Okulu'ndan 'Onursal Doktora Unvanı'
1993... Sanat ve Bilim Kayıtları Ulusal Akademisi Ödülü
1993... Trustees Ödülü (Grammy Ödülü)
1993... En İyi Albüm Notları Ödülü (Grammy Ödülü)
2000... Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi 'Yaşayan Efsâne Unvanı
2005... Grammy Icon Onur Ödülü (Bu ödül, 2005'ten itibaren verilmeye başlandı. İlk sahibi de Ahmet Ertegün oldu.
Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada "Bana bu imkanı tanıyan ABD'ye ve sevgili anavatanım Türkiye'ye teşekkür ederim" dedi.

FAALİYETLERİ
* Amerikan Türk İş Adamları Derneği'nin başkanlığını yaptı.
* Mehmet Münir Ertegün Tarih Araştırma Vakfı'nı kurdu.

Yaşamını müziğe adayan Ahmet Ertegün, yaşamını müzik nedeniyle kaybetti.
29 Ekim 2006'da New York'taki Rolling Stones konseri sırasında ayağının kayması sonucu düşerek başını vuran Ahmet Ertegün, yoğun bakımdan çıkamayarak 14 Aralık 2006'da vefat etti.

Cenazesi Türkiye'ye getirilen Ahmet Ertegün, 19 Aralık 2006'da dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de katıldığı cenaze töreninden sonra ailesinin diğer fertleri gibi Üsküdar Özbekler Tekkesi'nin haziresine defnedildi.