Dikkat kitap var!
Bildiğiniz üzere Aslı Tohumcu’nun “Abis” adlı romanı “pornografik ve küfür dolu” olduğu gerekçesiyle, “muzır neşriyat” muamelesi görerek bir proje kapsamında önerildiği okullardan toplatıldı. Tohumcu kitabının toplatılmasına ayrı tepkili, olaydan sonra basında çıkan haberlere ayrı. Yeniçağ gazetesinde “Milli Eğitim’de Skandal!” başlığıyla haberi yapılan olay, Habertürk gazetesinde “Liseliye Kitap: Küfür Kıyamet” başlığıyla duyuruldu. Söz konusu haberleri okuduğunda “Hedef tahtasında suratımı gördüm” diyor Aslı. Kişilik haklarının zedelendiğini belirterek, Habertürk'e manevi tazminat davası açtı. Dayanağı şu:“Ben bir yazarım, benim hakkımda iyi bir yazardır, kötü bir yazardır denmiyor. Kitabım için ensest, pornografik denerek kitabımı küçük düşürücü ifadeler kullanılıyor... Çocuk kitaplarım da var benim, beni bu şekilde teşhir ve itham ederken düşünceli davranmaları gerekirdi.”
Agos gazetesine yaptığı açıklamada gençlerin okuyacakları kitaplara karışılmasının bir geleneğin parçası olduğunu söylüyor:
“Bu sanırım Türk Eğitim Sen’in geleneğinin bir parçası. Bundan dört yıl önce, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ni de porno diye nitelemiş, bu niteleme için 28 tane örnek vermiş ve romanın 100 Temel Eser listesinden çıkarılmasını istemişlerdi. Bir parça muhafazakârlaştırma çabası, biraz terbiye etme çabası ama hepsi bir cahilleştirme, kültürsüzleştirme politikasının, bazen açık açık bazen aba altından sopa gösterme çabası.”
Aslı, Türk Eğitim Sen 2 No'lu Şube Başkanı İbrahim Çakmak’ın “pornografik” ifadesiyle ile ilgili ise şöyle diyor:
“Çakmak’ın gerçekten böyle bir niyeti vardıysa bile bunu bu şekilde, uluorta ve bir yazarı karalayarak, küçük düşürmeye çalışarak yapmaması gerekiyordu. Toplumun geleceğini, gençleri kaybetmemek için böyle bir müdahale elbette ki kabul edilemez. Edebiyatın, yazarın ve okuyucunun özgürlüğünü çiğnemektir sonuçta. Toplumun geleceği için devletin kültür işinden, kültürü üreten ve tüketenlerden uzak durması gerekiyor, bunu olayda daha iyi anladık bence...”
Kitaptaki şiddet ifadeleriyle ilgili eleştirilere cevap veriyor:
“Ben bu toplumun dışında yaşayan bir insan değilim. Yazar olarak marjinal bir hayatım yok. O şiddetten payımı geçmişte de aldım, bugün de yapılan haberler aracılığıyla alıyorum. Ben buna dikkat çekmek için edebiyat yapıyorum. İnsanlarda bir vicdan yaratmak için. Hayattaki şiddeti edebiyatta da görmek istemeyenler olabilir, var da. Bir kitabı içerdiği şiddet yüzünden ağır da bulabilir bir insan, okumaya devam etmek istemeyebilir. Psikolojik sorun oluşturur mu konusuna gelince, sanmıyorum. En azından ben kendi okuyucularımdan öyle bir şikâyet almadım. Daha ziyade zaten yaşadığımız kıyamet halini, rahatsızlık duydukları meseleleri dile getirdiğim için okuyor beni okuyanlar.”
Aslı Bianet’e yaptığı açıklamada ise “pornografiye varan yüz kızartıcı cümleler”le ilgili şunları söylüyor:
“Ben bir edebiyat eserini içinde geçen beş-on cümleyle değil, kitabın tamamına, derdine, anlatmak istediğine bakarak değerlendirme taraftarıyım. Abis de bunun dışında değil. Abis gündelik hayattaki şiddete dair derdimi ilk anlatmaya başladığım kitap. İnsanlarda artık kanıksadıkları bazı olaylara karşı tepki oluşturmak, bir vicdan yaratmak amacıyla yazılmış bir öykü kitabı. Bu öykülerin kahramanları hayatın içinden insanlar ve yaşadıkları hayatın gerektirdiği gibi konuşuyorlar. Dolayısıyla hiçbir şekilde kitabımı ya da kitabımda kullandığım uslupların hiçbirini -bakın özellikle ‘hiçbirini’ diyorum, çünkü o haberden kitabın içeriğine dair tatsız anlamlar çıkıyor- savunacak değilim. Ayrıca dert edindiğim meseleleri bir üst dil kurarak anlatacak da değilim, gerçek hayatta nasılsa öyle.
...Abis sert bir kitap. Gündelik hayatın içindeki bazı şiddet türlerini öyküledim Abis'te. Bu, bir adamın eşine gösterdiği şiddet olabildiği gibi, aynı şekilde bir kadının eşine, oğluna, iki kardeşin ya da iki yazarın birbirine uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddetin tezahürleri de olabilir. Gerçek insanların gerçek hikayelerini okumak istiyorsanız size göre demektir. Yoksa ben Abis'i yazarken, insanları rahatsız edenin bunların gündeme getirilmesi olacağını biliyordum. Bu düşünceme bugün de sadığım.”
Sanırım şunu kabul etmek konusunda ciddi sıkıntılarımız var bu ülkede: “Herkes istediğini yazmakta ve okumakta özgürdür.” Aslı’nın maruz kaldıkları çerçevesinde düşünürsek, yazarın görevi okuyucuyu terbiye etmek midir? Muktedirin onayladığı bir ahlakı dayatmak mıdır okuyucuya? Abis’in içeriğini tartışacak, savunacak değilim. İyi ya da kötü, kabul edilebilir ya da değil, gelinen noktada mühim olan bu değil. Kitabı kendiniz okuyarak şahsi fikrinizi edinmekte özgürsünüz. Ancak kurgu bir romanın “sakıncalı” bulunarak toplatılıyor olmasına “eyvallah” demek mümkün değil. Bir yazarın ne yazacağına, okurun ne okuyacağına kimse karar veremez. Sanat ya da edebiyat toplumun inancına, kültürüne, manevi değerlerine, bilime ve akla uygun olmak zorunda değildir. Ülkede bazılarının kitapla, heykele, resimle bir alıp veremediği olduğu kesin. En son arka bahçedeki otların iyi teşhis edilmesi gerektiğine dikkat çeken İç İşleri Bakanı İdris Naim Şahin’in sözleri bunu kanıtlar nitelikte... “Birileri kendine göre gerekçeler uydurarak teröre destek veriyor. Neyiyle veriyor, belki resim yaparak tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor, günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor terörle mücadelede görev almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor...”
Neyse... Aslı Tohumcu’yla ilgili iyi bir haberim de var. Olaylı “Yazarlar okulda” projesine her şeye rağmen katılıyor. İlk etkinlik 13 Ocak’ta. Bu buluşmaya ufak bir protestoyla başlayacağını duydum. Yanında olduğumuzu bilsin.