“Devlet içinde devlet” mi? Hayır… İran’da devletin kendisi zaten üniformalı
İran'da takvim değişir, krizler değişir, sloganlar değişir; ama bir şey pek değişmez: Ülke ne zaman bir "kırılma anına" girse, sahnede İslam Devrim Muhafızları belirir. (IRGC) Protestoların bastırılması, nükleer pazarlıkların dili, petrol gelirlerinin dolaştığı kanallar, bölgeye uzanan vekâlet ağları… Tahran'daki karar alma mekanizmasının "asıl ağırlık merkezi" dendiğinde, Batı başkentlerinde de Körfez'de de ilk akla gelen yapı artık IRGC.
ABONE OLBu tablo, Avrupa Birliği’nin 29 Ocak 2026’da IRGC’yi resmen “terör örgütü” listesine alması ile yeni bir eşiğe taşındı.
AB’nin yıllardır “hukukî zemin–siyasi maliyet” ikileminde sürüncemede bıraktığı karar, son protestolara yönelik şiddet ve insan hakları ihlalleri gerekçesiyle alındı İran ise yanıtı geciktirmedi: Tahran’dan gelen mesaj, AB ülkelerinin silahlı kuvvetlerini “terörist” ilan etme tehdidi oldu; bu çıkış, gerilimi diplomasi zemininden “karşılıklı kriminalizasyon” zeminine çekti.
IRGC, 1979 Devrimi sonrasında “devrimi korumak” üzere kuruldu. Zamanla klasik bir askerî yapı olmaktan çıkıp ideolojik bağlılık, güvenlik aygıtı, ekonomik holding ve bölgesel operasyon ağı gibi dört ayrı kimliği aynı anda taşıyan bir güce dönüştü.
Avrupa’da bu dönüşüm uzun süredir “paralel devlet” kavramıyla tartışılıyordu; Stockholm merkezli UI’nin hazırladığı bir değerlendirme, AB’nin IRGC’yi terör listesine almasının neden “hukuken karmaşık” olduğuna işaret ederken, örgütün toplumsal dokuda ne kadar yaygın bir örgütlenme mantığına sahip olduğunun da altını çiziyordu.