Mücteba Hamaney ortada yok, ‘eski kurtlar’ görevde: İran ABD’ye karşı savaş kadrosunu kurdu
İran'da 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarıyla birlikte yalnızca askeri dengeler değil, İslam Cumhuriyeti'nin tepesindeki güç mimarisi de yeniden kuruluyor. Babası Ali Hamaney'in savaşın başlangıcında öldürülmesinin ardından dini liderlik makamına geçen ancak bugüne kadar kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney, yönetimdeki ilk büyük imzasını güvenlik ve askeri kadroları değiştirerek attı. 9 ve 10 Ağustos'ta peş peşe yapılan atamalar, savaşta öldürülen komutanların boşluğunu doldurmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Tahran, Devrim Muhafızları'nın "eski muhafızlarını" yeniden kritik koltuklara oturturken, İran yönetiminin Washington'la kısa süreli bir krizden çok uzun soluklu ve daha sert bir mücadele dönemine hazırlandığı değerlendirmeleri ağırlık kazanıyor.
Mücteba Hamaney’in tercihlerindeki en dikkat çekici nokta, savaş sonrasında yeni ve genç bir güvenlik kuşağı oluşturmak yerine İran-Irak Savaşı’ndan rejimin iç güvenlik krizlerine kadar kritik dönemlerde görev yapmış tecrübeli isimlere yönelmesi oldu. İran silahlı kuvvetlerinin ve Devrim Muhafızları’nın önemli noktalarına getirilen komutanların ortak özelliği, sistem içinde uzun yıllara dayanan deneyimlerinin yanı sıra ABD’ye karşı sert güvenlik çizgisini temsil etmeleri. Bu nedenle atamalar Tahran’da basit bir “boşalan koltukları doldurma” operasyonundan ziyade, devletin savaş düzenine göre yeniden tahkim edilmesi şeklinde okunuyor.
Atama zincirinin en güçlü halkalarından biri 71 yaşındaki Muhsin Rızai oldu. 1981-1997 yılları arasında Devrim Muhafızları Ordusu’nu yöneten ve İran-Irak Savaşı’nın büyük bölümünde kurumun başında bulunan Rızai, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği’ne getirildi. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın makamından duyurulan kararla Rızai, Muhammed Bakır Zülkadr’ın yerini alırken, Mücteba Hamaney de ayrı bir kararnameyle Rızai’yi konseyde dini liderin temsilcisi yaptı. Böylece Rızai yalnızca İran’ın en önemli güvenlik kararlarının alındığı mekanizmanın yönetimine dönmedi; aynı zamanda doğrudan Hamaney adına hareket edebilecek siyasi ağırlığa kavuştu.
RIZAI’NİN DÖNÜŞÜ: HÜRMÜZ MASASINA BİR “SAVAŞ VETERANI”
Rızai’nin dönüşü özellikle zamanlaması nedeniyle dikkat çekiyor. İran ile ABD arasında Hürmüz Boğazı’nın geleceği, yaptırımlar ve savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslar sürerken Tahran, güvenlik politikasının merkezine müzakereci bir teknokrat yerine İran-Irak Savaşı’nın en tanınmış komutanlarından birini yerleştirdi. Fransızca ve İngilizce yayınlanan analizlerde Rızai’nin atanması, Hamaney’in gelecekte Washington’la yürütülecek pazarlıklarda İran’ın güvenlik bürokrasisinin ağırlığını artırma arayışının işareti olarak değerlendiriliyor. Rızai de göreve gelişinin ardından İran’ın Hürmüz’de ikinci bir deniz koridoru açmayacağını, savaş sona ermeden ve dondurulan İran varlıkları konusunda adım atılmadan boğazın eski düzene dönmeyeceğini savundu.
Mücteba Hamaney bununla da yetinmedi. Tahran’ın askeri komuta kademesinde altı kritik göreve yeni atamalar yapıldı. Tümgeneral Ali Abdullahi Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı olurken, Kiyumers Haydari Genelkurmay Başkan Yardımcılığı’na getirildi. Ahmed Vahidi tümgeneralliğe yükseltilerek Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı yapıldı, Mustafa İzadi ise yardımcılığına atandı. Ali Azmaei Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin başına geçerken, İran güvenlik sisteminin en tartışmalı isimlerinden Hüseyin Taib de Besic Teşkilatı’nın komutanlığına döndü.
Bu isimlerin oturduğu koltukların önemli bölümü savaşın İran’ın komuta kademesinde açtığı ağır boşluklardan oluşuyor. Abdullahi, 28 Şubat’taki ABD-İsrail saldırılarında öldürülen Abdürrahim Musevi’nin yerine Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlendi. Ahmed Vahidi yine saldırılarda öldürülen Muhammed Pakpur’un koltuğuna geçti. Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nde Ali Azmaei, mart ayında İsrail saldırısında öldürülen Alirıza Tangsiri’nin yerini aldı. Hüseyin Taib ise hayatını kaybeden Gulamrıza Süleymani’nin ardından Besic’in başına getirildi. Başka bir ifadeyle Tahran, savaşın öldürdüğü komutanların yerine savaş tecrübesi yüksek ve rejime sadakati sınanmış isimleri yerleştiriyor.
TALİMAT SADECE “SAVUNMA” DEĞİL
Atama kararnamelerinin dili de en az isimler kadar önemli. Mücteba Hamaney yeni askeri yönetimden İran Silahlı Kuvvetleri’nin hem geleneksel hem de “yeni ortaya çıkan” askeri tehditlere karşı kapasitesinin ve hazırlığının güçlendirilmesini istedi. Genelkurmay ile Hatemu’l-Enbiya Merkezi Karargâhı arasında planlanan yapılanmanın tamamlanması talimatını verirken, yeni Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi’ye verilen görevde “caydırıcılığın” yanı sıra düşmana karşı güçlü taarruz operasyonlarına hazırlık vurgusu yapıldı. Bu ifade, İran’ın bundan sonraki stratejisinin yalnızca saldırıyı karşılayan bir savunma doktriniyle sınırlı kalmayabileceğine yönelik değerlendirmeleri güçlendirdi.
Atamalardaki en çarpıcı dönüşlerden biri ise 63 yaşındaki Hüseyin Taib oldu. Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı’nın eski başkanı Taib, 2022 yılında kamuoyuna ayrıntılı bir gerekçe açıklanmadan görevden alınmıştı. Daha önce Besic’i de yöneten Taib, özellikle 2009’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yaşanan protestolar sırasında güvenlik mekanizmasının önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkmıştı. Şimdi yeniden Besic’in başına dönmesi, Mücteba Hamaney’in yalnızca dışarıdaki savaşa değil, içeride doğabilecek toplumsal dalgalanmalara karşı da güvenlik duvarını yükselttiği yorumlarına neden oluyor.
BESİC’E YENİ GÖREV: SOKAKTAN İSTİHBARATA
Hamaney’in Taib’e verdiği talimat bu açıdan özellikle dikkat çekiyor. Besic’in ülke çapındaki “halk istihbarat ağının” güçlendirilmesi, eğitim ve yetenek kapasitesinin artırılması ve yeni teknolojilerin daha yoğun kullanılması isteniyor. Mahallelerden üniversitelere, işyerlerinden kamu kurumlarına kadar İran toplumunun çok geniş kesimlerine uzanan Besic yapılanmasının istihbarat kapasitesinin büyütülmesi, ekonomik krizin derinleşmesi halinde ortaya çıkabilecek yeni protesto hareketlerinin de Tahran’ın güvenlik hesaplarının merkezinde bulunduğunu gösteriyor.
ABD merkezli United Against Nuclear Iran kuruluşunun politika direktörü Jason Brodsky de atamaları, İran yönetiminin daha fazla risk almaya ve çatışmaya hazır bir yaklaşımı benimsediğinin göstergesi olarak yorumladı. Brodsky’ye göre Mücteba Hamaney’in “eski muhafızları” yeniden sahaya sürmesi, Tahran’ın öngörülebilir gelecekte kendisini savaş halinde görmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Taib’in Besic’in başına getirilmesi ise yalnızca dış tehditlerle açıklanmıyor; İran yönetiminin kötüleşen ekonomik koşulların yeniden kitlesel protestolar üretmesinden endişe ettiği ve böyle bir durumda Besic’in sokaktaki temel güçlerden biri olacağı değerlendirmesi yapılıyor.
HAMANEY VAR, AMA HÂLÂ ORTADA YOK
Bütün bu kararların altında Mücteba Hamaney’in imzası bulunmasına rağmen İran siyasetinin en dikkat çekici paradokslarından biri devam ediyor: Yeni dini lider hâlâ kamuoyu önüne çıkmadı. Babası Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta savaşın başlangıcındaki saldırılarda öldürülmesinin ardından yönetimi devralan Mücteba Hamaney’in aylardır fiziksel olarak görünmemesi, güvenlik gerekçeleriyle açıklansa da sağlığı, hareket kabiliyeti ve sistem içindeki gerçek nüfuzu konusunda tartışmaları beraberinde getiriyor. Buna karşılık yayımladığı kararnameler, özellikle güvenlik ve askeri bürokraside kendi güç ağını oluşturmaya başladığına işaret ediyor.
Ancak atamalar İran’ın savaş yönetimindeki bütün boşlukların kapatıldığı anlamına gelmiyor. Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı ile İstihbarat Koruma Teşkilatı’nın başındaki bazı kritik görevlerin yanı sıra Genelkurmay içindeki hassas istihbarat ve operasyon pozisyonlarında kalıcı isimlerin kamuoyuna açıklanmadığı belirtiliyor. İran’ın kalıcı savunma ve istihbarat bakanları konusunda da belirsizlikler sürüyor. Bu tablo, Hamaney’in askeri komuta zincirini hızla toparlarken istihbarat yapılanmasındaki yeniden düzenlemeyi daha kontrollü yürüttüğünü düşündürüyor.
TAHRAN’DA İKİNCİ SAVAŞ: GÜÇ DENGESİ
Atamaların bir başka boyutu da Tahran’daki iç iktidar mücadelesi. Fransız Le Monde gazetesinin aktardığı değerlendirmelere göre Muhammed Bakır Zülkadr’ın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nden ayrılarak yerine Rızai’nin getirilmesi, Mücteba Hamaney’in Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın son dönemde artan nüfuzunu sınırlama girişimi olarak da okunabilir. Zülkadr’ın Kalibaf’a yakın olduğu değerlendirilirken, Washington’la yürütülen temaslarda öne çıkan Kalibaf’ın güvenlik konseyi üzerindeki ağırlığının Rızai’nin gelişiyle dengelenmesi amaçlanmış olabilir. İran uzmanı Hamidreza Azizi de değişimi, yeni dini liderin savaş sırasında oluşan kolektif yönetim sistemi içinde kendi çevresini kurmaya başlaması şeklinde değerlendiriyor.
Bu durum Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan açısından da hassas bir denklem yaratıyor. Pezeşkiyan yönetimi diplomatik kanalların açık tutulmasını ve Washington’la müzakere seçeneğinin kullanılmasını savunurken, güvenlik bürokrasisinin ağırlık merkezinin Rızai, Vahidi ve Taib gibi isimlere doğru kayması karar alma mekanizmasında sertlik yanlılarının elini güçlendirebilir. Uluslararası analizlerde özellikle Rızai’nin atanmasının, Tahran’ın olası bir anlaşmaya kapıyı tamamen kapatmadığını ancak ABD’den ciddi tavizler alınmadan geri adım atmak istemediğini gösterdiği değerlendirmesi öne çıkıyor.
60 GÜNLÜK SAAT DOLDU, ŞİMDİ GÖZLER WASHINGTON’DA
Asıl soru ise bütün bu askeri ve güvenlik tahkimatının ABD ile diplomatik süreci nasıl etkileyeceği. Washington ile anlaşmaya varılması için öngörülen 60 günlük sürenin sona ermesi, Tahran’daki yeni kadroların göreve başlamasıyla aynı döneme rastladı. Şimdiye kadarki temaslarda Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf öne çıkarken, Kalibaf’ın güvenlik sistemindeki bazı isimlere kıyasla daha az sert bir çizgide olduğu değerlendiriliyordu. Rızai’nin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başına gelmesi ve Devrim Muhafızları’nda savaş tecrübesi yüksek kadroların güçlendirilmesi, bundan sonraki müzakerelerin daha sert bir güvenlik çerçevesi içinde yürütülebileceğine işaret ediyor.
Tahran’dan çıkan fotoğraf bu nedenle oldukça açık: Mücteba Hamaney henüz İran halkının karşısına çıkmadı ama kadrosunu sahaya sürdü. Bir yanda İran-Irak Savaşı’nın 71 yaşındaki komutanı Muhsin Rızai, diğer yanda istihbarat ve protestolarla mücadele geçmişiyle Hüseyin Taib; Devrim Muhafızları’nın başında Ahmed Vahidi, denizde Ali Azmaei… Yeni dini liderin ilk büyük kadro tercihi “yeni İran” için yeni yüzler aramak yerine, İslam Cumhuriyeti’nin en eski güvenlik reflekslerine dönmek oldu. Washington’la masanın yeniden kurulup kurulmayacağı henüz bilinmiyor; ancak Tahran’ın sandalyesini masaya çekmeden önce siperlerini sağlamlaştırdığı artık çok daha belirgin.