Dünyanın tek demir Ortodoks kilisesi 124 yaşında
Dünyanın tamamı demirden yapılmış tek Ortodoks kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi diğer adıyla Demir Kilise, 124 yıldır ilgi çekici yapısı ve eklektik mimarisi ile Haliç'e yolu düşenlerin dikkatini çekiyor
Masev, "Çanların en büyüğü 750 kilo. Çanların tamamı Rusya'nın Yaroslavl kentinden o dönem hediye gönderiliyor. Yaroslavl kenti Rusya'da 'çan şehri' olarak biliniyor. Bugün Ortodoks dünyasındaki birçok kilisenin çanları Yaroslavl kentinde üretiliyor. Halen de bugün dünyanın en iyi çanları Yaroslavl'da yapılıyor. Onun dışında ikonostasisteki ikonalar ve ikonostasisin tarzı tamamen Rus tarzı. İkonolar, Rus resim sanatçısı (Klavdy) Lebedev tarafından yapılıyor.
İkonostasis de o dönemin çarının başmarangozu Aleksiyeviç Ahapkin tarafından yapılıyor. Tamamen Rus tarzında, altın işlemeli, altın varaklı ikonostasis belki de İstanbul'daki belki de Türkiye'deki en görkemli ikonostasislerden biri" diye konuştu.
Kiliseye, her kesim ve inançtan ziyaretçinin, ücret ödemeden, rahatlıkla girdiğini belirten Masav, fotoğraf çekmenin de yasak olmadığını belirtti.
"BİRÇOK GRUBUN TUR ROTASINDA BURASI DA VAR"
Salgından önce günde ortalama 750 ila bin kişi arası ziyaretçi ağırladıklarına vurgu yapan Masev, "Biz bunları, 'kaç kişi geliyor' şeklinde kayıt tutmuyoruz. Kendi gözlemlerimizden yaptığımız şey bu. Pandemi döneminde zaten kapalıydık, hiç açmadık. Pandemiden sonra tabii bir düşüş yaşandı ama ortalama nereden baksanız günde 400-500 kişi geliyor.
Yine ziyaretçi sayısı çok güzel. Özellikle yerli turistler inanılmaz meraklılar, inanılmaz beğeniyorlar burayı. Yurt dışından, özellikle Bulgarlar buraya uğramadan kesinlikle geçmiyorlar. Birçok grubun tur rotasında burası da var. Burayı da eklediler ve İspanyol, Meksikalı, Romanyalı, her halktan ziyaretçimiz oluyor. O yönden çok güzel" ifadelerini kullandı.
"BİR DAHA KİLİSEMİZ YANMASIN DEYİP KİLİSEYİ METALDEN YAPIYORLAR"
Bulgar cemaatinden Kiryako Liaze ise Demir Kilise hakkında bazı bilgileri paylaşarak, "Balkanlarda yerleşik olarak yaşayan Bulgarlar o zaman İstanbul'a çalışmak için geliyorlardı. Özellikle ailelerin erkekleri İstanbul'a geliyorlardı ve şu anda Eminönü semtinde bulunan Balkapan Hanında çalışmaya gelirlerdi. Balkapan Hanında malumunuz o zaman gıda tanesi, yani arpa, buğday ticareti yapılırdı. Dolayısıyla burada çalışanlar kazandıkları paralarla tekrar Bulgaristan'a dönüp ailelerinin geçimini sağlarlardı.
Tabii zaman ilerleyince ailelerini de İstanbul'a getirdiler. İstanbul'da yerleşik oldular ve çoğalmaya başladılar. Çoğalmaya başladıklarında ilk Bulgar cemaatinin ibadet etme ihtiyaçları oldu. İstanbul Osmanlı döneminde payitaht, yani başkent. Ticaretin merkezi, imkanları daha fazla. Aileler yerleşik olarak İstanbul'a yerleşmeye başlıyorlar. İbadet ihtiyacı doğunca bu sefer nereye gidecekler, Rum kiliselerine gitmeye başladılar" şeklinde konuştu.
Bulgar cemaatin süreç içinde kendi kiliselerini inşa etmek için girişim başlattığını belirten Liaze, şöyle devam etti:
"Demir Kilisede üç mezarın olduğu yerde bir dikili taş vardır, o taş yapılan ilk kilisenin mihrabının olduğu yerdir. İlk kilise ağaçtandı, daha doğrusu bir evdi. Stefan Bogoridi (Bulgar asıllı) paşanın evidir. O zaman başka bir yerde kilise yapma olanağı olmadığından Stefan Bogoridi paşa evinin arazisini kilise yapılması için bağışlıyor.
Evini kiliseye dönüştürüyorlar ve bu kilisede de ibadet başlıyor. Fakat zaman içinde mumlar yakılıyor, ibadet yapılıyor ve bir yangın çıkıyor. Yangında ahşap bina yanmış oluyor, ikinci kez yanıyor bu bina. Onun üzerine cemaat karar alıyor, 'bir daha kilisemiz yanmasın' deyip kiliseyi metalden yaptırıyorlar."
Kilisenin her gün ziyaretçilere açık olduğunu ve restorasyonun ardından ilginin daha da arttığını hatırlatan Liaze, gelenlerin yapının mimarisini hayranlıkla incelediğini ifade etti.