Cam artık sadece bir ürün olmayacak
Şişecam Araştırma ve Teknolojik Geliştirme (ArTeGe) yarım asırlık Ar-Ge yolculuğunu geride bıraktı. Sektördeki teknolojik dönüşümü ve camın yeni işlevlerini Habertürk'e anlatan Şişecam Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Burak Büyükfırat, "Gelecekte camın değeri yalnızca bir malzeme olarak sunduğu özelliklerle değil, içinde yer aldığı sistemlere kattığı işleve göre belirlenecek. Bu nedenle camı sadece bir ürün olarak değil; enerji üreten, enerji depolayan, veri ileten, koruma sağlayan ve akıllı sistemlerle entegre çalışan çözümlerin bir parçası olarak konumlandırmak gerekecek" dedi
Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge yapılanmalarından biri olan Şişecam ArTeGe, 50 yıllık yolculuğunda camın üretiminden ürün geliştirmeye, enerji verimliliğinden sürdürülebilirliğe kadar pek çok alanda teknolojik yetkinlik geliştirdi.
1976’da başlayan Ar-Ge çalışmaları bugün; yapay zekâ destekli üretim süreçlerinden düşük karbonlu fırın teknolojilerine, elektrifikasyondan yeni nesil cam çözümlerine kadar geniş bir alana yayılmış durumda. Şişecam, küresel cam sektöründeki rekabette fark yaratmanın yalnızca üretim kapasitesinden değil, kendi teknolojisini geliştirme ve sanayi ölçeğinde uygulayabilme kabiliyetinden geçtiğine dikkat çekiyor.
Şişecam ArTeGe Genel Müdür Yardımcısı Burak Büyükfırat, Şişecam ArTeGe’nin 50 yıllık teknoloji yolculuğunu, cam sektöründe değişen rekabet koşullarını, yapay zekânın üretimdeki rolünü ve önümüzdeki dönemde sektörü bekleyen teknolojik dönüşümü Habertürk’e anlattı:
YARIM ASIRLIK AR-GE YOLCULUĞU VE DÖNÜŞÜM
-Şişecam ArTeGe bu yıl 50. yaşını kutluyor. Bu yarım asırlık süreçte ArTeGe’nin Şişecam’ın dönüşümüne en büyük katkıları neler oldu?
Şişecam’ın araştırma ve geliştirme yolculuğu 1976 yılında camı daha iyi anlamak, ürünlerimizin performansını iyileştirmek ve bunun için gerekli üretim teknolojilerini geliştirmek üzere bilgi birikimi oluşturmak amacıyla başladı. O dönemin koşulları düşünüldüğünde teknolojik bilgiye ve üretim teknolojileri know-how’ına erişimin bugünkü kadar kolay olmadığı bir ortamda, şirketin kendi bilgi birikimini yaratma ve rekabette yarışma hedefleriyle attığı bu adım son derece stratejik bir karardı.
Geçen 50 yıllık süre zarfında Şişecam, ürün ve üretim teknolojilerinde kendi yetkinliklerini geliştirebilen, faaliyet gösterdiği alanlarda çok daha uzun yıllara dayanan tecrübeye sahip küresel rakipleriyle başa baş rekabet eden bir konuma ulaştı. Bugün Şişecam, bilimsel yaklaşımı ve teknolojiyi faaliyetlerinin merkezine yerleştiren, uluslararası cam sektörünün öncü şirketlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Şişecam, bilimsel araştırma ve teknolojik geliştirmeyi yalnızca destekleyici bir faaliyet olarak değil; karar mekanizmalarına yön veren, iş sonuçlarına doğrudan katkı sağlayan ve şirketin küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir araç olarak konumlandırıyor. ArTeGe’nin geliştirdiği yenilikçi ürünler, ileri üretim teknolojileri ve özgün know-how sayesinde Şişecam, sürdürülebilir büyümesini destekleyen güçlü bir inovasyon ekosistemi oluşturmuş ve sektördeki öncü konumunu pekiştirmiş durumda.
ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ VE PATENT BAŞARILARI
-Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge merkezlerinden biri olarak bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuruluş yıllarımızda önceliğimiz; cam fırınının fiziğine, harmanın kimyasına ve refrakter davranışına bilimsel bir metodolojiyle yaklaşmaktı. Aradan geçen 50 yılda bu başlangıç, çok daha kapsamlı bir teknoloji yetkinliğine evrildi. Bugün, cam kompozisyonu geliştirmeden cam ergitme fırınlarının tasarımına, fırın yaşam döngüsü yönetiminden yenilikçi ürün ve üretim teknolojilerinin endüstriyel uygulamaya aktarılmasına kadar tüm süreci uçtan uca yönetebilen bir yetkinliğe sahibiz.
2014 yılından bu yana faaliyetlerimizi Gebze-Çayırova’daki Şişecam Bilim, Teknoloji ve Tasarım Merkezi’nde sürdürüyoruz. 31 uzmanlık laboratuvarına sahip bu merkez; sahip olduğu altyapı, araştırma kapasitesi ve uzman insan kaynağıyla bugün Avrupa’nın önde gelen cam araştırma merkezleri arasında yer alıyor.
Ancak geldiğimiz noktayı yalnızca kendi laboratuvarlarımız veya tesislerimiz üzerinden değerlendirmiyoruz. Günümüzde inovasyonun başarısı, küresel bilim ve teknoloji ağlarının bir parçası olabilmekten geçiyor. Bu anlayışla zaman içinde kapalı Ar-Ge modelinden, açık inovasyon yaklaşımına geçtik. Uluslararası bilim ve teknoloji ekosisteminin etkin bir oyuncusu olarak faaliyet gösteriyor, üyesi olduğumuz platformlarda yalnızca gelişmeleri takip etmekle kalmıyor, bu gelişmelerin şekillendirilmesine de katkı sunuyoruz.
Bunun önemli örneklerinden biri; 1981 yılından bu yana üyesi olduğumuz Uluslararası Cam Komisyonu (ICG). Şişecam bilim insanları yıllar boyunca bu komisyonun teknik komitelerine başkanlık yaparken; İstanbul da cam biliminin en prestijli uluslararası kongrelerinden birinin üç kez ev sahibi oldu. Ayrıca Şişecam’da Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Başkanı, Düz Cam Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini üstlenmiş olan Dr. Alev Yaraman’ın, ICG Başkanlığı yapan ilk kadın olması ve cam biliminin en saygın ödüllerinden William E. S. Turner Ödülü’nün, Şişecam araştırmacılarının katkılarıyla Türkiye’ye üç kez kazandırılması, Şişecam’ın bu alandaki bilimsel yetkiliğini ve uluslararası etkisini ortaya koyan önemli göstergeler arasında yer alıyor.
İngiltere merkezli Glass Futures'taki stratejik üyeliğimiz ise farklı bir değer yaratıyor. Elektrifikasyon, hidrojen ve biyoyakıt gibi dönüşüm teknolojilerine ilişkin, tek bir şirketin üstlenmesi zor olan yüksek riskli denemeler ortak pilot ölçekli altyapılarda test edilebiliyor. Karbonsuzlaşma sürecinde belirleyici unsur, laboratuvar ortamında elde edilen sonuçlardan ziyade sanayi ölçeğinde doğrulanmış veridir. Bu tür iş birlikleri ve ortak araştırma altyapıları, sektörün ihtiyaç duyduğu kritik bilgi birikiminin oluşturulmasına önemli katkı sağlıyor.
Glass for Europe bünyesinde ise Avrupa düz cam sektörünün geleceğini şekillendiren düzenlemelerin oluşmasına katkı sağlıyoruz. Buradaki çalışmalarımız ürünün ötesine geçip sınırda karbon düzenlemesi, binaların enerji performansı, döngüsellik ve geri dönüşüm hedefleri gibi konularda regülasyonun kendisini kapsıyor. Sektörün geleceğini belirleyecek oyun kuralları önümüzdeki on yıl için bu masalarda şekilleniyor. Böylesine önemli konuların tartışıldığı bu platformlarda yer almak ise değişimi izlemekten öte, dönüşümün tasarlanmasına ve yönlendirilmesine katkı sunmak anlamına geliyor.
Uluslararası iş birliklerimiz bunlarla da sınırlı değil. International Partners in Glass Research ve Glasstrend üyeliklerimiz, UC Berkeley ile yürüttüğümüz çalışmalar ve sektörün önde gelen paydaşlarını bir araya getiren Şişecam Uluslararası Cam Konferansı; bilgi paylaşımı ve ortak gelişim vizyonumuzun önemli parçalarını oluşturuyor.
Yetkinliklerimizin uluslararası düzeyde karşılık bulduğunu görmek bizim için son derece değerli. Bu yıl cam elyaf alanında yürüttüğümüz ve uluslararası ortaklarımızla birlikte yayımladığımız bilimsel bir çalışma, Amerikan Seramik Derneği tarafından 1300 çalışma arasından birinci seçilerek John E. Marquis Ödülü'ne layık görüldü.
Son dönemde gerçekleştirdiğimiz organizasyonel dönüşüm de bu gelişimin önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor. Bu kapsamda, kısa vadeli ürün ve mühendislik ihtiyaçlarına odaklanan çalışmalarla uzun vadeli ve çığır açıcı teknoloji araştırmalarını birbirinden ayrıştıran çift odaklı bir modele geçiş yaptık. İnovasyon, Ürün Geliştirme ve Üretim Teknolojileri, Araştırma ve Teknoloji Stratejileri ile Tasarım fonksiyonlarını yeniden yapılandırarak; daha çevik, daha küresel ve geleceğe odaklı bir organizasyon kurduk. Bu dönüşüm bize iki şeyi aynı anda kazandırdı: mevcut iş ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt vermek ve geleceğin teknolojilerine daha güçlü yatırım yapmak.
Bu stratejik dönüşümün ve yarım asırlık Ar-Ge birikimimizin en somut yansımalarından biri, fikri mülkiyet ve tasarım alanındaki güçlü performansımız: 104 başvuru 81 tescil olmak üzere toplam portföyümüz 185 buluştan oluşmaktadır. 3.102 tescilli tasarımın yanı sıra; cam ev eşyası alanında 61, cam ambalaj alanında 100 tasarım ödülüne sahibiz. 2024 Türkiye Patent Raporu'nda Şişecam’ın küresel patent başvurularında ilk 20, ulusal tescilli patentlerde ise ilk 10 şirket arasında yer alması, yarım asırlık Ar-Ge yolculuğumuzun ulaştığı seviyenin önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
-ArTeGe’nin geliştirdiği teknolojiler Şişecam’ın küresel pazarlardaki rekabetçiliğini nasıl artırıyor?
Günümüzde küresel rekabet yalnızca üretim kapasitesiyle değil, teknoloji geliştirme ve bu teknolojileri ölçeklendirebilme yetkinliğiyle belirleniyor. Şişecam ArTeGe’nin geliştirdiği teknolojiler şirketimize dört temel alanda rekabet avantajı sağlıyor: ürün performansı, maliyet yönetimi, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik. Camdan beklenen performans ve fonksiyonellik her geçen gün artıyor. Biz de ArTeGe gücümüz sayesinde müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yanıt veren yüksek katma değerli ürünler geliştiriyoruz.
Mimari ve otomotiv camlarında, sektörün ihtiyaçlarına yanıt veren teknoloji ve ürün geliştirme faaliyetlerimizi; enerji verimliliği, ısı kontrolü ve akustik konfor sağlayan yüksek performanslı cam çözümleri başta olmak üzere aşağıdaki alanlara odaklıyoruz:
Yüzey teknolojisi, tasarım ve üretim kabiliyetlerimizi bir araya getiren Nude markamızın Stem Zero serisi; bir milimetrenin altında cidar kalınlığı ve üç milimetrenin altında ayak kalınlığına rağmen sunduğu üstün mekanik performansla, kurşunsuz kristal kadeh tasarımında ulaştığımız mühendislik yetkinliğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Pandemi döneminde geliştirdiğimiz anti-mikrobiyal cam, büyümekte olan enerji depolama sistemleri ve pillere yönelik “pil sınıfı soda külü”, bu soda külünden üretilen sodyum iyon bataryalar için katot aktif malzeme, savunma sanayi ve sivil uygulamalar için gece görüş camları son dönemde öne çıkan ürün inovasyonlarımız olarak sayılabilir.
Rekabet gücümüzün temelinde yalnızca ürün inovasyonları yer almıyor. Kendi mühendislik yetkinliğimizle geliştirdiğimiz düşük karbonlu fırın tasarımları ve üretim teknolojileri sayesinde süreçlerimizi daha verimli hale getirirken, sürdürülebilir rekabet avantajı da yaratıyoruz. Bunların yanında, kendi mühendisliğimizle geliştirdiğimiz düşük karbonlu, yüksek elektrik destekli hibrit fırın tasarımları; yanma teknolojileri, ısı geri kazanımı, proses kontrolü ve dijital modelleme yetkinlikleriyle birlikte süreçlerimizi daha verimli ve rekabetçi kılıyoruz. Değişen pazar ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt veren, katma değeri yüksek ve daha düşük karbon ayak izine sahip çözümler sunan bir Şişecam için çalışıyoruz.
"YAPAY ZEKÂ AR-GE VE ÜRETİMİN DOĞAL BİR BİLEŞENİ HALİNE GELECEK"
-Yapay zekâ artık sanayide en çok konuşulan başlıklardan biri. Şişecam ArTeGe yapay zekâyı hangi süreçlerde kullanıyor?
Yapay zekâyı, araştırmadan üretime uzanan değer zincirinin farklı aşamalarında kullanıyoruz. Öncelikli odak alanlarımız; proses verilerinin analizi, üretim parametrelerinin optimizasyonu, kalite yönetimi, enerji verimliliği ve karar destek sistemleri.
Çalışmalarımızın önemli bir bölümü, üretim süreçlerinin modellenmesi, simülasyonu ve optimizasyonuna odaklanıyor. Özellikle cam ergitme fırınları için geliştirdiğimiz dijital ikiz yaklaşımında; proses verilerini, fizik tabanlı modelleri, yapay zekâ destekli veri analitiğini ve saha geri bildirimlerini bir araya getiriyoruz. Bu çalışmalar enerji dengesi, fırın performansının izlenmesi, kalite sürekliliği, bakım ve yaşam döngüsü yönetimi ile gelecekte daha otonom üretim sistemleri açısından büyük fırsatlar barındırıyor.
Ar-Ge tarafında ise yapay zekâ inovasyon süreçlerimizi hızlandıran önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Yeni malzeme geliştirme çalışmalarında, deney tasarımlarının optimize edilmesinde, bilgi yönetiminde ve küresel teknoloji trendlerinin analizinde yapay zekâdan yararlanıyoruz. Böylece araştırmacılarımızın daha kısa sürede daha fazla alternatif değerlendirmesine ve veriye dayalı kararlar almasına katkı sağlıyoruz.
Biz yapay zekâyı yalnızca bir dijitalleşme aracı olarak değil, araştırmacılarımızın ve mühendislerimizin yetkinliklerini güçlendiren stratejik bir teknoloji olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekânın Ar-Ge ve üretim faaliyetlerinin doğal bir bileşeni haline geleceğine; verimlilik, sürdürülebilirlik ve inovasyon hedeflerimize ulaşmamızda giderek daha önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz.
"BAŞARININ TEMELİNDE HİÇ DURMAYAN BİR İNOVASYON KÜLTÜRÜ VAR"
-Cam sektöründe rekabet şu anda hangi alanlarda yaşanıyor? Ürün mü, teknoloji mi, üretim kabiliyeti mi?
Bugün cam sektöründeki rekabeti tek bir başlık altında tanımlamak mümkün değil. Rekabet artık ürün, teknoloji ve üretim kabiliyetinin kesişim noktasında şekilleniyor. Bir ürünün ne kadar yenilikçi olduğu kadar, hangi teknolojiyle üretildiği, ne kadar verimli üretilebildiği ve çevresel etkisinin ne olduğu da belirleyici hale geldi. Başka bir ifadeyle, artık sadece ürünün kendisi değil, o ürüne nasıl ulaşıldığı da rekabetin önemli bir parçası.
Örneğin müşteri camın performansını sorduğu kadar, o camın karbon yoğunluğunu da soruyor. Bu, mühendislik tarafındaki her iyileştirmenin daha kısa sürede satış argümanına dönüştüğü anlamına geliyor. Bu nedenle cam sektöründe rekabet; ürün geliştirme, üretim teknolojileri, sürdürülebilirlik performansı, dijitalleşme ve mühendislik yetkinliklerinin birleştiği çok boyutlu bir alanda gerçekleşiyor. Enerji verimli kaplamalı camlar, güneş enerjisi uygulamaları, ileri malzemeler ve düşük karbonlu üretim teknolojileri geleceğin rekabet alanlarını çiziyor. Başarının temelinde ise güçlü bir teknoloji altyapısı ve hiç durmayan bir inovasyon kültürü var.
-Cam üretimi enerji yoğun bir sektör. ArTeGe’nin geliştirdiği teknolojiler enerji tüketimini azaltmada nasıl bir rol oynuyor?
Enerji verimliliği, Şişecam ArTeGe’nin uzun yıllardır öncelikli çalışma alanlarından biri. Cam üretiminin en kritik aşaması olan ergitme süreçlerinde enerji tüketimini azaltırken, ürün kalitesini ve operasyonel güvenilirliği koruyabilmek için bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Fırın geometrisinden yanma sistemlerine, elektrik destek oranlarından ısı geri kazanımı uygulamalarına, harman optimizasyonundan refrakter seçimine ve proses kontrolüne kadar pek çok unsuru birlikte ele alıyor, entegre çözümler geliştiriyoruz.
Hedefimiz yalnızca enerji tüketimini azaltmak değil; daha düşük karbon emisyonlu, daha verimli ve geleceğin sürdürülebilir üretim modellerine uygun teknolojiler geliştirmek. Bu yaklaşım hem Şişecam’ın rekabet gücünü artırıyor hem de sektörün dönüşümüne öncülük ediyor.
Bugün Şişecam, cam ergitme fırınlarını eriyik kalitesi, enerji dengesi, emisyon performansı, refrakter ömrü ve devreye alma gereksinimleriyle birlikte uçtan uca modelleyebilen, tasarlayabilen ve sanayi ölçeğinde uygulayabilen dünyadaki sayılı mühendislik organizasyonlarından biri konumunda. Bu yetkinliğimizi rekabetçi ve düşük karbonlu üretim tesisleri kurmak için geliştirmeye devam ediyoruz.
Geleneksel olarak cam fırınlarında ana enerji kaynağı fosil yakıtlar oldu ve mevcut fırın tasarımlarının önemli bölümü de bu anlayış üzerine şekillendi. Ancak karbonsuzlaşma hedeflerimiz doğrultusunda fırın teknolojilerimizi kademeli olarak daha yüksek elektrik katkısını güvenli, verimli ve ürün kalitesinden ödün vermeden kullanabilecek hibrit tasarımlara dönüştürmeye odaklanıyoruz.
Bu alandaki güncel örneklerden biri, Bulgaristan’daki cam ev eşyası üretim tesisimizde devreye aldığımız Heat-Ox sistemi. Oksijen ve doğal gazın yanma öncesinde ön ısıtılmasına dayanan bu oksi-yakıt (oxy-fuel) teknolojisi sayesinde üretim sürecinde yaklaşık yüzde 20 enerji tasarrufu sağlarken, NOx emisyonlarını yüzde 90’a varan oranda, CO₂ emisyonlarını ise yüzde 15 düzeyinde azalttık. Bu tür uygulamaları sadece ekipman değişimi olarak değil, fırın tasarımı, yanma sistemi, refrakter, proses kontrolü ve işletme disiplininin birlikte yönetildiği bir teknoloji dönüşümü olarak görüyoruz.
Bir diğer örnek Avrupa’daki tesislerimizden birinde bu yılın başında soğuk tamiri tamamlanıp devreye alınan fırınımız. İleride elektrifikasyona uygun olacak fırın konseptiyle tasarlanıp inşa edilen bu fırın ile, gerekli elektrik altyapı ve tedarik koşulları sağlandığında doğalgaz tüketiminde yüzde 15-20 arası azaltım sağlanabilecek. Bu yaklaşım, mevcut üretim altyapısını bir anda değiştirmek yerine, güvenilirliği ve ürün kalitesini koruyarak düşük karbonlu üretime kademeli geçişi mümkün kılıyor.
"YAPAY ZEKÂ MÜHENDİSİN ALTERNATİFİ DEĞİL"
-Yapay zekâ gelecekte cam fabrikalarında insanın yerini alacak mı, yoksa mühendisin en önemli yardımcısı mı olacak?
Yapay zekâ, sanayide ve Ar-Ge dünyasında köklü bir dönüşüm yaratıyor. Ancak cam üretimi ve teknoloji geliştirme gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda geleceği, insan ile yapay zekâ arasında bir rekabet değil, güçlü bir iş birliği olarak görüyoruz.
Cam üretimi ve teknoloji geliştirme, salt veriye dayalı operasyonlar değil. Yeni ürünlerin geliştirilmesi, yeni üretim teknolojilerinin tasarlanması ve stratejik kararların alınması gibi alanlarda insanın bilgi birikimi ve mühendislik uzmanlığı belirleyici rolünü koruyor.
Yapay zekâ; büyük veri setlerini analiz etmede, süreçleri izlemede, kalite kontrolünde ve operasyonel kararları desteklemede muazzam bir avantaj sunuyor. Ancak bir kararın neden alındığını yorumlamak, farklı riskleri tartmak ve yeni teknolojilere yön vermek insan uzmanlığı gerektiriyor.
Bu nedenle geleceğin cam fabrikalarında başarının anahtarı, insan ve yapay zekânın en güçlü yönlerini bir araya getirebilmek olacak. Yapay zekâ mühendisin alternatifi değil; onun daha doğru kararlar almasını sağlayan, yaratıcılığını ve problem çözme kapasitesini destekleyen en önemli çalışma arkadaşlarından biri olacak. Kalıcı başarı ise teknolojiyi tek başına uygulayanların değil, insan uzmanlığıyla harmanlayarak katma değere dönüştüren organizasyonların olacak.
-Cam sektöründe önümüzdeki dönemin en büyük teknolojik kırılması sizce ne olacak?
Bugün cam üretiminde kullanılan birçok temel teknoloji, belirli bir olgunluk seviyesine ulaşmış durumda. Aynı malzemeler, benzer üretim yöntemleri ve benzer ekipmanlarla çalıştığınızda, ortaya çıkan yeniliklerin büyük bölümü artımlı inovasyonlarla sınırlı kalıyor. Üstelik ürün ve süreçler olgunlaştıkça, elde edilen her yeni kazanım için çok daha fazla çaba ve yatırım gerekiyor.
Buna bir de sektördeki oyuncuların giderek daha benzer araçlara sahip olması ekleniyor. Aynı üretim hatları, aynı ekipmanlar, aynı teknoloji sağlayıcıları ve benzer prosesler kullanılıyor. Satın alınabilen teknolojiler önemli olsa da tek başına kalıcı rekabet avantajı yaratmıyor. Çünkü bir oyuncunun erişebildiği teknolojiye, belirli bir süre sonra diğer oyuncular da erişebiliyor. Bu da ürünlerin hızla benzeşmesine ve emtialaşmanın hızlanmasına neden oluyor.
Cam ergitmede elektrifikasyon artık bir vizyondan çok endüstriyel bir gerçeklik. Cam ambalaj ölçeğinde elektrikli fırın teknolojilerinin temel zorlukları büyük ölçüde aşılmış durumda. Ancak söz konusu float teknolojisiyle üretilen düz cam olduğunda, sektörün önünde hâlâ önemli bir teknoloji geliştirme alanı bulunuyor. Bu ölçekte uygulanabilir çözümler henüz yaygınlaşmış değil ve piyasada doğrudan temin edilebilecek hazır bir teknoloji de bulunmuyor. Dolayısıyla gelecekte fark yaratacak unsur, kendi fırınlarını tasarlayabilen, modelleyebilen ve geliştirebilen şirketlerin sahip olduğu mühendislik yetkinliği olacak.
Benzer bir durum kaplama teknolojilerinde de geçerli. Sektör standartlarının ötesine geçen yeni yöntemler; üretim hızını, malzeme verimliliğini ve ürün performansını yeniden tanımlayabiliyor. Bir ürünü belirli ölçüde taklit etmek mümkün olsa da onu mümkün kılan üretim sürecini ve mühendislik birikimini kopyalamak çok daha zor. Bu nedenle süreç teknolojilerinde yaratılan farklılaşma, kalıcı bir rekabet avantajı sağlıyor.
Ancak asıl büyük dönüşüm, üretim teknolojilerinin ötesinde gerçekleşecek. Gelecekte camın değeri yalnızca bir malzeme olarak sunduğu özelliklerle değil, içinde yer aldığı sistemlere kattığı işleve göre belirlenecek. Bu nedenle camı sadece bir ürün olarak değil; enerji üreten, enerji depolayan, veri ileten, koruma sağlayan ve akıllı sistemlerle entegre çalışan çözümlerin bir parçası olarak konumlandırmak gerekecek. Sektörde farklılaşmayı ve sürdürülebilir rekabet avantajını belirleyecek olan da bu yaklaşım olacak.
"AR-GE EKOSİSTEMİ ÖNEMLİ BİR İVME YAKALADI"
-Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemini bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemi son yıllarda önemli bir ivme yakaladı. Bir dönem ağırlıklı olarak teknolojiyi kullanan ve adapte eden bir sanayi yapısından söz ederken, bugün birçok sektörde kendi teknolojisini geliştiren, patent üreten ve küresel ölçekte rekabet eden şirketlerin sayısının hızla arttığını görüyoruz. Ar-Ge merkezlerinin yaygınlaşması, üniversite-sanayi iş birliklerinin güçlenmesi, girişimcilik ekosisteminin gelişmesi ve kamu desteklerinin artması bu dönüşümün yapı taşlarını oluşturuyor.
Özellikle kamu destekleri ekosistemin gelişiminde önemli bir rol oynuyor. TÜBİTAK’ın sanayi odaklı programları, üniversite-sanayi iş birliğini teşvik eden çağrıları ve Sanayi Doktora Programı gibi uygulamalar, şirketlerin daha uzun vadeli ve yüksek katma değerli araştırmalara yatırım yapmasını kolaylaştırıyor. Benzer şekilde, 5746 sayılı Kanun kapsamında hayata geçirilen Ar-Ge merkezi modeli, araştırma faaliyetlerinin proje bazlı ve geçici çalışmalar olmanın ötesine geçerek şirketlerin stratejik ve kurumsal fonksiyonlarından biri haline gelmesine önemli katkı sağlıyor. Şişecam olarak 2009 yılında aldığımız Ar-Ge Merkezi Belgesi’ni de bu anlayışın ve bilimsel yaklaşımın kurumsal düzeydeki önemli bir göstergesi olarak görüyoruz.
Ekosistemin ilerleyişinde ihtisaslaşmış araştırma merkezlerinin gelişmesi de ayrıca önemli. ODTÜ GÜNAM gibi güneş enerjisi ve fotovoltaik alanında derinleşmiş merkezler, sanayinin doğrudan çalışabileceği yetkinlik havuzları oluşturuyor. Bizim gibi enerji camları ve kaplama teknolojilerinde ilerlemek isteyen şirketler için bu tür merkezler, sıfırdan yetkinlik kurmak yerine iş birliğiyle hızlanma imkânı sunuyor.
Bununla birlikte, küresel rekabetin geldiği noktada yalnızca araştırma yapmak yeterli değil. Araştırma çıktılarının hızla ticarileştirilmesi, sanayi ölçeğinde doğrulanması ve küresel pazarlara taşınması en az araştırmanın kendisi kadar önemli hale geldi. Türkiye Ar-Ge ekosisteminin önündeki en önemli gelişim alanlarından biri de bu. Laboratuvar ile endüstriyel uygulama arasındaki pilot ölçek ve demonstrasyon aşamaları, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de en fazla kaynak ve koordinasyon gerektiren süreçler arasında yer alıyor. Bu aşamaları başarıyla geçen teknoloji ve girişim sayısının artması, ekosistemin bir sonraki sıçramasının temel belirleyicilerinden biri olacak.
Küresel ölçekte söz sahibi, yüksek teknoloji üreten bir sanayiye ulaşmanın yolu; araştırma, mühendislik, tasarım ve üretimin aynı hedef doğrultusunda çalışan bütünleşik süreçler olarak ele alınmasından geçiyor. Şişecam ArTeGe’nin 50 yıllık yolculuğu da bu yaklaşımın güçlü bir örneğini oluşturuyor. Bugün sahip olduğumuz deneyim; inovasyonun ancak araştırmayı üretime, bilgiyi ise değere dönüştürebildiği ölçüde sürdürülebilir bir rekabet avantajı yaratabildiğini gösteriyor. Türkiye Ar-Ge ekosisteminin önümüzdeki dönemde bu doğrultuda güçlenmeye devam edeceğine inanıyoruz.
Maden