Emel Yıldız, tarihi dokunuşu yapan kadındı
Bir efsanenin kapısını aralayan, kendi kariyeri yerine kaderin akışına teslim olan Emel Yıldız'dan geriye yeşil mantolu utangaç bir kız çocuğundan, 'Sultan'a dönüşen o tarihi dokunuşu kaldı
2000'de Savaş Ay'ın yönettiği 'Dansöz' filminin setindeydim.
Çolpan İlhan ile Emel Yıldız derin bir sohbete dalmışlardı.
Savaş Ay, Çolpan İlhan'ı çekim için çağırınca "Fırsat bu fırsat" diyerek Emel Yıldız'ın yanına giderek kendimi tanıttım. Son derece nazik bir tavırla röportaj yapmak istemediğini belirtti ama hemen ardından ekledi; "Eğer istersen, birlikte birer çay içip sohbet edelim."
Emel YıldızÇaylarımızı yudumlarken; "Emel hanım, sadece tek bir soru sormama izin verin lütfen" dedim. Gülümseyerek; "Biliyorum, o tek sorunun ardı arkası kesilmeyecek ama sor bakalım" diye karşılık verdi.
"O gün Türkan Şoray'ı sete götürmeseydiniz, hayatlarınızın akışının nasıl olabileceğini hiç hayal ettiniz mi?"
Sorum üzerine yüzüne hafif kızgın bir ifade yerleşti; "Biliyorum; kendi kariyerime zarar verip - vermediğimi, pişman olup - olmadığımı öğrenmek istiyorsun" dedikten sonra gözlerimin içine bakarak sordu; "Kadere inanıyor musun?"
"Evet" cevabımı alır almaz noktayı koydu; "O zaman sorduğun soruya hiç gerek yok."
Türkan ŞorayZamanı geri saralım...
Bir gün, o eski evin bahçesinde mahallenin kadınları toplanmış, hararetle fal baktırıyordu. İçlerinden biri, kenarda duran 13 yaşındaki genç kıza seslendi: "Gel, falcı sana da baksın."
Genç kız çekinerek yaklaştı. Falcı kadın, onun küçücük avuç içine uzun uzun baktıktan sonra gözlerini kaldırıp kehanetini fısıldadı; "Sen bir yıldız olup gökyüzünde parlayacaksın."
Temsili fotoğrafBirkaç yıl sonrası...
Güzelliği öyle dikkat çekiciydi ki sokakta arkasından bakanlar, ıslık çalanlar, evine kadar takip edenler bitmiyordu. Ailesi onun için sokağa çıkma kısıtlaması bile getirmişti. O da yüreğindeki o erken büyümenin getirdiği dalgalanmaları, odasında gizli gizli şiirler yazarak dinginleştirmeye çalışıyordu.
Temsili fotoğrafBir gün, dedesinin evinin bulunduğu sokakta büyük bir koşuşturmaca yaşandı. Komşuların dedesinden izin almasıyla, o da merakla sokağa fırladı. Meğer mahallede film çekiliyormuş; 'Ateşten Damla'...
Erkekler Muhterem Nur'dan, kadınlar ise Kenan Artun'dan imza alabilmek için adeta birbirini eziyordu.
İmza kuyruğunda bekleyen o duru güzelliği, filmciler hemen fark etti. Birbirlerine gösterip aralarında fısıldaştı. İçlerinden biri genç kızın yanına gelip bir şeyler söyledi ancak korku ve heyecan içindeki güzel kız, adamın söylediklerinin tek bir kelimesini bile anlamadan set alanından hızla uzaklaşıp evine döndü.
Ne var ki kaderi yazılmıştı bir kere...
Emel Yıldız, 1961 yapımı 'Avare Mustafa'da 'Ayten'i canlandırdı.Genç kız, ev sahiplerinin kızı olan 19 yaşındaki oyuncu Emel Yıldız ile arada sırada sohbet ediyor, en çok da onun o özgür ve öz güvenli duruşuna imreniyordu. Bir gün Emel Yıldız; "Annenden ben izin alırım, seni bizim film setine götüreyim" dedi. İzin zor da olsa alındı. Sete uzanan o yolun, aslında Türk sinemasının sultanlığına çıkacağını o an ne Emel Yıldız ne kendisi ne de bir başkası biliyordu.
'Köyde Bir Kız Sevdim'in setine vardıklarında şaşkın şaşkın etrafı süzüyor, settekiler ise hayranlıkla onu izliyordu. Üzerinde yeşil bir manto vardı. Bir kenara oturdu. Sadece duruşu ve bakışlarıyla setin tüm havasını bir anda değiştirmişti. Filmin yönetmeni Türker İnanoğlu'nun sonradan ifade edeceği gibi; o ana kadar sinemaya öyle bir güzel gelmemişti.
TEKLİF GELMESEYDİ YATILI OKULA GİDECEKTİ
Türker İnanoğlu, ne yapıp edip Emel Yıldız'ın canlandıracağı köylü kızı rolünü bu genç kıza vermek istedi. Onun için "Bu rol için biçilmiş kaftan, daha uygunu olamaz" diye düşünüyordu. Ertesi gün, film şirketinden üç adam, annesi Meliha Sav'ın kapısını çaldı; "Kızınızı oyuncu yapmak istiyoruz."
Şaşkınlık ve kızgınlıkla ne yapacağını bilemeyen Meliha Sav, kesin bir dille reddetti; "Olmaz, o daha öğrenci. Öğretmen olması için onu yatılı okula göndereceğim."
Türkan Şoray ile annesi Meliha SavAncak adamlar, Türker İnanoğlu'ndan aldıkları direktifle kararlıydı, ısrar ettiler. Meliha Sav, onları başından savmak amacıyla; "Tamam, bana iki gün düşünme süresi verin" dedi. İkinci günün sonunda üç adam yine kapıdaydı. Büyük ısrarlar sonucu Meliha Sav, zar zor ikna edildi.
Böylece 15 yaşındaki Türkan Şoray, 'Köyde Bir Kız Sevdim'in başrolünde kamera karşısına geçti. Ve o küçük kız, yıllar önce avucuna bakan falcının kehanetini gerçekleştirerek Türk sinemasının gökyüzüne bir daha asla sönmeyecek bir yıldız olarak yerleşti.
'Köyde Bir Kız Sevdim'Peki, Emel Yıldız o gün Türkan Şoray'ı sete götürmeseydi ne olurdu?
Emel Yıldız, 'Köyde Bir Kız Sevdim' ile kendi yıldızını parlatıp Yeşilçam'ın zirvesine oturabilir miydi?
Türkan Şoray, o gün keşfedilmese bile o muazzam güzelliğiyle elbet bir gün sinemanın dikkatini çeker miydi, yoksa gönülleri hayalini kurduğu öğretmenlikle mi fethedecekti?
Emel YıldızBu soruların bir cevabı yok. Bildiğimiz tek şey, Emel Yıldız'ın 13 filmlik oyunculuk kariyerinin ardından 1963'te sinemayı bırakıp kendini hayvan haklarına adadığı. 'Panter' lakabı verilen Emel Yıldız, hayvan ve çevre konularında bir çok yazı kaleme alırken hayvan hakları konusunu televizyon programlarına taşımayı başardı.
Yıllar sonra; 1998'de Türker İnanoğlu'nun ısrarıyla 'Affet Bizi Hocam' dizisiyle setlere dönse de bu dönüş geçici oldu.
Önceki gün hayatını kaybeden Emel Yıldız, bu dünyadan göçtüğünde belki kendi adına büyük bir oyunculuk kariyeri bırakamadı ama Türk sinema tarihine 'Sultan'ı kazandıran el, onun eliydi. Onun bu cömert ve kadere teslim olmuş adımı sayesinde Türkan Şoray, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
Emel Yıldız, her ölümlünün nihai amacı olan bu dünyadan bir iz bırakarak aramızdan ayrıldığında 85 yaşındaydı.
Elif SofyaEmel Yıldız, 40 gün önce şair kızı Elif Sofya'yı kaybetmişti.