Hancı da yolcu da gitti ama ‘hanlar’ hâlâ ayakta
Bir zamanlar dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri ağırlayan İstanbul'un dillere destan hanları, bugün eskisi kadar olmasa da ticari hayatta varlığını sürdürüyor. Fiziksel ve fonksiyonel değişimler geçiren hanların bir kısmı geçmişin görkemli günlerini ararken, bazılarıysa mimari güzellikleriyle ön plana çıkıyor
ABONE OLBir zamanlar dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri ağırlayan Istanbul’un dillere destan hanları, bugün eskisi kadar olmasa da ticari hayatta varlıklarını sürdürüyor. Kıtaların ve kültürlerin buluşma noktasında yer alan Istanbul, 3 imparatorluğa başkentlik yaparken, yüzyıllardır Doğu ile Batı arasındaki ticaretin de merkezi oldu. Tarihin en eski şehirlerinden biri olan Istanbul’da ticaret hanları, kent hayatının en önemli figürleri arasında yer aldı. Anlamını Farsça “hane/ev” kelimelerinden alan hanlar, ticari malların toplandığı ve satıcıyla alıcının buluştuğu yerler olmanın yanında otel olarak da kullanıldı. Uzak bölgelerden gelen tüccarların konaklaması ve mallarını bekletmesi için yapılan hanlarda, tacirler hayvanlarını alt kattaki ahırlarda barındırır, kendileri de yukarıdaki odalarda ikamet ederdi. Malları ise alt ve üst katlardaki depolarda tutulurdu. Binaların kalın kapıları gece olunca güvenlik için kapanır ve gün ışıyıncaya kadar açılmazdı. Kendilerine has öyküleriyle şehir hayatına farklı bir renk katan hanlar, ticaretin gelişmesiyle Kapalıçarşı’dan Haliç kıyılarına kadar yayılınca bir “hanlar bölgesi” oluştu. Istanbul’da Osmanlı döneminin ilk hanları, Fatih Sultan Mehmed zamanında yapıldı. Fatih, 2’si Tahtakale’de, 2’si de bedestende olmak üzere 4 han yaptırdı. Ilk inşa edilen han, bedesten yakınındaki “Bodrum Kervansarayı”dır. Ticaret geliştikçe tarihi kentte han sayısı da arttı.