Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Suriye'den yeni bir göç dalgasının öncelikle Avrupa'yı vuracağını belirterek, "Sınırın hemen karşı tarafında bu insanların tutunması için bir insani yardım koridorunun, insani yardım hattının kurulması, güvenli bölgenin oluşturulması lazım. Bu çok önemli ve diplomatik baskı gerekiyor" dedi.

AK Parti İstanbul İl Başkanlığının koordinasyonunda; ilçe teşkilatları, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin katılımıyla başlatılan "Dostluk Eli Yardım Seli" kampanyasında toplanan yardımları terör olayları nedeniyle zor günler geçiren vatandaşlarla Bayırbucak Türkmenleri'ne taşıyan 56 TIR, Maltepe Miting Alanı'nda düzenlenen törenle yola çıktı.

Törende konuşan Akdoğan, Türkiye'de 2 milyon 650 bin civarında Suriyeli, 170 bin civarında Iraklı bulunduğunu hatırlatarak, kamplarda Suriyeli vatandaşlara en iyi şekilde hizmet etmenin mücadelesi içinde olduklarını aktardı.

Ortada büyük bir insani kriz olduğunu belirten Akdoğan, insani yardım kampanyasının aynı büyüklükte olması gerektiğini vurguladı."Bir bardak su, bir dilim ekmek bile çok anlamlı" diyen Akdoğan, bugün 56 tırın yola çıktığını, daha önce de 183 tırın hem sınırın karşı tarafındakilere hem bu tarafındakilere gönderildiğini anlattı.

Bugün Suriye'de yaşanan dramın, insanlık krizinin göğüslenebilir bir sorun olmaktan çıktığını dile getiren Akdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyanın oturup düşünüp yeni bir tavır takınması gerekiyor. Yeni büyük bir göç dalgası ile karşı karşıyayız. Bu göç dalgası durup dururken mi yaşandı? On binlerce insan durup dururken niye yollara düştü? Çünkü birisi onları bombalıyordu. Kadın, çoluk çocuk niye yollara düştü? Birileri üzerilerine ölüm yağdırıyordu. Kim ölüm yağdırıyordu? O hastaneleri kim vurdu? Birleşmiş Milletler (BM) açıklama yapıyor, 'Bu savaş suçu sayılır.' Peki kardeşim bu hastaneler, okullar nasıl vurulur? Kim vurdu bunu niye söylemiyorsun. Orada silahlı unsurlar mı vardı, bunu niye söylemiyorsun? Orada bir DAEŞ mi vardı? Azez'de, Telafer'de bir DAEŞ mensubu var mı? Peki oradaki o sivil masumlar üzerine o bombaları kim yağdırdı? O savaş suçunu kim işliyor, niçin kimse tepki göstermiyor? 'Türkiye niye top atışı yapıyormuş.' Türkiye teröristlere top atışı yapıyor. Rusya ise masum sivilleri, hastaneleri bombalıyor. Aynı gün ellinin üzerinde masum ölmüş, utanmadan BM'ye, Türkiye top atışı toplantısı yaptırıyorlar. İşte bu iki yüzlülüğe son vermek lazım. Terör örgütlerine silah gönderecekler, Türkiye'ye taziye mesajı gönderecekler. Bu iki yüzlülükle nereye varılır? Suriye sorunu nasıl çözülür?"

"DÜNYANIN ARTIK SES VERMESİ LAZIM"

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, herkesin DAEŞ'le mücadele ettiğini söylediğini dile getirerek, konuşmasında şunları aktardı:

"Bir örgüt icat ettiler ve paravan örgüt DAEŞ. Şimdi herkes onunla mücadele ettiğini söylüyor. Amerika, müttefikler, İran, Rusya, Suriye, PYD ve daha kim varsa hepsi bir araya geldi DAEŞ'i yenemiyor. Sınırları yeniden tanzim etmek için bu paravan bir örgüt. Herkes DAEŞ diyor, kimse DAEŞ'e bir şey yapmıyor. Rusya'nın bombaladığı yerlerde DAEŞ falan yok. Ilımlı muhalefet DAEŞ'i püskürtürüyor, Rusya gelip ılımlı muhalefeti püskürtüyor. Suriye'de katil bir rejim var, önce ona tepki göstermek lazım. Sorunun kaynağı bu ve bu sorunun kaynağı ile uğraşmazsan yani bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadele ediyorsun. Şimdi bir de işbirlikçileri var; o zalim rejim, eli kanlı rejim. Kim o? Rusya bir numaralı iş birlikçisi, PYD bir numaralı iş birlikçisi. Hepsi aynı kefeye girdiler."

Bütün bu zulümlere karşı dünyanın artık ses vermesi, "durun" demesi gerektiğini vurgulayan Akdoğan, göç dalgaları sonrası sınırda 8-9 kamp kurduklarını anlattı.

"YENİ BİR GÖÇ DALGASI HERKESİ VURUR"

Yeni bir sıkıntıda yüz binlerce insanın Türkiye'ye yöneleceğini ifade eden Akdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yeni bir göç dalgası olursa açıkça söylüyorum öncelikle Avrupa'yı vurur. 'Türkiye bunu tek başına göğüslesin' demesin, kimsenin Türkiye'ye akıl verecek hali yok. 4 yıldır Türkiye yalnız bırakıldı. 3 milyon insana biz kucağımızı açtık. Şimdi birileri konuşuyor, 'Sınırınızı açın, şöyle yapın, böyle yapın.' Bu kadar insana kucağımızı, gönlümüzü, sınırımızı açtık. Siz dediniz diye yapmadık. Hangi yardımı yaptınız? 4 yıldır Türkiye yalnız bırakıldı. 'Güney sınırları açın, Batı sınırlarını kapatın kimseyi geçirmeyin.' Açıkça söylüyorum; yeni bir göç dalgası herkesi vurur. 9-10 milyar dolar para harcandı. Gelen 455 milyon. Sınırın hemen karşı tarafında bu insanların tutunması için bir insani yardım koridorunun, insani yardım hattının kurulması, güvenli bölgenin oluşturulması lazım. Bu çok önemli ve diplomatik baskı gerekiyor. İş birlikçi Esed'e, Rusya'ya, PYD'ye birilerinin 'dur' demesi önemli. Bunların hepsi büyük önem taşıyor."

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Putin'in Stalin'e özendiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Stalin dönemini hatırlıyorsunuz. Yüz binlerce insan nasıl katledildi, sürgünlere gönderildi, trenlerle göç dalgaları oldu. Hem Kırım Tatarları hem kendi vatandaşları göç etti. Sürgünler, katliamlar... Şimdi Stalin'e özenen bir Putin var. Avrupa'da çok az sayıda Suriyeli var ve Avrupa'nın kimyası bozuldu. Toplumsal sorunlar yaşıyorlar, 'Biz istemeyiz' diyorlar. Türkiye'de her şehirde binlerce Suriyeli yaşıyor. Hiç bir sorun yaşandı mı? Yaşanmadı. Niye ensar, muhacir anlayışıyla bizim insanımız kucağını açtı. Akraba olarak gördü, gönlünü açtı. Türkiye'de sorun yaşanmadı. Bizim millet, büyük bir millet. Bu kardeşlerimizi kucakladık."

"DEVLET OLARAK ORTA VE UZUN VADELİ TEDBİRLER GELİŞTİRMEMİZ LAZIM"

Suriye meselesinin kısa sürede çözülemeyecek gibi göründüğünü aktaran Akdoğan, "Haftaya yeni görüşmeler var ve güya ateşkes ilan edilecek. Bombalar sivillerin üzerine yağarken, silahlar susmadan ne masa kurulabilir ne müzakere yapılır" dedi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, çabaların hep bir kandırmacaya dönüştüğünü dile getirerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Devlet olarak orta ve uzun vadeli tedbirler geliştirmemiz lazım. Bütün bu Suriyeliler için her alanda ne yapılması gerekiyor? Orta vadede iskan meselesi, eğitimden sağlığa kadar ne yapılması gerekiyor ve bizler yapılması gerekenlerle ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Bizim toplama kamplarımız var ama diğerleri gibi değil. Cezayir gibi değil. Gerçekten çok güzel kamplarımız var. Ben geçtiğimiz gün gittim, Öncüpınar'ı gezdim. Çocuklar yok. Üzerinize gelip saldırmalarını beklersiniz ve ben 'Çocuklar nerede?' diye sordum 'Okulda' dediler. 'Peki diğer insanlar nerede' diye sorunca, 'Kadınlar meslek öğrenme kurslarında, erkekler çalışmaya gitti' dediler. Devletimiz büyük bir devlet, iaşesini sağlıyor, barınmasını sağlıyor. Bu yetmez o insanların elini tutmak, çocukların başını okşamak gerekiyor, sevgi, şefkat etmek gerekiyor. Bunu da ihmal etmeyelim. Bu konuda ciddi bir seferberlik yapmak gerekiyor. Bu yardımların devamı da gelecek. Devlet sadece Bayırbucak Türkmenlerine değil, hepsine sahip çıkıyor. Mezhebine bakmadan nasıl zalime kimliğini sormuyorsak, hangi kökenden olursa olsun 'dur' diyorsak, ahlaki bir tavır koyuyorsak, mazluma da kimliğini sormuyoruz. Allah tırlarımızın yolunu açık etsin."

AA