Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İstanbul Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü ekipleri, önemli bir operasyona imza attı. Sultanbeyli’de 16-17 yaşlarındaki 3 çocuğun ailelerinin kayıp başvurusu üzerine, TEM geniş çaplı soruşturma başlattı. Kayıp çocukların terör örgütü DEAŞ üyeleriyle ilişkili oldukları belirlendi.

Yapılan araştırmada, DEAŞ’a lojistik destek veren, uluslararası para transferi yapan hücre tespit edildi. Terör polisi, geçtiğimiz eylül ayında örgütün hücresini çökertmek için Sultanbeyli’de birçok adrese eşzamanlı operasyon düzenledi.

KURTARILIP AİLELERİNE VERİLDİLER

DEAŞ’ın hücre evlerine yapılan ani baskınlarda, aranan 3 çocuğun da aralarında bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 7’si terör örgütü DEAŞ üyesi olmaktan tutuklanırken, 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ailelerinin aradığı 3 çocuk ise tutuksuz yargılanmak üzere ailelerine teslim edildi. Ele geçirilen dijital verilerin incelenmesi sonucu, örgütün bazı yurtdışı bağlantıları da tespit edildi.

Örgütün 3 kişilik eylem timinin yerinin belirlenmesiyle, geçtiğimiz hafta Sultanbeyli’de bir adrese daha baskın düzenlendi. Terör örgütü mensubu olduğu öne sürülen 3 erkek şüpheli, gözaltına alındı.

İstanbul’un birçok noktasında keşif yapıp fotoğraf çektikleri belirlenen DEAŞ üyelerinin, kalabalık yerlere ve güvenlik güçlerine yönelik eylem hazırlığında oldukları tespit edildi. İstanbul’da katliam planları yapan 3 zanlının sorgusunun sürdüğü öğrenildi.

NİHAT ULUDAĞ/GAZETE HABERTÜRK

Ankara Batı (Sincan) Başsavcıvekili Durdu Özer tarafından hazırlanarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen 78 sayfalık fezlekede, eski FETÖ’cü HSYK üyeleri Ahmet Kaya, Hüseyin Serter ve Teoman Gökçe’nin de aralarında bulunduğu 44 şüpheli yer aldı. Fezlekede, FETÖ’nün, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Rusya’yı çevreleme politikası kapsamında oluşturduğu bir proje olduğu belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:

ABD’NİN KEŞFETTİĞİ ARAÇ DİNDİR: Bu görüşe göre, Rusya’yı çevreleyen komşuları Rusya’nın değil ABD’nin kontrolünde olmalıdır. Rusya’nın zayıflatılması için yapılacak iş ise etnik ve din-mezhep yapısıyla oynayarak ülkeyi istikrarsızlaştırmaktır. Zira Rusya 60 farklı etnik grubun yaşadığı, 21 cumhuriyet 88 federal birimden oluşan idari yapısı karmaşık bir devlettir. 21 milyon Müslüman yaşamakta, Müslüman nüfus artarken Rus nüfus azalmaktadır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasıyla 15 devlet bağımsızlık kazanmıştır. Bunlardan Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve Azerbaycan’da önemli miktarda petrol ve doğalgaz rezervi bulunmaktadır. Bu ülkeler Batı için yeni bir pazar oluşturmaktadır. Ancak, denize çıkışları olmadığı ve ekonomileri bağımlı olduğundan Rusya’nın toparlanması ile tekrar Rusya güdümüne girmeleri kaçınılmazdır. Bu nedenle ABD, bu ülkeleri Rusya’dan uzaklaştırmak ve kontrolüne almak için bir politika geliştirmiştir. ABD’nin keşfettiği araç dindir.

FETÖ OKULLARI BİR PROJE: Rusya Hıristiyan, Türk cumhuriyetleri ise Müslüman alt kimliğe sahiptir. O halde komünist sistemde zayıflamış Müslüman kimlik canlandırılmalıdır. Bu plan çerçevesinde Rusya ve çevresindeki Türk cumhuriyetlerinin istikrarsızlaştırılması, kendi enerji kaynaklarını yatırıma dönüştürmelerinin engellenmesi ve aynı zamanda Rus enerji hatlarının geçişinin önlenmesi hedeflenmiştir. Bu plan çerçevesinde kendisini o yıllarda cemaat olarak kamufle eden örgüt, SSCB’den ayrılan Türk cumhuriyetlerinde küresel/emperyal üst aklın talimatıyla okullar açmaya başlamıştır.

EĞİTİMİ FIRSATA ÇEVİRDİLER: 1980 darbesi sonrası yönetime gelen hükümetlerin izlediği liberal politika, yapılan hukuki düzenlemeler ve sosyal değişim Gülen hareketinin (FETÖ) gelişmesine önemli katkıda bulunmuştur. Türkiye’deki eğitim sistemini de örgüt büyük bir fırsata dönüştürmüştür. Varoşlarda yaşayan insanlar acılarından çıkış yolunu aramış, bu sorunu fark eden örgüt, hareketini dershaneler ve eğitim temelinde dizayn etmiştir.

DEVŞİRME POLİTİKASI: Böylece Gülen’in söylemlerindeki ‘devletin kılcal damarlarına sızma’ talimatı hayata geçirilmiş, Osmanlının devşirme politikası tozlu raflardan indirilerek varoşlardaki öğrenci potansiyeli üzerinden günümüze uyarlanmıştır. Dolayısıyla örgüt kendince sorun olarak gördüğü sosyal sorunlarını bir rejim sorununa dönüştürmüştür. Rejim mücadelesi silah kullanılarak gerilla mücadelesi şeklinde yapılabileceği gibi sessizce devleti içten ele geçirme şeklinde de yapılabilir. FETÖ’nün seçtiği yol, sessizce devleti içten ele geçirmek olmuştur.

FEVZİ ÇAKIR/GAZETE HABERTÜRK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Pakistan ziyareti kapsamında Ulusal Meclis ve Senato ortak oturumunda konuştu.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;

"Sadece son bir asırdaki gelişmelere baktığımızda aramızdaki dostluğun derinliğini görebiliriz. Çanakkele Savaşı sırasında binlerce Pakistanlı kardeşimizin yardımımıza geldiğini hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız. Kurtuluş Savaşı'mızda gördüğümüz desteği hatırımızdan çıkarmadık, çıkarmayacağız. 1999 depreminde en büyük desteği ve yardımı Pakistanlı kardeşlerimizden gördüğümüzü de hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız."

"Bu dayanışma ve kardeşlik ruhunu inşallah birlikte tüm dünyaya yayacağız."

"Türkiye'deki 15 Temmuz terörist darbe girişiminin ardından Pakistan'ın devlet yönetimi, meclisi ve halkıyla bizim yanımızda yer alan ilk ülke olduğunu da özellikle belirtmek istiyorum. Meclisinizin ve senatonuzun ayrı ayrı kabul ettiği destek kararlarını memnuniyetle karşıladık. Size şükranlarımı özellikle ifade etmek istiyorum."

"Pakistan FETÖ'nün faili olduğu darbe girişimi karşısındaki duruşuyla, ikinci kurtuluş savaşında Türk milletinin yanında yer aldığını göstermiştir."

"FETÖ sadece Türkiye için değil, faaliyet gösterdiği tüm ülkeler için tehdit teşkil eden eli kanlı bir terör örgütüdür. Mısır'da bir gazetede öyle diyor, kainatın imamı ve 170 ülkede faaliyet gösteren bir kişi. Pensilvanya'dan dünyayı yönetiyor. Rahatlıkla Vatikan'la dinler arası diyalog kurabiliyor. İslam'la diğer dinler arasında bir diyalogu nasıl ortaya koyabiliriz bu mümkün mü? Ama bu zat bunu yapıyor. O bize şah damarından yakındır diyecek kadar kendisine bağlılar oluşturuyor. Bize şah damarından daha yakın olan sadece Allah'tır. Başka hiçbir güç yoktur. Bunlar ise bunu söyleyecek kadar şirk içindedir."

"İSLAM'A BUNLARIN VERDİĞİ ZARARI KİMSE VERMİYOR"

"Bu terör örgütünün kardeş Pakistan'a zarar vermeden en kısa sürede bertaraf edileceğine yürekten inanıyorum. Pakistan hükümetinin aldığı son kararları yerinde buluyor, FETÖ ile mücadelemize verdiği güçlü destek için teşekkür ediyorum. El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütleri sadece Müslümanlara zarar veren, İslam'a karşı yürütülen savaşın aracı olan yapılardır. DEAŞ'a karşı çok ciddi bir mücadele veriyoruz Türkiye olarak. Hem içeride, hem Suriye'de, hem Irak'ta. Bu örgütün İslam'la uzaktan yakından alakası yoktur. İslam'a bunların verdiği zararı kimse vermiyor. İslam'da bizim dinimizde günahsız herhangi bir insanın kalkıp da başını vurmaya, onları öldürmeye hakkı yoktur. Bunlar bunu yapıyor."

"Batı DEAŞ'ın yanındadır. Ellerindeki silahların Batı menşeili olduğunu tespit ettik, görüyoruz. Bunlar İslam dünyasına karşı yapılıyor. Bölünen neresi? Suriye, Irak, Libya, Afganistan. Hep bu ülkeler. Afganistan'la Pakistan vuruşturuluyor. Pakistan terörle mücadele ediyor, terörden kendisini kurtaramadı, Türkiye kurtaramadı. PKK, PYD, YPG ile mücadelemizi sürdürüyoruz. O silahlar hep batı ülkelerinden çıkıyor. Müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmamalıdır diye inanıyorum. Müslüman kanı dökmekten başka hiçbir mahareti olmayan bu katil sürülerini en kısa zamanda İslam aleminden ve tüm dünyadan söküp atmalıyız. Aksi takdirde ne Türkiye, ne Pakistan ne İslam dünyası ne de insanlık huzura kavuşacaktır."

"İslam'la terörü iç içe ifade edenler İslam dinine en büyük zararı verenlerdir. İslam bir tevhid ve vahdet dinidir. En büyük gayesi yeryüzünde iyiliği hakim kılmak, kötülüğü ortadan kaldırmak olan bu aziz dinin mensubu olmakla hepimiz iftihar ediyoruz."

"Biz doğruyu emretmek, kötüden men etmek için çıkarılmış bir ümmetiz. Bu ümmetin mensupları olarak bunun gereğini yerine getirmekle mükellefiz."

"İSLAM ÇATISI ALTINDA BÜTÜNLEŞMELİYİZ"

"Terör örgütleri Müslümanların arasındaki tefrikaları kaşıyarak kendilerine taban bulmaya çalışıyorlar. İslam toplumlarının arasında kol gezen mezhepçilikten etnik ayrımcılığa kadar tüm istismarları ortadan kaldırmalıyız. Bizim dinimizde mezhepçilik yok. Herhangi bir mezhebin mensubu olabilirsiniz ama onların üstünde İslam vardır."

"Bizi parçalıyorlar, parçaladılar. İslam çatısı altında bütünleşerek yarınlara yürümeye mecburuz. İslam dünyasını nefretin, bozgunculuğun, fitnenin hakim olduğu bir coğrafyaya dönüştürmeye çalışanlara karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Türkiye ve Pakistan hem konumları hem de kadim medeniyet miraslarıyla bu konuda öncülük edebilecek, dünyayı harekete geçirebilecek potansiyele sahip iki ülkedir."

"İLİŞKİLER SON YILLARDA CİDDİ BİR ATILIM YAŞIYOR"

"Ortak değerleri paylaşan kadim bağlara sahip bölgesel ve uluslararası konularda birbirlerini destekleyen ülkelerimiz arasındaki ilişkiler son yıllarda ciddi bir atılım yaşıyor. Dün akşam özellikle Sayın Cumhurbaşkanı'yla ikili görüşmemiz, bugün Sayın Başbakan'la dar kapsamlı ardından heyetlerarası görüşmelerle Türkiye-Pakistan arasındaki atacağımız ve atmakta olduğumuz adımları değerlendirme fırsatı bulduk. İnşallah yakında yapacağımız Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantımızla daha yoğun bir şekilde geleceğe yönelik adımları atmamız gerekiyor. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolara çıkarmaktır."

"Ticaret ve yatırım alanında da işbirliğimizi tahkim etmeliyiz. Türkiye-Pakistan araısndaki dayanışmanın güçlenerek devamı İslam dünyasına örnek teşkil edecektir. Konsey bünyesinde imzalanan 51 anlaşma ve belge hayata geçirilmek suretiyle çok ciddi mesafe kat edeceğiz."

"İnsanımıza istihdam sağlayacak yeni protokelleri hazırlayarak yeni ortaklıkları el birliğiyle hayata geçirmeliyiz. Hiçbir engelin bizim imkanlarımızı tam olarak kullanmaktan alıkoymasına izin vermemeliyiz."

"Yüksek öğretim kurulumuz ile Pakistan yüksek öğrenim kurulu arasında önümüzdeki ay imzalanacak her yıl 500 Pakistanlı öğrencinin ülkemizde doktora yapmasını öngören mutabakat zaptını da çok kıymetli buluyorum."

"Pakistan ve Afganistan'ın işbirliği geliştirmelerine önem veriyoruz. Yaklaşık 70 yıldır çözülemeyen Keşmir sorunu vicdanlarımızı yaralamaya devam ediyor. Keşmir'de son dönemde yaşanan gelişmeler, bu sorunun çözümünün ne derece önemli ve acil olduğunu bir kez daha göstermiştir. Gerilimin tırmanmasından derin endişe duyuyoruz. İİT dönem başkanı olarak bizler de şu anda genel sekreterlik seçimi yapıldığı bu dönemde arkadaşlarımız Keşmir sorununu dile getirmek suretiyle BM'ye ayrıca taşıyacağız. Bu meselenin hak ve hukuka uygun olarak çözülmesi için uluslararası toplum daha fazla çaba sarf etmelidir. Keşmir sorununun, doğrudan diyalog yoluyla çözüme kavuşmasını arzu ediyoruz. Türkiye bu hususta elinden gelen çabayı göstermeye hazırdır."

RESMİ TÖRENLE KARŞILANDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Navaz Şerif tarafından resmi törenle karşılandı.

AA'nin haberine göre başbakanlık binasında gerçekleşen resmi karşılama töreninde, iki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, tören kıtasını denetledi.

Daha sonra Erdoğan ve Şerif, heyetlerini birbirine tanıttı. Başbakanlık binasında Türk ve Pakistan bayrakları önünde tokalaşarak gazetecilere poz veren Erdoğan ve Şerif, daha sonra baş başa görüşmeye geçti.

Törende Başbakan Yardımcıları Veysi Kaynak ve Tuğrul Türkeş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Türkiyenin İslamabad Büyükelçisi Sadık Babür Girgin de hazır bulundu.

Erdoğan, Şerif'le düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;

"Tüm Pakistanlı kardeşlerime tüm milletim adına en kalbi selam ve sevgilerimi iletmek isterim. Pakistan'la ilişkilerimiz başbakanlığım döneminden bu yana yaklaşık 14 yıldır artan bir dayanışma içerisinde gelişmektedir. Başbakanlığım döneminde tesis ettiğimiz yüksek düzeyli stratejik konsey çalışamlarıyla 5 yıllık süre içerisinde yaklaşık 50 bin anlaşma ve belge addettik. İnşallah konseyin 5'inci toplantısına kısa bir zaman içerisinde Türkiye'de ev sahipliği yapacağız.

"Aramızda siyasi askeri ekonomik ticari kültürel birçok çalışmalar devam ediyor. Bütün bu çalışmaların yanında savunma alanında, sağlık, enerji alanında olsun kaydettiğimiz birçok gelişme var. Az önce değerli kardeşimin de ifade ettiği gibi 2017 yılına girmeden serbest ticaret anlaşmasını tamamlamayı hedefliyoruz."

"Keşmir konusunda son dönemdeki gelişmeleri ele aldık. Keşmirli kardeşlerimizin yaşadıkları sıkıntılar gözardı edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Kontrol hattındaki gerilimi ve can kayıplarını endişeyle izliyoruz. Keşmir sorununu Pakistan ve Hindistan arasında diyalog yoluyla, BM çözümleri takip edilerek, Keşmir halkının talepleri dikkate alınarak bir çözüme ulaştırılması gerekiyor. Biz de ülke olarak İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı olarak elimizden gelen desteği vermeye devam edeceğiz."

"Başbakanlığım döneminde Türkiye-Afganistan-Pakistan üçlü zirve süreci çok önemlidir. Zirvenin meyvelerini verdiğini, iki ülke arasında diyalog mekanizmalarının kurulduğunu görmekten memnuniyet duyuyorum. Pakistan-Afganistan işbirliği terör belasının çözümü konusunda olmazsa olmazdır."

"PAKİSTAN'IN BU DURUŞUNU ASLA UNUTMAYACAĞIZ"

"Türkiye ve Pakistan en zor zamanlarda hep birbirlerinin yanında olmuştur. Tıpkı istiklal harbimizde olduğu gibi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da milletimizin kara gün dostu olduğunu Pakistan çok net bir şekilde göstermiştir. Darbe teşebbüsünün hemen ardından gerek sayın Cumhurbaşkanı kardeşim gerek değerli değerli kardeşim Şerif hep birlikte bizleri aramak suretiyle hüzünlerini ifade etmişlerdir. Parlamentonun her iki kanadı da gerek ayrı gerekse oy birliğiyle aldığı destek kararları, ülkemize destek ziyaretleri bize güç vermiştir. Pakistan'ın bu duruşunu ve samimiyetini asla unutmayacağız."

"Bu darbe girişimnini arkasında FETÖ ve onun Pensilvanya'daki başının bulunduğu artık kesinlik kazanmıştır. Yıllardır hizmet, eğitim, diyalog gibi en masum kavramları kullanan bu yapının hedeflerine ulaşmak için kan dökmek dahil her türlü yola başvurabileceğini 15 Temmuz'da en acı biçimde gördük. Geçmiş itibariyle 40 yıla dayalı bir çalışmayla TSK başta olmak üzere polis teşkilatı, yargı teşkilatı, devletin tüm bakanlıklarına gayet sakin, bu masum kavramlar bahane edilerek sızma hareketini gerçekleştirmişlerdir. Bunun neticisinde de o gece bütün milletimizin vergileriyle almış olduğu F-16'lar başta olmak üzere helikopterlerle kendi sivil halkına bomba yağdırmış, TBMM'yi, Cumhurbaşkanlığı Külliyemizi bombalamış, Boğaz Köprüsü'nü bombalamak suretiyle her türlü ihaneti yapmışlardır. O gece 248 şehit verdik, 2193 gazi vererek ülkemiz millet olarak bağımsızlığına sahip çıktı. Milletimiz şahadete yürüdü ve demokrasisine sahip çıktı. Şimdi tüm dostlarımızı, tüm kardeş toplumları bu örgütün karanlık emelleri konusunda uyarıyoruz."

"FETÖ ARTIK PAKİSTAN'DA DA BARINAMAYACAKTIR"

"Ülkemizdeki FETÖ kalıntılarıyla kararlı bir mücadele içerisindeyiz. Bugünki Pakistan gazetelerinde bazı köşe yazarlarının masum ifadeleri pek de kabul edilebilir ifadeler değildir çünkü onlar bu süreci bizimle yaşamadılar. Pakistan milli eğitim bakanlığıyla müşterek çalışmalarımızla buradaki tüm öğrenciler en ideal şekilde yetiştirilecektir. Bu konuda Pakistan yönetiminin gösterdiği dayanışmaya çok çok teşekkür ediyorum. Bu şer şebekesinin, katiller sürüsünün adalet önünde hesap vermeleri ve hak ettikleri cezayı almaları konusunda gerekenleri yapıyoruz. Pakistan'ın da güvenliğine karşı tehdit oluşturan terör örgütünün bertaraf edilmesi konusunda Pakistan yönetimi en başından beri gerekli önlemleri almıştır. Şimdi ise örgütle bağlantılı şahısların 20 Kasım'a kadar ülkeyi terk etmelerini istemiştir. Gördüğümüz kadarıyla bu örgüt artık Pakistan'da da barınamayacaktır. Bu kararlı tavrından dolayı Pakistan hükümetine şahsım milletim adına teşekkür ediyorum. Bu tutumun tüm dost ve kardeş ülkelere örnek olmasını tememnni ediyorum."

"Terörle mücadelede Pakistan'la ortak yanlarımız var. Pakistan da Türkiye gibi teröre çok büyük bedeller ödemiş bir ülke. Hala da ödemeye devam ediyoruz. Şuanda biz FETÖ, PKK, PYD, YPG, DHKP-C, DAEŞ gibi terör örgütleriyle yoğun bir mücadele veriyoruz. Aynı şekilde terörle mücadelede Pakistan'ı da bizler yalnız bırakmayacağız. Terörle mücadelede uluslararası bir mutabakat olmadıktan sonra netice almak mümkün değildir. Türkiye ve Pakistan kenetlendikçe refah ve huzuru da yakalayacaktır."