Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Tezkerede gerçekler

        ABD ile tezkere pazarlığını yürüten Deniz Bölükbaşı’nın perde arkasındaki bazı gerçekleri açıklamasıyla 1 Mart Tezkeresi tekrar tüm gücüyle gündemimize girdi. Amerika ile ilişkilerimize etkisi nedeniyle belki de gündemimizden hiç çıkmamıştı ama Kuzey Irak’a operasyon gündemde olduğundan tezkerenin önemi şu günlerde daha da artmış durumda.

        Tezkere öncesi ABD heyeti ile yapılan görüşmelerden anlıyoruz ki; ABD’nin PKK gibi bir sorun tanımı başta hiç yokmuş. Türkiye’nin PKK terörüne bakışını da görmezden geliyorlarmış.

        Ancak müzakereler neticesinde ve Türk heyetinin konuşmaları bitirme tehdidi altında Amerikalılar sonunda bazı isteklerimizi kabul etmişler.

        Bölükbaşı, Irak’a 20 km kadar girmemize izin verileceğini, istediğimiz kadar ve nitelikte operasyonu yapabileceğimizi anlatıyor şimdi.

        Bölükbaşı artık MHP adayı olduğundan dediklerini hayli politize laflar olarak da algılayabilirsiniz.

        Çünkü sonuçta AKP ile hesaplaşmak amacını taşıyan bir partinin üyesi o. Ama yine de Bölükbaşı’nın söylediklerinin doğru olmadığı kuşkusu duymamız için bir neden yok.

        ‘O günlerde anlaşma yapılsaydı yani tezkere geçmiş olsaydı bugün terör olmazdı’ lafı yine de insanın içini yakıyor.

        Kaybedilen zamana ve kaçırılan fırsata acıyorsunuz ister istemez.

        O günlerde dinci basından bazılarının, biz tezkereyi savunan insanlara yönelik küfür ve tehditlerini de hatırlıyoruz tabii ki ister istemez.

        Çapı düşük bazı adamlar numaralarını saklayarak cep telefonumuzdan tehditler, küfürler savurmuşlardı. Seslerinden kendilerini tanıdığımı henüz bilmiyorlar. Bazıları bu arada AKP’den aday da oldular.

        Yakında haklarındaki gerçek düşüncelerimi olabildiğince net olarak göstereceğim onlara.

        Bunlar şahsi bazı hesaplaşmalar. Fazla önemli de değiller ama asıl önemli olan şehitlerimizdir. Ben ‘Türkiye acaba tezkereyi geçirmeyerek, şehitler olmasının engellenmesi şansını kaçırdı mı’ diye bakıyorum meseleye. Arayışım budur ve eğer durum öyleyse bunun suçlusu kimdir; bunu da görmemiz lazım.

        Deniz Bölükbaşı, müzakereleri yürüten diğer isim Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ile kendisine, TBMM’ye bilgi vermelerine, varılan anlaşmanın açıklamasını yapmalarına izin verilmediğini söyledi.

        Bürokratlar açıklama yapmaktan mahrum bırakılmışlarsa sorumlu olarak akla ilk olarak TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın ismi geliyor tabii ki...

        Malum, Arınç tezkereyi, ‘Müslüman kardeş ülkelere saldırıyı önleyici misyon’ şeklinde tanımlayıp tezkerenin geçmemesi için militanca mücadele etmiştir.

        Bu gerçekten yola çıkıp ‘acaba bürokratları da bu yüzden mi konuşturmadı’ diye sorabilirsiniz ve Bölükbaşı’nın açıklamalarında da böylesine bir suçlayıcı ton olduğunu görebilirsiniz.

        TBMM geleneklerinde ve kurallarında, görüşmelere çağrılan bürokratların alakalı oldukları konularda bilgi vermeleri gibi bir durum söz konusu değil. Olabilir, ama bu kadar önemli bir durum söz konusu olduğu, ülkenin geleceği ile alakalı bir gelişme yaşandığı zaman direkt olarak konuşma yapmasalar bile bürokratlardan doğru bilgi almanın mekanizması istenirse kurulabilirdi. TBMM Başkanı’nın böyle bir şeyi istemediği de biliniyor.

        Ancak sorumluyu tespit etme arayışı burada bitirilemez. Çünkü tezkereyi engelleyen ağırlıkla AKP ve içindeki Milli Görüş artıkları değil.

        Tezkereyi CHP engelledi. Deniz Baykal hâlâ daha bu çalışmalarının arkasında duruyor ve hatta bu işi başarmış oldukları için övünüyor bile...

        Sayın Baykal’a dün “Bölükbaşı’nın açıklamalarından sonra bile aynı görüşte misiniz” diye sordum. ‘Kesinlikle evet’ dedi CHP lideri.

        “Bürokratlar başkanlığında yapılan müzakereler sadece teknik bir görüşmedir ve varılan sonuçların kesinlikle bağlayıcı yanı yoktur. Sonuçta ABD’nin PKK konusundaki tavrındaki belirsizlik hâlâ daha sürmüştür.

        Ancak bunun da dışında bizi harekete geçiren başka gerçek var. Herkes tezkereyi PKK’ya odaklanmış şekilde yorumluyor. Ama tezkerenin başka bir yönü de, bizim topraklarımıza 65 bin Amerikan askerinin konuşlanmasını getirmesidir. Bu da ileride Türkiye’nin başına çok farklı işler açacaktı. Biz işte bunu engelledik ve bununla övünüyoruz” dedi.

        Durum böyle, ama ben bir soruyu daha sormak zorundaydım ve “Başbakan’ın tezkerenin geçmemesinin hata olduğu” yolundaki açıklamasını nasıl yorumladığını sordum Deniz Baykal’a. Buna ise çok daha sıcak politik bir cevap verdi: ‘O neyi ne zaman dediğini biliyor mu zaten. Bir onu söylüyor bir bunu.’

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ