Sessizliğin sesini anlatmıştım pazar günü yayımlanan yazımda...

Şöyle demiştim:

"Sessizlik ve ölüm!.. Aşk ve kaçış!.."

Sözcüklerin derin anlam taşıdığı Susanna Tamaro 'nun Can Yayınları 'ndan çıkan "Her Sözcük Bir Tohumdur" kitabından alıntılar yapmıştım...

Bir haziran sabahında öğrendim Ufuk Güldemir 'in ölümünü...

Günlerden pazardı...

Yazımı birkaç kez okudum hiç alışkanlığım olmamasına karşın!..

Kendi kendime sordum:

"Ufuk'un ölümü içime mi doğmuştu?"

Bu yazıyı İstanbul dışından yazıyorum...

Seçimler nedeniyle Anadolu'yu dolaşıyorum yine...

İçimde derin hüzün var...

Çok üzgünüm...

51 yıllık bir yaşam!..

1980 yılının başlarında tanıdım onu. Cumhuriyet 'in Ankara Bürosu 'nun afacan çocuğuydu. Gençti, inatçıydı.

Bir ay kadar önce Murat Ongun 'un haber saatinde canlı yayına katılmadan önce onu aradım telefonla...

Yanımda Murat vardı. Ufuk'a "Bil bakalım neredeyim?" dedim, bilemedi. Söyledim Habertürk 'te olduğumu.

Çok sevinmişti...

Amansız hastalığa yakalandığını öğrenince ilk geldiği yer Cumhuriyet 'ti.

Önce İlhan ( Selçuk ) Ağabey'e gelmiş, onunla sohbet etmişti. Ardından İbrahim Yıldız 'a uğradı, sonra da bana.

Sarılıp öpüştük...

****

Ufuk Güldemir'in Cumhuriyet gazetesine ve İlhan Selçuk'a karşı sevgisi hiç tükenmemişti...

Cumhuriyet'e atılan üç bomba onu çok üzmüş, hemen telefona sarılmıştı:

"Ağabey Habertürk olarak emrindeyiz!"

Bazı televizyon kanalları "Tehlikenin farkında mısınız?" tanıtım sunumlarını sakıncalı görüp yayımlamazken Ufuk, "Baskı yapıyorlar ama ben yayımlayacağım"diyen medya patronuydu.

Cumhuriyet 'e geldiği gün "pankreas kanseri" tanısı konulduğunu, iki gün sonra da eşi Gaya Güldemir 'le birlikte tedavi için ABD'ye uçtuğunu Taki Doğan 'dan öğrenmiştim...

Günlerden pazartesiydi ve Taki, Cumhuriyet için çekim yapıyordu. Üzgündü Taki Doğan. Birlikte oturup Ufuk'u konuşmuştuk uzun uzun.

ABD 'de kaldığı sürede elektronik postayla haberleştik. Bir gece telefonuma mesaj geldi:

"Hikmet Ağabey, yırttım. Sonuçlar çok iyi. Ufuk Güldemir..."

Türkiye'ye döndü 3 ay sonra...

Levent'teki evine İbrahim Yıldız ve Hüseyin Güler 'le birlikte gittik.

Öğleden sonraydı. Sarılıp öpüştük...

Cumhuriyet tutkusu sürüyordu...

Bir ara şöyle demişti:

"Habertürk ve Cumhuriyet... İkisi de ödün vermeden yayıncılık yapıyor..."

Sağlığı iyi görünüyordu o zaman Ufuk'un. Gelecekle ilgili planlar yapıyordu. Bir ara eşi Gaya'nın elini tutup öptü:

"Gaya benim her şeyim!"

Sessizlik ve ölüm...

51 yaşında bir insanın ölümü içimi acıtıyor...

İyi bir gazeteciydi o!..

İyi bir gazeteci kimseye yaranamaz!..

Ufuk da öyleydi!..

Sevenler de çoktu, sevmeyenler de...

İşte yazımın burasında soluğum kesildi. Bir hüzün yumağı sardı yüreğimi.

Kolay yazan biriyim ama bugün zorlanıyorum...

***

Pazar günkü yazıma dönüyorum yeniden.

"Sessizliğin sesi içimi doldurur!..

Sessizlik ve ölüm!.. Aşk ve kaçış!..

Sözcükler derin anlamlar taşır benim için...

Şairlerin dizeleri de!.."

Ufuk kaçıp gitti...

Giderken üç aşk bıraktı geriye: Gaya Güldemir, kızı Su Güldemir ve Habertürk ...

İnanıyorum ki onlar ilkeli yayımcılığı, laik, demokratik Cumhuriyet 'in tüm değerlerini dün olduğu gibi yarın da koruyup kollayacaklar Habertürk çalışanlarıyla birlikte...

Bir alın teri, bir emek!..

Basın emekçiliğinden televizyon patronluğuna giden bir yol...

Güle güle yaşam dolu Ufuk Güldemir ...

Güle güle !..

Duyuyor musun Frank Sinatra seni My Way şarkısıyla karşılıyor...