"Herkes anayasal sınırlarını bilecek"
Dubai'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, Evren'in yargılanmasıyla ilgili "Herkesin kendi alanını, anayasal sınırlarını bilmesi gerekiyor. Hiç kimse kendisine defakto birtakım güçler çıkarmayacak. Bunlar bir daha yapılmaması için önemli" dedi
MUHARREM SARIKAYA / GAZETE HABERTÜRK
DUBAİ
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, selefleriyle ilgili sorulardan uzak durur, geçmişte yaşanıp bitenler üzerinde fazla konuşmak istemezdi. Bir de başbakanlık döneminde yaşadıklarını öne çıkarmazdı. Her ikisi konusunda ilk kez bu kadar açık konuştu. Dubai’de kaldığımız Madinat Jumeirah Al Qasr Oteli’ndeki sohbetimizde sorularımızı yanıtlarken ilginç mesajlar verdi:
- Evren ve Şahinkaya’nın yargılanmasını nasıl görüyorsunuz?
Yargılama süreciyle ilgili ne diyebilirim; hukuki süreç. Bunların önemi şu: Esas önemi caydırıcılık anlamında... Türkiye’nin artık nasıl bir ülke haline geldiğini gösterir. Herkesin kendi alanını, anayasal sınırlarını bilmesi gerekiyor. Dönemler geliyor geçiyor. Bugün Türkiye’yi yönetenler için de, hepimiz için de geçerli olan bir şey. Herkes anayasal sınırlarını bilecek. Hiç kimse kendisine defakto bir takım güçler çıkarmayacak. Zaman zaman böyle yanlışlıklar yapıldı doğrusu. Zannedildi ki o dönemler değişmeyecek. Bunlar bir daha yanlışların yapılmaması için önemli.
- Ev ren ile Çankaya Köşkü’nde bir fotoğrafınız gündeme getiriliyor...
Ne derseniz deyin; eski bir cumhurbaşkanı değil mi? Türkiye’yi o kadar süre temsil etmiş, şu anda da cumhurbaşkanlığı olarak, eski cumhurbaşkanı olarak ihtiyaçları karşılanır. Dolayısıyla eski cumhurbaşkanı olarak ziyaret etmek isteyince...
- Yüce Divan’da yargılanması gerekir mi?
Yasalar neyse o...
MÜTEKABİLİYET ÇIKARDADIR
(Yabancıya mülk satışı) Mütekabiliyet diye bir şey var. Bunu çok yanlış yorumluyor, yanlış uyguluyoruz, değişmesi lazım. BAE, Katar, Bahreyn, denizi doldurup para kazanıyor. Sen diyorsun ki, ‘Benim mütekabiliyetim’ değil. Benim çıkarım var mı yok mu? Mütekabiliyet çıkarda olması lazım. Çıkarın eğer yoksa mütekabiliyeti olan ülkeye bile vermemen lazım. Asya’da bazı ülkeler var, mütekabiliyeti vermiyorlar; Çin gelir diye korkuyorlar. Bu anlaşılabilir. İngiltere bir ada ülkesi olmasına rağmen, gidiyorsun sen oradan alıyorsun. Buna kurallar, ilkeler getirilebilir. Bakanlar Kurulu’na yetki verilir; bu çıkarı gözeterek hangi ülkeye ayrıcalık veya mütekabiliyet aramayacağı tespit edilebilir. İstanbul’da daireyi alıp taşımayacak. Durduğu sürece su, elektrik, apartman aidatını sana ödeyecek.
ZİRVENİN GÜNDEMİ
(Bugün toplanacak yargı zirvesi) Her sene yapıyorum. Geçen sene yapamadık. Cumhurbaşkanı’nın görevi; devlet organları arasındaki ahengi korumak değil mi? Konu diye bir şey yok.
SORUN DEYİNCE
Sorun deyince sadece politik sorunlar akla geliyor. Vatandaşın dosyası yıllarca mahkemede bekliyorsa bu memleketin sorunu değil mi? İlle de siyasi bir demeç, politik bir konu mu olacak? Yargıtay’ın çalıştığı yere bakın. Arabalarla dosya taşımıyorlar mı? Bu sorun değil mi? Bir vatandaşın mahkemeye ulaşan bir davası eğer yıllar alıyorsa, miras davaları yıllarca sürüyorsa sorun değil mi?
CEZAYA DÖNÜŞMEMELİ
- Milletvekillerinin tutukluluğu, yasama ve yargı arasında sorun mu?
Muhakkak ki bu çözüm bekleyen bir problem. Bunun halli şüphesiz ki önemli. (Tutukluluğun) cezaya dönüştürülmemesi, süratlendirilmesi gerektiğini hep söyledim. Hükümetin hazırladığı bir paket var; yargılama sürecinin hızlandırılmasıyla ilgili.
TÜRKİYE’Yİ YÜCELTİR
- Anter Anter’e vatandaşlık...
Burada doğmuş bir insan, tabii ki buranın vatandaşı. Ara dönemler, olağanüstü dönemler bittiği için herkesin dönüp kendi vatandaşlığını kazanması, memleketinde tekrar kendi evini kullanması Türkiye’yi yüceltir.
AÇILIM KESİLMEDİ
Hiç bir şeyin kesildiği kanaatinde değilim. Herkes biliyor ki bunlar farklı anlayışla hallediliyor. Karşına silahla çıkana, daha güçlü silahın olduğunu, silahla devletin hizaya gelmeyeceğini göstermek ayrı bir konu. Ama bunların Türkiye’nin gündeminden çıkması şüphesiz ki hukuk ve demokratik standartların genişletilmesiyle olur. Bu kapı hiçbir zaman kapanmamıştır.
ARAP ÜLKELERİNDE Kİ FARKLI
(PKK’nın Kürt sorununu Arap Baharı’na çevirme gayreti) Doğrusu ben bunu, Kürt meselesini, terör meselesini o çerçevede görmem. Arap ülkelerinde gördüğünüz şey farklı. Şüphesiz ki istenen bu konuların, bizim kendi irademizle ve demokratik standartların yükseltilmesiyle herkesin şikâyet ettiği mevzuların ortadan yok olmasıdır. Kendi inisiyatifimiz ve kendi dinamizmimiz ve liderliğimizle çözülmesi gerekir. Yapılan budur. Ama bundan rahatsız olanlar oldu. O bakımdan terör zaman zaman arttı. “Dize getirerek taviz alıyoruz” gibi bir zaafa kapılanlar oldu. Halbuki kendi vatandaşlarımızın hak ve hukukunu en gelişmiş ülkelerdeki gibi sonuna kadar kullanması bizi sadece onurlandırır.
TERÖRLE HAK HUKUK OLMAZ
Terör bu işlere mâni oluyor. “Terörle biz hak ve hukuk kazanıyoruz” anlayışında olanlar aslında en büyük zararı verdiler. Eğer bu işin terör boyutu olmasaydı, çok daha özgüven içerisinde standartlar yükseltilebilirdi. Şimdi yok çok şükür... Ama terörün şehirlerin içerisine taşındığı, tamamen sivil insanların hedef alındığı dönemde terörle mücadeleden başka bir şey olmuyor.
KCK OPERASYONLARI
Memleket açık bir memleket. Bunlar memleketin gücüdür. Yapılan şeylerin eleştirilebilmesi, tenkit edilmesi... Ya bir de eleştirilemese, karşı çıkılamasa... Memleketin öncelikleri değişiyor açıkçası.
TÜRKİYE KRİZ YAŞASA KİMSE KOŞMAZ
Yunanistan bu krizi yaşarken herkes koşar ama Türkiye yaşasa hiç kimse koşmaz. 2001 krizinden çıkmış bir ülkenin seçimlerden sonra hükümetini kuran ilk bütçesini; savaş döneminde savaşa girmeyen bir ülkenin bütçesini yapan bir insanım. Bilirim ben o zaman neler çekildiğini. Bir kuruş, bir Euro, bir dolar gelmediğini...
DOLAYLI TALEPLER
Onun için ne dolaylı taleplerin olduğunu bilirim ben. Ne Avrupa, ne Amerika, ne de IMF’den gelirdi; ne de Dünya Bankası’ndan gelmiştir. Ne AB’nin savaşa karşı olan Fransa’sından gelmiştir, ne Almanya’sından. Türkiye kendi tedbirlerini alarak, kendi programını kurarak o krizden çıkmıştır. Onun için her şeyin kıymetini bilmek lazım. Şimdi bizim açığımızı kapatma dönemidir.
ÜÇ SENE ÖNCEYİ UNUTMAYIN
Düşünün ki 1970’li, 1990’lı yıllardaki gibi bir dönem yaşıyor olsaydık ne olurdu?.. 2000’li yıllarda o olsun diye çok uğraşanlar oldu. Türkiye’de 3 sene önceyi unutmayın. Herhangi bir değerlendirme yapmadan sadece tespit olarak söylüyorum. Sadece bir oyla Anayasa Mahkemesi’nde hükümetin düşmesi, tüm siyasetin altüst olması... Bütün bunlar ve ondan sonra da bakarsanız, Türkiye’de siyasi istikrar mı kalır, ekonomik büyüme, yabancı sermaye mi kalırdı?