Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Medyada ibre Kılıçdaroğlu’dan yana

        Pazartesi günü CHP’de genel başkan adaylığını açıklamasının ardından, bugün farklı gazetelerde köşe yazarlarının önemli bir bölümünün Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyen yazıları yayımlandı. Sayıları az olsa da ona mesafeli yaklaşanlar da vardı. İşte bu yazılardan bazıları...

        DESTEKLEYENLER

        FATİH ALTAYLI - HABERTÜRK

        Uzay MYK’sı ve Kılıçdaroğlu

        Kılıçdaroğlu en sonunda çıktı ve “Adayım” dedi.

        Doğrusunu yaptı.

        Hafta sonunda çıkmamasını eleştirmiş ve “Yanılmışım” demiştim.

        Bazıları “Senin yazı etkili oldu çıkmasında” diyorlar.

        O da etkili olmuştur belki ama asıl olarak Başbakan Erdoğan’ın Deniz Baykal’a yönelik “Biz Anayasa’yı değiştirirken...” diye başlayan eleştirisi etkili olmuş.

        CHP’liler onu da hatırlatıyorlar.

        Tabii bu arada,

        “Kılıçdaroğlu’nda lider özellikleri yok. Bürokrat tarzı bir adam” diyenler de var.

        Komik.

        Özal da bürokrattı, DPT’de. Demirel de Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde bürokrat değil miydi? Sonra DSİ’nin başına geçmişti. Recai Kutan da öyleydi. Hatta

        Ecevit bile. Ha üsluptan söz ediyorsanız onda haklısınız.

        Kılıçdaroğlu bağırıp çağıran, vurup kıran, asan kesen “lider” tipi değil. Ben de sorarım, “Şart midur?” diye.

        Kim bilir belki de seçilirse başka bir üslup getirir siyasete.

        Lider dediğin ille de vurup kırmalı mı? Siz biraz sükûnet aramıyor musunuz bu memlekette.

        57 milletvekili ve Önder Sav da hemen desteklerini açıkladılar.

        Bence iyi de yaptılar.

        MYK ise utanıp sıkılmadan “Baykal” demiş.

        Hangi dünyada yaşadıklarını çok merak ediyorum bunların.

        Yeni CHP’de kendilerine yer olmadığını gördüklerindendir. Çünkü hiçbir şey görmezler ama bunu görürler.

        Burada görev artık Baykal’a düşüyor. Çıkıp adam gibi, “Kardeşim, ben yokum dedim. Laf anlamıyor musunuz? Yoookuuuum” diye kestirip atmalı. Tabii gerçek fikri buysa.

        Yok geri gelme gibi bir niyeti varsa biz tutmuş olmayalım

        MUHARREM SARIKAYA - HABERTÜRK

        CHP’de 38 yıl sonra yeniden

        CHP tam 38 yıl önce yine mayıs günü benzer sürece tanıklık etti.

        Hem de aynı söylemlerle; lidere vefa, sadakat, ihanet...

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün adaylığını açıklaması sonrası söylenenlerle örtüşen söylemler hâkimdi.

        O gün Nihat Erim hükümetine destek sorun olmuştu; bugün ise Deniz Baykal’ın kaseti...

        Bir de İnönü’nün istifası söz konusu değildi.

        Ecevit, “milli şef”, “büyük lider” İsmet İnönü’ye karşı aday çıkınca, CHP yönetiminden dünküne benzer üslupla, “vefasızlık, sadakatsizlik, lidere ihanet”

        suçlamaları yükseldi.

        Meydan okumalarla kurultaya gidilirken parti iki parçaya ayrıldı.

        Ecevit’in kurultay konuşması da bunu açıkça ortaya koydu:

        “Aslında sorun, CHP’yi eski yörüngesine veya yeni yörüngesine oturtma sorununun da ötesindedir. Hatta sorun ‘ya ben, ya Bülent’ sorununun da ötesindedir. Tekrar söylüyorum, asıl öncelikle ölçülmesi gereken şudur: CHP’de buyruk mu işleyecek, hukuk mu işleyecektir? Buna karar vereceğiz... Daha açık söylüyorum, vereceğiniz karar şudur; demokratik bir partinin kanunlara saygılı özgür üyeleri mi olacağız, kapıkulları mı olacağız, karar sizindir.”

        Delege Ecevit’i seçti.

        Kurultay sonrası Ecevit, saygıda en küçük kusurda bulunmasa da İnönü’de hep bir burukluk kaldı.

        BAYKAL’IN SESİ

        Şimdi çıkıp, “Baykal İnönü değil; daha adaylığını açıklamadı ki” denilebilir.

        Ancak dün “geri dön” çağrısında bulunan MYK üyelerinin, kendisini bir gün olsun şüpheye düşürmemiş, onun sözünden çıkmamış ve söylemlerini aynen tekrarlamış Baykal’a gönülden bağlı olanlardan oluştuğu da unutulmamalı.

        Dolayısıyla bundan sonra yaşanacakları görmek için dünkü gelişmelere bakmak yeterli.

        Partinin en etkin ismi Önder Sav da büyük cesaret gösterip, “Baykal aday olsa bile Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğim” dedi.

        Milletvekillerinin ağırlıklı bölümü, Kılıçdaroğlu’nun yanında yer aldı.

        İl başkanlarının bugünkü toplantısından çıkacak sonucun benzer olması da kaçınılmaz.

        ERDOĞAN TETİKLEDİ

        CHP’de ister 6 Mayıs 1972 Ecevit’in; ister aynen bugünkü gibi yine 23 Mayıs gününe denk düşen 1999’da Altan Öymen’in seçildiği kurultaya benzetilsin, yeni bir sürecin kapısı aralandı.

        Bu kapıyı aralayan da Başbakan Tayyip Erdoğan oldu.

        Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu, cumartesi saat 17.30’da bu satırların yazarının da tanıklık ettiği konuşmasında, “Aday değilim, adaylık başvurusu da yapmayacağım” dedi.

        Erdoğan ise pazar günü,

        “Biz Anayasa yaparken, Başkan neler yapıyormuş” diyerek Baykal’a bindirip CHP’lileri etrafında daha da kilitlemeyi hedefledi; ancak tam tersi oldu.

        Erdoğan’ın, CHP’lilerin Kılıçdaroğlu’nu cesaretlendirip aday olmasını sağladı.

        Baykal, kurultayda Kılıçdaroğlu’nun karşısına İnönü’nün yaptığı gibi çıkar mı?

        Veya süreci iyi yönetip partinin onursal genel başkanı olarak kalıp, tartışmasız, kavgasız bir kongrenin yolunu mu açar?

        Birincisi bölünmeyi; ikincisi ise İnönü-Ecevit kongresinde yaşandığı gibi parti bütünlüğünde sade bir ayrışmayı, yenilenmeyi, CHP’nin yeni bir açılım sürecine girmesini getirir.

        Bakalım Baykal hangisini tercih edecek...

        MEHMET TEZKAN – MİLLİYET

        Gandi Kemal lider oldu…

        Kemal Kılıçdaroğlu adaylığını açıkladı.. Koskoca CHP’yi ‘lider adayı bile çıkaramayan parti’ konumundan kurtardı.

        Seçilir mi?

        Bilemem.. Kılıçdaroğlu 250 delegenin imzasını alıp resmen aday olsa da, yeterli imzayı bulamayıp aday bile olamasa da..

        Seçilip genel başkanlık koltuğuna otursa da, yenilip düz vekilliğine devam etse de gerçek değişmeyecektir..

        Halkın ‘Gandi Kemal’ ismini yakıştırdığı Kılıçdaroğlu lider olmuştur..

        Lider olma gücü, cesareti, kararlılığı olduğunu göstermiştir..

        Meselenin özeti budur..

        * * *

        Aslında adaylığını ‘pat’ diye açıklaması bir yerde iyi oldu.. Kılıçdaroğlu, Baykal ile görüşerek, izin alarak, icazet alarak adaylığını açıklasaydı üzerindeki şaibe bulutu uzun süre dağılmayacaktı..

        Kimi emanetçi diyecekti.. Kimi merkezden kurgulu..

        Şimdi kimse ağzını açamaz..

        * * *

        Diyorlar ki ayıp oldu, vefasızlık oldu, saygısızlık oldu, bölücülük oldu..

        Hiç de değil.. Genel başkan adayı olmanın nesi ayıptır anlamadım.. Hele hele sosyal demokrat bir partide..

        İddia sahibi olanın görevidir.

        * * *

        İngiltere’ye bakın.. Seçimi kaybeden İşçi Partisi lideri Gordon Brown, İskoçya’ya evine döndü. Herkesin veliaht olarak kabul ettiği eski Dışişleri Bakanı David Miliband aday oldu. Kesin seçilir diye bakılırken karşısına rakip olarak kim çıktı?

        Kardeşi.

        Eski İklim Bakanı Ed Miliband da aday olduğunu açıkladı..

        Kimse ayıp oldu demedi.

        İnsan abisine bunu yapar mı diye sormadı.

        Aile içi bölünmeden söz etmedi.

        Bölücü, hain, kalleş filan diye yaftalamadı.

        Tam tersi.. İkisi de İşçi Partisi’ni iktidara taşımaya talip oldukları için alkışlandı.

        Kılıçdaroğlu’na bu gözle bakın..

        MELİH AŞIK - MİLLİYET

        Dip dalgası vurdu!

        Belki biraz güç ve geç oldu ama sonunda beklenen oldu; Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığa adaylığını resmen açıkladı. Açıklamanın hemen ardından da 60’a yakın milletvekilinin Kılıçdaroğlu’na destek açıklaması geldi. En büyük sürpriz Önder Sav’ın Kılıçdaroğlu tarafına geçmesi oldu....

        Deniz Baykal yanlısı ekibin eski lidere dön çağrısı yapması ve Kılıçdaroğlu’na kılıç çekmesi galiba nafile bir çaba idi...

        Baykal kalleşçe bir tuzağa kurban gitti. Bu tamam. Bilgi ve kültür birikimi en yüksek liderdir. Cumhuriyet ilkelerini başarıyla savunur. Bu da tamam. Kıbrıs, AB, Kürt meselesi, açılımlar gibi konularda dört dörtlük tespitler yapmıştır. Sanırız ayağının kaydırılmasında en büyük etken de sağlam duruşu olmuştur.

        Hepsi tamam... Ne var ki bir kez yaralanmıştır. Aldığı yarada kendi sorumluluğu da vardır. Bu yara ile artık liderlik işlevini yerine getiremez...

        Kaldı ki iktidara gelmek istemediği yönünde eski ve yaygın bir inanç vardı.

        Yeni bir lider ihtiyacı da kuvvetle hissedilmekteydi

        Baykal’ın çekilmesi, Kılıçdaroğlu’na şans vermesi gerekiyor artık...

        Ne kadar çabuk çekilirse o kadar saygınlık kazanır.

        CHP’yi yeni bir yapılanma, yeni bir dönem bekliyor. Bir dostumuza soruyoruz:

        - Kılıçdaroğlu’nun CHP’si nasıl bir CHP olacak sizce?

        - Deniz Bey karizmatik liderdi. Sözünün üstüne söz söylenmezdi. Kemal Bey’le birlikte CHP’de “karizmatik lider” dönemi sona erecektir. Genel Başkan, “eşitler içinde birinci” olacaktır. Parti, ortak akıl tarafından yönetilecektir. Örgütün de, CHP’ye oy ve gönül verenlerin isteği de zaten bu.

        HASAN CEMAL - MİLLİYET

        Baykal, Kılıçdaroğlu’nun önünü kesebilir, kendi sonunu biraz geciktirebilir, o kadar!

        Deniz Baykal 1960’ların sonundan beri aktif politikanın içinde. 1990’ların başında genel başkanlık koltuğuna oturdu CHP’de.

        1995 seçimlerini kaybetti.

        Yüzde 10 barajını kıl payı geçebildi.

        1999 seçimlerini kaybetti.

        Yüzde 10 barajına takıldı ve CHP tarihinde ilk kez parlamento dışında kaldı.

        2002 seçimlerini kaybetti.

        Bu seçimlere gidilirken Baykal’ın CHP’si yine yüzde 10 barajının etrafında dolaşıyordu. Son anda yapılan Kemal Derviş aşısıyla yüzde 20’ye yaklaştı.

        2007 seçimlerini kaybetti.

        Oylarını birkaç puan artırabildi.

        Kaç seçim kaybetmiş Baykal?

        1995, 1999, 2002, 2007... 12 yılda üstüste kaybedilen dört milletvekili seçimi... Bunca yılı muhalefette geçir, sosyal demokrat olduğunu iddia et ve dört seçim birden kaybet...

        Ama koltuğunu kaybetme!

        İstifayı aklına getirme...

        Baykal’ın siyasal sicili böylesine dökülürken, buna bir de kaset olayı eklendi.

        Böylesine bir siyasal sicile sahip 73 yaşındaki bir liderle yola devam etmek, yalnız CHP için değil herhangi bir parti için de intihar anlamı taşır.

        Baykal, bir hayli gecikmeli de olsa, en sonunda bu gerçeği gördüğü için mi istifa etti? Yoksa geri dönüş için malum taktiksel oyunlar mı?

        Galiba ikincisi.

        Şu rahatça söylenebilir:

        CHP’nin kendi iç kamuoyunda, kendi seçmen tabanında, hatta Baykal’ın yakın çevresinde bile, artık Baykal’la CHP’nin yollarını ayırması gerektiği görüşü bir süredir yaygınlaşmış durumda.

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün Genel Başkanlığa adaylığını koymuş olması da bu yalın gerçeğin ürünüdür.

        Kılıçdaroğlu’nun adaylığı Baykal’a rağmen mi? Öyle gözüküyor. CHP Merkez Yürütme Kurulu’nun dün öğleden sonra yaptığı “Baykal, geri dön!” çağrısı buna işaret ediyor.

        Baykal hafta sonu yapılacak kurultayda Kılıçdaroğlu’nun önünü kesebilir. Ancak bu çaba, Baykal’ın sonunu bir süre daha geciktirebilir, o kadar.

        Kısacası:

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünü kurultayda kesebilirsiniz ama kamuoyu ne olacak, seçmen tabanında ne olacak?

        Baykal ve yandaşları kendilerini kurtarmak isterken, partiyi bölmeye ve seçmen tabanında daha da küçülmeye davetiye çıkardıklarını anlamıyorlar mı?

        Öyle gözüküyor ki, CHP yine aslına dönüyor ve suların kolay durulmayacağı fırtınalı denizlere doğru yol alıyor.

        MEHMET BARLAS – SABAH

        Artık Erdoğan değil Baykal'ın rakibi Kılıçdaroğlu’dur

        Siyasetin insafsız gerçeği bu kez de Deniz Baykal'ı çarptı. En azından Kurultay gününe kadar Baykal'ın siyasi rakibi artık Tayyip Erdoğan değildir.

        Eğer Kemal Kılıçdaroğlu kazanır ve CHP Genel Başkanı olursa, Baykal siyasetten resen emekli edilecektir.

        Kılıçdaroğlu'nun adaylığını Baykal desteklese de bu böyle olacaktır.

        Başka bir deyişle Baykal'ın "Eski Genel Başkan" kimliği kalıcı olacaktır.

        Tabii bütün bu durumların kesinliğe kavuşması için önce bugün CHP İl Başkanları toplantısından çıkacak sonucu, sonra da 22 Mayıs'taki Kurultay günü delegelerin ne diyeceklerini beklememiz gerekiyor. "Ayıplı kaset" olayı patlatıldıktan sonra Baykal istifa etmek yerine "Benim özel yaşamım sadece beni ve ailemi ilgilendirir" deseydi...

        Gülen cemaatine göz kırparken kasetin sorumluluğunu iktidara yüklemek gibi anlaşılması zor bir yaklaşım sergilemeseydi...

        Hem istifa edip hem de "Nasıl olsa döneceğim" izlenimli bir görünüm vermeseydi...

        Bütün bunlar olmasaydı Kemal Kılıçdaroğlu da herhalde Baykal'a karşı bayrak açamazdı...

        Ne değişti ki?

        "Seçmeni ve örgütüyle partimizin ve medyanın gösterdiği büyük destekten güç alarak" diyerek Genel Başkan adaylığını açıklayamazdı Kılıçdaroğlu.

        Düşünün ki Deniz Baykal'ın istifasını açıklamasından bu yana geçen bir hafta içinde Kılıçdaroğlu iki kez aday olmayacağını söylemişti.

        "Bugün düne göre ne değişti ki Kılıçdaroğlu bu kez adaylığını açıkladı" sorusunun cevabı, herhalde Deniz Baykal'ın izlediği yoldaki hatalardan çıkartılabilir.

        "Kamuoyu CHP'de gençleşme istiyor... Kılıçdaroğlu da bunu sonunda anladı" diyerek olayı anlamaya çalışırsak, yanılabiliriz.

        Neticede Kılıçdaroğlu da 62 yaşındaki bir siyasetçi.

        Hüsamettin Cindoruk'tan da, Deniz Baykal'dan da genç olabilir.

        Ama unutmayalım ki Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu'ndan altı yaş daha genç.

        Veya Bülent Ecevit "Ortanın Solu" projesi ile CHP'ye Genel Başkan olup İsmet İnönü'yü 1972'de devirdiği zaman 47 Yaşındaydı.

        Yani olayın özü "Gençleşme" değil.

        Bu açıdan Kılıçdaroğlu "Değişimi simgeliyor mu" sorusuna cevap aramak gerekebilir.

        Değişim mümkün mü?

        Örneğin çeşitli "Açılımlar"a karşı, Kılıçdaroğlu'nun lideri olacağı bir CHP'nin tutumu farklı olabilir.

        Her konuya "Hayır" diyerek karşı çıkmak yerine bu açılımlardan bazıları AK Parti'nin elinden alınıp, "Bunları ancak CHP gerçekleştirebilir" denilebilir.

        Kıbrıs'ta çözüm için ve AB'ye tam üyelik için atılması gereken ama AK Parti iktidarının yeniçeri adımı ile bir ileri iki geri üzerlerinde yürüdüğü konulara, CHP cesaretli çözümlerle sahip çıkabilir.

        Ama bütün bunlar yapılırsa, bu defa da kökten CHP'liler "Eyvah, partimiz liberalleşiyor mu" diye kazan kaldırmazlar mı?

        Tabii en önemlisi de ya Deniz Baykal "Örgüt beni istiyor" diyerek Kurultay'da Kılıçdaroğlu'nun karşısına aday olarak çıkarsa meselesi var...

        Yani Baykal bir "Kaset komplosu" ile siyaseten kolayca yok edilebilecek bir figür müdür?

        Veya Baykal'ın kankası Önder Sav bile böyle mi düşünmektedir?

        Ya da Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'deki konumu, Deniz Baykal'ın CHP'deki konumundan daha mı sağlamdır?

        AHMET HAKAN - HÜRRİYET

        Olay bitmiştir

        ARTIK CHP’de Kılıçdaroğlu dönemi resmen başlamıştır.

        İsterse Önder Sav, Kılıçdaroğlu’nu desteklemesin.

        İsterse MYK ikiye değil, 18’e bölünsün...

        İsterse MYK’da herkes birbirini CIA ajanlığıyla suçlasın.

        İsterse MYK, Önder Sav’ı istifaya çağırsın.

        İsterse MYK, Baykal’a “Geri dön” desin.

        Hiç ama hiç fark etmez.

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklamasıyla birlikte bunların hepsi ya “eski hikaye” olarak kalacaktır, ya da “son çırpınışlar”.

        * * *

        Bunun iki nedeni var:

        BİR: O kasedin ortaya çıktığı anda Deniz Baykal’ın siyasi hayatı sona ermiştir... Mahreme alçakça saldıranlar, hedefe tam isabet kaydetmişlerdir. Bu nedenle Baykal, artık bir seçenek değildir.

        İKİ: Kemal Kılıçdaroğlu bir rüzgar estirmektedir. Bu rüzgarın karşısına adam gibi bir seçenek çıkaramayıp “Baykal dönsün” demek tıkanmışlığın itirafından başka bir anlama gelmez. Rüzgara karşı MYK bile duramaz...

        MEHMET Y. YILMAZ

        Baykal’ın dönüş yolu tıkandı

        KEMAL Kılıçdaroğlu’nun bugün yapılacak il başkanları toplantısını beklemeden CHP Genel Başkanlığı’na aday olduğunu açıklaması, Deniz Baykal’ın geri dönüş planını bozacağa benziyor.

        Deniz Baykal, istifasından sonra izlediği politika ile “geri dönüş isteğini” açıkça ortaya koymuştu. Nitekim tamamen kendi kontrolündeki Parti Meclisi dün Baykal’a “geri dön” çağrısını da yaptı.

        Aralarında benim de bulunduğum yorumcular gibi düşünüyordu: “Ben dönmeyeceğimi kesinlikle açıklayana kadar kimse aday olmaya cesaret edemez ve Kurultay’da partinin büyük isteğini kıramayarak yeniden Genel Başkan olurum.”

        Hesabı Kılıçdaroğlu’nun adaylık açıklaması ile bozulmuş bulunuyor.

        Artık adaysız bir Kurultay’da, herkesin oyunu alarak “istemeye istemeye” genel başkan olma olanağı kalmadı.

        Şimdi önündeki seçenek, Kılıçdaroğlu’nun yerine, ileride koltuğu kendisine gönüllü olarak devredebilecek bir aday bulmaktır.

        Ancak, Kılıçdaroğlu’nun popülaritesi, kendisini destekleyeceğini açıklayan milletvekili, il başkanı ve parti yöneticilerinin, parti içindeki güçleri bu yolu denemeyi zorlaştıracaktır.

        Artık çok büyük ve beklenmeyen bir gelişme olmazsa AKP’yi referandumda ve önümüzdeki seçimde daha zor bir rakip bekliyor.

        Liderini ve söylemini yenilemiş bir CHP’nin Türkiye’de demokrasi için daha büyük bir denge unsuru olacağını söylemek, falcılık olmaz.

        GÜNGÖR MENGİ – VATAN

        Lider çıkışı!

        Kılıçdaroğlu halkın sesine ve içinden gelen sese uyarak adaylığını ilân etti.

        Bu adımı atmak için başarıyı garanti altına almaya dönük bir tedbirlilikle hareket etmedi. Böyle davranmış olması, çıkışının değerini yükseltecektir.

        Partinin geleceği için kariyerini tehlikeye atmıştır. Eğer başarılı olursa bu cesareti CHP’nin başına bir emanetçi değil, lider potansiyeli son derece yüksek bir siyasetçi getirecektir.

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladığı basın toplantısında ortaya koyduğu hedefler zaten siyasetin yükselen yıldızı olarak ona yakıştırılan beklentilerdi.

        Eğer CHP’nin başına geçerse, halkın gerçekleşmesini talep edeceği vaatlerin merkezinde daima heyecanla izlenen bir lider olacaktır. İşte o sözler:

        “Çalma, çırpma, korku ve baskı dönemini kapatıp yolsuzluk yapanlardan hesap sormalıyız.

        İşsizlik ve çaresizliği yeneceğimizi haykırarak halka umut vermeliyiz.

        Önümüzdeki seçimlerde iktidara gelebilmek için gerekli olan hazırlıkları zaman kaybetmeksizin başlatmalıyız.”

        Kurultay’ın namusu...

        Şartlar değişim için fazlasıyla olgunlaşmıştı.

        Kılıçdaroğlu’nun cesaret göstermesi CHP’nin dar bir oligarşi kontrolünde “umutsuz vaka” olmadığını kanıtlama zemini yaratmıştır.

        Partinin ağır topları, meclis grubunun büyük çoğunluğu Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek vermiştir.

        Kılıçdaroğlu’nun Baykal yeniden dönmeye karar verse dahi adaylıktan vazgeçmeyeceğini söylemesi, “Biz ne olacağız tedirginliği” yaşayanları, mızıkçılık çıkarmanın artık hiçbir yarar getirmeyeceğine ikna edecektir.

        Kılıçdaroğlu, kurultayın namusunu da kurtarmıştır.

        Korku ve çıkar kaygıları ile bastırılmış olan demokratik aktivite hedefine doğru hareket edecektir.

        Cumhuriyet değerleri ve kurumlarıyla kavgalı bir iktidar olan AKP’nin toplumda uyandırdığı baskı ve korkular, CHP’ye yeni bir kimlik kazandırmıştır.

        Artık CHP laik demokratik rejimi tehlikede görenlerin buluştukları bir koalisyondur.

        Üstün niteliklerine rağmen Baykal, bu koalisyonun tehdit unsurları ile paralel bir büyüme göstermesine imkân vermiyordu.

        Baykal kumar oynuyor

        Kılıçdaroğlu çözümü, halkın özlemleri ile partinin buluşmasını önleyen sebebi ortadan kaldıracaktır.

        Birlik, bütünlük nutuklarının anlam taşıması için Baykal yönetiminin taraf olduğu kavgalar ve kopuşlara da dönüp bakmak lâzım.

        Sarıgül’ün anketlerde kendini göstermesi Genç Parti tecrübesini tekrar yaşamak sonucu doğurursa günah kimindir?

        CHP’deki lider değişikliği bu ayrılıkları sebepsiz bırakacaktır.

        Keşke Deniz Baykal kendisine atfedilen seçkin nitelikleri kanıtlayabilseydi. O zaman “Onursal Genel Başkan” rolü daha çok yakışırdı kendisine.

        İstifa ettiği halde dönüşünü tezgâhlamaya uğraşan yandaşlarını itiraz etmeden izlemesi ve “Baykal dönmeli” açıklaması yapan MYK’yı sessiz kalarak desteklemesi kumardır.

        Böyle bir maceranın başta kendisi olmak üzere kimseye hayrı dokunamaz.

        Kılıçdaroğlu’na gönül koymasın. Çünkü tarih kendini tekrarlıyor.

        Halkta oluşan umut, liderlerin iradesini her zaman aşıyor: Ecevit İnönü’ye, Mesut Yılmaz Özal’a, Tayyip Erdoğan Erbakan’a rağmen lider oldular.

        Nehrin önüne çıkmasın.

        Kendini sakatlamasın.

        CHP’nin ve Cumhuriyet’in kendisinden yararlanma hak ve imkânlarına zarar vermesin.

        CAN ATAKLI - VATAN

        Baykal için daha fazla direnmemek gerek

        Cumhuriyet Halk Partisi artık Baykal’a tuzak şokunu üzerinden atmalıdır. Partililer elbette başkanlarına sahip çıkacaklardır, elbette bu çirkin tuzağı ortaya çıkarmak için çaba harcayacaklardır, ama Baykal’ı geri döndürme hayalinin hiçbir işe yaramayacağını da herkes anlamalı.

        Kimileri Baykal’ın dönüşünü “intihar” olarak niteliyor. Bana göre daha da kötüsü. Eğer Baykal örgütü tarafından ikna edilirse “intihar bombacısı” durumuna düşer. Üzerine sardığı bombalar patladığında sadece kendisini değil partisini de öldürür.

        Baykal’a rağmen ya da Baykal’ın onayıyla, Kemal Kılıçdaroğlu dün adaylığını açıkladı. Artık “İlle de Baykal dönecek” diyerek ortamı gerginleştirmek ve CHP’yi bir iç çatışmanın yaşandığı odak gibi göstermek kimsenin işine yaramaz.

        Kamuoyunun tepkisi ortadadır. AKP’nin icraatından ve Türkiye’yi getirdiği noktadan şikâyetçi olan ama gidecek yer de bulamayan milyonlarca kişi, yapılacak ilk seçimde CHP’yi bir umut olarak görebilir. Bunun işaretlerini her gün alıyoruz.

        Kamuoyu araştırmaları yapan şirketler resmi olmasa da Baykal’ın çekilmesinin CHP’ye oy kazandırdığını belgeliyorlar artık. CHP bu fırsatı iyi değerlendirmeli ve anlamsız bir iç çatışmaya sürüklenmek yerine Baykal dışındaki bir isim etrafında kenetlenerek, önce referanduma sonra da genel seçime hazırlanmalıdır.

        CHP’nin kaderi Kurultay’dan önce bugün belli olacak. Eğer il başkanları Baykal ısrarını bırakır ve Kılıçdaroğlu veya başka bir aday üzerinde uzlaşma sağlarlarsa CHP yenilenmiş yüzüyle pek çok kişinin ilgisini çekecektir.

        Şu anda yapılmaması gereken şey, öfkeye kapılıp CHP’ye sırt çevirmektir. Türkiye’nin en eski partisinin mensuplarının böyle bir hataya düşeceklerini hiç sanmıyorum.

        Kılıçdaroğlu kamuoyu gözünde bir umut olmuştur. Bunu değerlendirmek başta Baykal olmak üzere şu anda parti yönetiminde olan herkesin görevidir.

        İnanıyorum ki Baykal’a en yakın olan isimler bile, yeni bir genel başkanın CHP’ye soluk aldıracağını ve partiyi cazibe alanı haline getireceğini biliyorlar. Ama aynı isimler “Ya biz de gidersek” telaşına düşüyor olabilirler.

        İşte bu noktada kişisel çıkarlar bir kenara bırakılmalı ve fedakârlık gösterisi yapılmalıdır. Parti yöneticileri ve özellikle delegeler kişilerin peşinde koşmak yerine Türkiye’yi ucuna geldiği tehlikeden nasıl çekip çıkartacaklarını düşünmelidir.

        KILIÇDAROĞLU’NA MESAFELİ BAKANLAR

        BERAT ÖZİPEK - STAR

        Kılıçdaroğlu CHP’yi demokraştırabilir mi?

        Hayat böyle işte. Kiminin acısı, kiminin mutluluğuna dönüşüyor.

        Kılıçdaroğlu’nun da başına böyle bir talih kuşu kondu.

        Yıllarca Baykal’ı övüp, en zor gününde herkesten önce döven oligarşi medyası için artık yeni bir “başarılı lider” var. Ve CHP’yi yeni ufuklara o taşıyacak!..

        Bugün Hürriyet’te neler okuyacağımız belli, onu geçelim.

        ***

        Acaba gerçekten Kılıçdaroğlu CHP’nin makus talihini değiştirebilir mi? En azından oyunu arttırabilir mi?

        İkincisinden başlayalım. Arttırabilir. Nitekim Metropoll Araştırma Şirketi’nin ilk bulguları da bu yönde.

        Ama ilk soruya, yani CHP’nin aradığı “Mesih”i bulup bulmadığına gelince… Nasıl söylemeli, galiba daha “bir süre” beklemeleri gerekecek. Çünkü karizmatik lider yokluğunda oligarşi medyası üzerinden bir halkla ilişkiler faaliyeti ile oluşturulan bir Gandhi imitasyonundan fazla medet ummak akıl karı değil.

        Alevileri dışta tutacak olursak Kılıçdaroğlu’nun başına geleceği parti, esas olarak piramidin tepesindeki küçük üçgeni oluşturan karnı tok, sırtı pek, kriz etkilemez, devlet güvenceli zümreye dayanıyor. CHP onlara bütün bu “Cumhuriyetin kazanımları”nı sağlayan parti. (Özellikle de maddi kazanımları; statü, mevki ve makamları).

        Bu “kazanımlar”ı gerekçelendirmek ve sürdürebilmek için de bir ideoloji gerekiyor (malum, “niye siz hep yukarıdasınız, niye biz hep aşağıdayız?” sorusuna “ikna edici” bir cevap için ideolojik meşrulaştırma şarttır).

        CHP’nin İttihatçı-Kemalist siyasi çizgisi ve ideolojisi de bu işe yarıyor.

        ***

        Şimdi gelelim Kılıçdaroğlu’na…

        Tabanı böyle, ideolojisi böyle; yani destekleyenlerin “AKP’yle uzlaşıp demokrasinin önünü aç” diye bayılmadığı, ideolojik olarak da demokrasiye alerjik bir partinin başına geçiyor.

        Ama burada asıl tercih yapması gereken, o ayrıcalıklı zümrenin ileri gelenleri, ağır topları, sermayedarları ve bürokratları.

        Çünkü aristokratik veya oligarşik bir düzenden demokratik düzene esas olarak iki şekilde, evrimci veya devrimci bir yoldan geçilir.

        Birincisinde eski sınıf veya zümre, artık zamanın değiştiğini “idrak eder”, elindeki ayrıcalıkları büsbütün kaybetmemek için yükselen yeni sosyal güçleri “tanır”, onlara sofrada yer açar, eski rahatlığından bir miktar taviz verir, masaya yeni eklenen sandalyelerin sıkışık düzenini ve yemeğin daha fazla tabağa pay edilecek olması “kötü” gerçeğini sineye çeker. Bu durumda yine sofrada, hatta başköşede oturmaya uzun süre devam eder; tabii zamanı geldiğinde yenilere daha fazla yer açmak, belki başköşeden de uzun vadede kalkmak üzere. Böyle yaptığında hem barışı bozmamış olur ve hem de oyunda kavgasız gürültüsüz yer değiştirme kuralını yerleştirerek yarınki kavgayı da önlemiş olur.

        İngiltere esas olarak bu yöntemi izlediği için, yani oranın egemenleri aşağıdan gelen yeni sosyal güçlere siyasete katılım kanallarını zamanında açmayı başardıkları için, örneğin parlamentoya önce “avam”ı kabul edip, zaman içinde onlarla egemenliği paylaşıp, sonra da onlara devretme basiretini gösterdikleri için, hem sağlıklı bir demokrasiyi tesis edebildiler, hem de hala “lord” kalabildiler.

        Bu feraseti gösteremeyen Fransızlar ve Ruslar ise, sahip olduklarının tümünü korumak, ayak seslerini duydukları kalabalığa sofrada yer açmamak istedikleri için hem her şeylerini kaybettiler, hem de çatışmacı bir siyaset geleneği miras bıraktılar.

        Bizde de Cumhuriyet’in sağladığı imkanlarla palazlanan ve oradaki soylu sınıfa karşılık gelen ayrıcalıklı zümrenin büyük bölümü ikinci yoldan gidiyor. Her şeyi olduğu gibi elde tutmak istiyor, “ayakların baş olmasını” içine sindiremediği için de demokrasiden hazzetmiyor, kavga istiyor ve bu işleve uygun, hırçın ve kavgacı lider seçiyor.

        ***

        Bir lider bunu değiştirebilir mi?

        Başına geldiği kitlenin sınıfsal veya zümrevi reflekslerini demokrasiye kanalize edebilir mi?

        Türkiye en azından 1950’den beri demokrasiye geçmeye çalışıyor.

        Bir lider, on yılda bir darbe ve muhtırayla kesilen 60 yıllık bu gerilim filmini bitirip, kendi tabanına, “bak kardeşim, dünya değişiyor, artık eski gariban köylüler yok, uzlaşırsak daha uzun süre bu konakta oturabiliriz” fikrini kabul ettirebilir mi?

        Böylece demokrasiye ciddi bir kanal açıp, imtiyaz düzeninden gelecek haram servet yerine, ülkenin enerjisini çatışmaya harcatmayıp, eşitlik düzeninden gelecek helal kazanca temel oluşturabilir mi?

        Zor olmakla birlikte imkansız değil.

        Ve asıl bunu başarmak gerçekten “kazanım” olur.

        Ama bir sorun var ki, bunu Kılıçdaroğlu yapamaz.

        “Halktan geliyor”muş. Alevi ve Kürt’müş. Bunların hiçbir anlamı yok.

        Çünkü bu ülkede devşirme sistemi hala devam ediyor (İki farkla ki, artık Balkanlar kalmadığı için kapıkulu adayları Anadolu’dan devşiriliyor ve monarşi için değil oligarşi için devşiriliyor). Yukarıya çıkanlar kendi sosyal köklerine yabancılaştıkları ölçüde “makbul lider” oluyorlar (Tıpkı “ben arkama bakmam” diyen ve yukarı çıkar çıkmaz merdiveni tekmeleyen Demirel gibi).

        Açıkçası Kılıçdaroğlu’nun farklı olduğunu düşünmek için bir sebep yok. Tersine, Baykal’ın bıraktığı yerden maça devam edecek gibi görünüyor. Tabanını demokratik bir siyasi çizgiye ikna edecek liderlik yeteneğine ve daha önemlisi bunun gerektirdiği demokratik perspektife sahip görünmüyor.

        Daha da önemlisi, böyle bir dönüşümü sırtlamak ideolojiden çok gönül işi.

        Benim gördüğüm, Kılıçdaroğlu’nda bir sahicilik sorunu var.

        Dersim Katliamı nedeniyle Öymen’i eleştirmesi, vicdani bir tepkiden çok siyaseten doğrucu bir tepkiyi ifade ediyordu. Ve “gereğini yapsın” dediği Öymen’e CHP sahip çıktığında, kendisi gereğini yapması gerekirken, o hiçbir şey olmamış gibi sineye çekebilmişti.

        Sonra onu başörtülü bir genç kızla tartışırken izledim. Söylediklerinin doğru olmadığını kendisi de bilen, haksız olduğunun farkında olan ve bunu demagojiyle örten bir kişiydi gördüm.

        ***

        Bir partiyi veya ülkeyi demokratlaştıracak olan lider, demokrasi söz konusu olduğunda “kendi muhtaç himmete” vaziyetinde olmamalı.

        Dahası, CHP’yi dönüştürecek bir liderin o parti çatısı altında uzunca bir süre kalmış olması gerek.

        O kadar uzun zaman CHP’de bulunup da demokrat kalmak ise mucize olurdu.

        EMRE AKÖZ – SABAH

        Başkan olur da lider olabilir mi?

        CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, önümüzdeki hafta sonu yapılacak olan kurultayda başkanlığa adaylığını koyacağını açıkladı.

        Bu arada parti kaynıyor:

        CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Kılıçdaroğlu'nu desteklediğini söyledi. Ayrıca 55 kadar milletvekili Kemal Beyi desteklediklerini açıkladı.

        Derken Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısından Deniz Baykal'a "geri dön" çağrısı çıktı.

        MYK ayrıca çağrıya imza atmayan Önder Sav'ı kınadı ve istifaya davet etti.

        Bu şartlarda Kılıçdaroğlu başkanlığı kazanabilir mi?

        Böyle kaotik ortamlardan ne çıkacağı belli olmaz: "Yaralı aslan" Baykal'dan her şey beklenir.

        ***

        Diyelim ki Kemal Bey aday oldu ve kazandı. Partiyi alıp götürebilir mi?

        Yani "başkan" olur da, "lider" olabilir mi?

        Bence olmaz. Bugüne kadar ortaya üç beş yolsuzluk dosyası atmasının dışında ne yaptı Kılıçdaroğlu?

        Hiç!

        Bir anımı anlatayım: Kemal Bey geçen yıl İstanbul belediye başkanlığına aday olmuştu. İl Başkanı Gürsel Tekin ile SABAH'a geldiler.

        Ben Kılıçdaroğlu'na doğrudan, "Başkan olursanız yapacaklarınızı, somut örneklerle anlatır mısınız" dedim.

        Kılıçdaroğlu, gayet heyecansız bir şekilde, beş yılda 80 km metro yapacağını, varoşlara sinema ve tiyatro başta olmak üzere kültür hizmeti götüreceğini, yoksullara yapılan yardımı kurumsallaştıracağını belirtti.

        Ve sustu! Bırakın Türkiye'yi, dünyanın önemli kentlerinden sayılan İstanbul için söyleyebilecekleri bundan ibaretti.

        Zaten o gün, Kemal Bey'den çok daha fazla, kente gayet hakim gözüken Gürsel Tekin konuşmuştu.

        ***

        Bir toparlama yaparsak...

        1) CHP hâlâ Deniz Baykal'ın partisi.

        2) Kılıçdaroğlu ancak Deniz Baykal izin verirse başkan olur.

        3) Deniz Baykal böyle bir izni iki sebepten verir:

        a) Kendisini koltuğundan edenlerin parti içinde kimlerle iş tuttuğunu anlamak için...

        b) Zamanı geldiğinde Kılıçdaroğlu'nu kolayca devirerek, tekrar koltuğuna kavuşabileceğini düşündüğü için...

        ***

        Üçüncü maddenin "a" şıkkını biraz açalım:

        Gizli kamera operasyonunu düzenleyenlerin amacı, 2011 seçimlerinden sonra CHP-MHP koalisyonunun kurulması.

        Bunun için CHP'nin en az yüzde 30 oy alması, MHP'nin de yüzde 20'lere çıkması gerekiyor.

        Ancak Baykal'ın liderliğinde bu zıplama mümkün değil. O halde Baykal engelini kaldırmaları şart.

        Tamam ama Baykal da kaçın kurası! Yıllardır emek verdiği partisini bırakmak istemiyor.

        Partiyi elinde tutabilmek için öncelikle bu hamleyi kotaranları saptaması gerek.

        Tabii işin "derin" kısmına karşı fazla bir şey yapamaz. Zaten işin o kısmını hükümete bıraktı.

        Ancak operasyona parti içinden destek olanları ve olayın medya ayağını saptayabilir.

        (Gizli kamera çekimleri ortaya çıkar çıkmaz "Baykal istifa etmelidir" diyenlerin daha çok Doğan Grubu yazarları olması tesadüf mü sizce? Ahlaki konularda hassas olan İslami kesim bile onlar gibi davranmadı.)

        Haberlere bakılırsa, dünkü gerilimli toplantıda, MYK üyesi Savcı Sayın, Genel Sekreter Önder Sav'a "Komployu sen yaptın" diye bağırmış.

        Gayet normal: Çünkü sadece Baykal değil, Baykalcılar da gizli kamera kardeşliğinin kimlerden oluştuğunu, başı kimin çektiğini anlamaya çalışıyor.

        Bu etapta son sözü oylarıyla başkanı belirleyecek olan CHP delegeleri söyleyecek.

        Benim fikrim ise henüz değişmedi: Daha çok kavga gürültü olsa da, hatta dönüş bile yapsa, Baykal devri kapanmıştır.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ