Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

Habertürk yazarı Nagehan Alçı, yazısında "Bu krizde biz Türkiye olarak Azerbaycan’ın elbette yanındayız. Azerbaycan Türkleri yani kardeşlerimiz bizim canlarımız. Ama aynı şekilde Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız da bizim canımız değil mi? Onlarla da ortak bir geçmişimiz, ortak bir vatanımız yok mu? Çok-kültürlü, çok-kimlikli Osmanlı geçmişimize ne oldu? Bu gidişi tehlikeli buluyorum sevgili okurlar…" ifadelerini kullandı.

Kürşat Zorlu da "Karabağ’daki gelişmeler, Azerbaycan topraklarındaki işgalin son bulmasını sağlayabileceği gibi aynı zamanda Türk Dünyasının geleceği için büyük önem taşımaktadır. Eğer yaşanan süreç tarihsel dayanaklarından koparılmadan ve hakkaniyet içerisinde çözüme ulaştırılabilirse Türk Dünyası işbirliği alanı yeni bir kırılma yaşayacaktır" dedi.

Kemal Öztürk ise, "Halk büyük bir hassasiyet içinde, dayanışma halinde. En muhalifleri bile Cumhurbaşkanı Aliyev’e tam destek veriyor. Ve sonuna kadar topraklarını kurtarması için Aliyev’in direnmesini istiyor. On binlerce gönüllü askere yazıldı. Yurt dışındaki Azeriler teyakkuzda, ülkelerini destekliyor. Türkiye’nin desteğini alkışlarla ve duygu dolu sözlerle anlatıyorlar. Azerbaycan’da duygusal atmosfer böyle. Bu fırsatı kaçırmaması gerekiyor Aliyev’in, Azerbaycan’ın. İşin zor olduğu aşikar. Rusya her şeyi ile kontrol ediyor Ermenistan’ı. Ve Bakü üzerinde ciddi etkisi de var. Ancak bu kriz, aynı zamanda ciddi bir fırsat da veriyor. Bu yüzden fırsatı kaçırma Azerbaycan diyorum" diye yazdı.

Habertürk yazarlarının yazıları şöyle:

NAGEHAN ALÇI: HEM AZERBAYCAN'IN YANINDA DURUP
HEM DE ERMENİ YURTTAŞLARIMIZIN HAKKINI SAVUNACAĞIZ

Erivan’daki Paşinyan hükümeti her açıdan son derece başarısız. Özellikle ekonomik olarak ülkesini çok geriye götürdü.

Bu başarısızlığı kamufle etmek için etnik milliyetçilik belasına ve militarist saldırganlığa başvurdu.

Dolayısıyla Azerbaycan meşru müdafaa yapmaktadır ve sonuna kadar haklıdır.

Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağı ve Erivan yönetimi orada işgalci konumunda.

Bunu hem son köşe yazımda hem de pazartesi sabahı Habertürk TV’de katıldığım yayında ifade ettim.

Ermenistan fiili durum yaratarak işgal ettiği topraklardan yıllardır çıkmıyor.

BM’yi, uluslararası sözleşmeleri dinlemiyor. Erivan’ın bu saldırgan ve kural tanımaz hali karşısında hepimiz net tavır koymalıyız.

Öte yandan Ermenistan devletine haklı tepki göstermek ile Ermeni kimliğini hedef almak arasındaki sınır hem sosyal medyada hem de konvansiyonel medyanın bir kısmında karışmaya başladı. Ucuz populizmi cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa kadar dayandıranlar mevcut.

Bakıyorum bu mesele üzerinden alenen Ermeni yurttaşlarımıza düşmanlık eden ve onları rehine gibi görenler var.

Dün Sevilay çok doğru bir uyarı yazmış…

Ermeni vatandaşlarımız bu faşizan tavırlar yüzünden kendilerini tedirgin hissediyorlar.

Bu ülkenin pasaportuna sahip olan ve kuşaklardır bu topraklara ait insanlardan bahsediyoruz.

Ermeni yurttaşlarımıza kendilerini bir güvercin tedirginliğinde hissettirmeye kimsenin hakkı yok.

Bu krizde biz Türkiye olarak Azerbaycan’ın elbette yanındayız. Azerbaycan Türkleri yani kardeşlerimiz bizim canlarımız.

Ama aynı şekilde Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız da bizim canımız değil mi?

Onlarla da ortak bir geçmişimiz, ortak bir vatanımız yok mu?

Çok-kültürlü, çok-kimlikli Osmanlı geçmişimize ne oldu?

Bu gidişi tehlikeli buluyorum sevgili okurlar…

Biz Türkler her kimliği ve her kültürü kapsayarak büyük bir millet olabildik geçmişte.

Etnik milliyetçilik yapan toplumlar küçük millet olarak kaldılar.

Gerçek vatanseverlik etnik ayrımcılık yapmaksızın bu ülkenin tüm insanlarını aynı şekilde kucaklayabilmektir.

KÜRŞAT ZORLU: KARABAĞ'IN AZATLIĞI ÖNEMLİ BİR KIRILMAYI BAŞLATACAK

Karabağ’daki gelişmeler, Azerbaycan topraklarındaki işgalin son bulmasını sağlayabileceği gibi aynı zamanda Türk Dünyasının geleceği için büyük önem taşımaktadır. Eğer yaşanan süreç tarihsel dayanaklarından koparılmadan ve hakkaniyet içerisinde çözüme ulaştırılabilirse Türk Dünyası işbirliği alanı yeni bir kırılma yaşayacaktır.

Şöyle ki; 19.yüzyılda Osmanlı’nın Kafkasya hakimiyetini sonlandırmak ve Orta Asya ile bağlarını koparmaya yönelik hamleler, SSCB’nin dağılmasının ardından da benzer bir anlayışla sürmüştür. Rusya, İran, Fransa, İngiltere, ABD farklı ağırlıklarla sürecin parçası olmuşlardır. Boyutları değişse de Ermenistan’ın Karabağ merkezli olaylarda bir araçsallık taşıdığı bilinen bir gerçektir.

O dönemde en belirgin olanı, Ermenistan’ın kurulduğu toprakları da içerisine alan Zengezur Koridorunun Nahçivan-Azerbaycan ve doğal olarak Türkiye-Azerbaycan kara uzantısına bir bıçak gibi saplanmasıdır.

Bu kez 1991’de Azerbaycan’ın diğer Türk Cumhuriyetleri gibi yeniden bağımsızlığını elde etmesiyle Türkiye’nin Hazar merkezli yeni aktör olarak belirmesi Dağlık Karabağ ve çevresindeki işgali hızlandırmıştır.

Belirtmek gerekir ki bu potansiyel 1991-1994 arasındaki o kısa dönemde Türkiye tarafından yeterince okunamamış ve/veya değerlendirilmemiştir. Türkiye ülkeler bazında büyük katkılar sağlamış olsa da başta enerji kaynaklarının çıkarılması ve transferi olmak üzere stratejik adımlar beklentilerin gerisindedir.

"Tabiat boşluk kabul etmez" sözü coğrafyaların ruhu için de geçerlidir. Nitekim söz konusu ülkelerin uzak hedef projelerinde gerekli etkileyici pozisyon sağlanamamıştır. Ve nesil değiştikçe de yeni beklentiler ve daha geniş bir ilişki yönetimi zorunlu hale gelmiştir.

Ancak 2009 yılında tam da Nahçivan’da imzalanan anlaşmayla kurulan Türk Konseyi son dönemde bir genişleme evresi yakaladı. Uzun yıllar Türkiye ile durağan ilişkiler yaşayan Özbekistan, Konseyin daimi üyesi oldu. Macaristan artık gözlemci üye. Ukrayna katılmak istiyor. Sırada bildiğim başka ülkeler de var.

Bu ülkeler dışında Rusya Federasyonu bünyesinde ve diğer bazı ülkeler içerisindeki Türk dili konuşan toplulukları saymıyorum.

Küresel salgınla öne çıkan ulus devletlerin avantajlı yönleri bu topluluklar açısından da kıymetli imkanlar sunabilir.

Karabağ’daki işgalin son bulması durumunda Türk Dünyasının özellikle çoklu projeler geliştirmeye yönelik güçlü bir ivme yakalaması mümkün gözükmektedir. Öncelikle artacak özgüven ve etki gücü algısı bu ülkeleri yeni bir motivasyon alanına taşıyacaktır. Türkiye’nin Hazar’ın gerisi ile kara sınırını kuracak olması Çin'den Avrupa'ya uzanan Orta Koridorda yeni bir fotoğraf ortaya koyacaktır. KKTC'nin Azerbaycan tarafından tanınması yeniden gündeme gelebilir. Bununla birlikte burada ilk kez yazıyorum Türk Konseyi’ne Asya-Pasifik’ten katılımlar her an gündeme gelebilecektir.

İşte buradan hareketle, Karabağ sadece Dağlık Karabağ demek değildir diyorum.

KEMAL ÖZTÜRK: BU FIRSATI KAÇIRMA AZERBAYCAN

Dedelerim Kafkasya’da yaşayan Kıpçak Türklerindendir. Türkiye’de "Ahıska Türkü" ya da “Karapapak” olarak da bilinir. Osmanlı-Rus savaşları sırasında göç ettiler yurtlarından. Bu göç esnasında bir süre Azerbaycan’ın Aksu bölgesinde kaldılar. Bu yüzden de geniş aile fertlerimizin bir kısmının soyadı Aksu’dur. Dedelerim o bölgeden gelip Kars ve Ağrı civarına yerleşti. Babam Azeri/Kıpçak karışımı bir kültürde büyüttü çocuklarını. O yüzden Azerilerle aramızda duygusal bir bağ, kültürel bir uyum vardır. Özdeyişler, isimler, yemekler, hikayeler hep aynıdır.

Sık sık Azerbaycan’a gittim. Birçok bölgesini dolaştım. Orada konuşulan Türkçeyi anlamakta hiç zorlanmadım. Kendimi çocukluğumun geçtiği atmosferde hissettim hep.

Çok sayıda Azeri dostum var. Bir kısmı gazeteci. Ermenistan’ın saldırısından sonra sık sık görüşüyorum onlarla. Durum değerlendirmesi yapıyoruz.

Dönüp dolaşıp Rus fobisine, daha doğru ifadeyle kabusuna takılıyoruz. 1920 ve 1991 yıllarındaki Rus işgali, Azerilerin zihninde çok derin izler bırakmış. Bu iz korkuyla derinleşmiş durumda. Şu anda bile, Rusların eğer çok ters düşerlerse gelip Bakü’yü işgal edeceklerine inanıyorlar. Savaşın Rusya’nın müdahalesiyle duracağına inanıyorlar.

Ancak bu kez farklı bir duygu içindeler. “Artık yeter, kendi toprağımız olan Karabağ’ı kurtarmanın vakti geldi. Rusya baskı yapsa da dinlemeyelim, sonuna kadar gidip toprağımızı kurtaralım” diyorlar.

Halk büyük bir hassasiyet içinde, dayanışma halinde. En muhalifleri bile Cumhurbaşkanı Aliyev’e tam destek veriyor. Ve sonuna kadar topraklarını kurtarması için Aliyev’in direnmesini istiyor. On binlerce gönüllü askere yazıldı. Yurt dışındaki Azeriler teyakkuzda, ülkelerini destekliyor. Türkiye’nin desteğini alkışlarla ve duygu dolu sözlerle anlatıyorlar.

Azerbaycan’da duygusal atmosfer böyle. Bu fırsatı kaçırmaması gerekiyor Aliyev’in, Azerbaycan’ın. İşin zor olduğu aşikar. Rusya her şeyi ile kontrol ediyor Ermenistan’ı. Ve Bakü üzerinde ciddi etkisi de var. Ancak bu kriz, aynı zamanda ciddi bir fırsat da veriyor. Bu yüzden fırsatı kaçırma Azerbaycan diyorum.