1. HAREKETSİZLİK

Kanser riskini artıran ve göz ardı edilen risklerden biri olarak hareketsizlik gösteriliyor. Hareketsiz bir yaşam; Obezite, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve insülin direncine davetiye çıkarmak anlamına geliyor. 250’den fazla çalışmada; Kolon, meme ve rahim gibi birçok kanser türünün gelişiminde fiziksel aktivitenin koruyucu olduğu, aktivitesi az olan bireylerde birçok kanser türüne daha sık rastlandığı bildiriliyor. Yine kanser tanısı aldıktan sonra fiziksel aktivitede bulunan hastalarda hastalık seyrinin daha iyi olduğu görülüyor. Hareketsiz bir yaşam;  kanser riskinde artış, kardiyovasküler ölüm riski ve kanserden ölüm riskinde artış anlamına geliyor. 

2. YAĞ TÜKETİMİ

Genellikle şeker tüketiminin kanser riskini artırdığı söylense de, riskli bir diğer şeyin de yağ tüketimi olduğu ve genellikle göz ardı edildiği belirtiliyor. Yüksek oranda yağ tüketiminin, meme kanseri, kolon kanseri, rahim kanseri ve prostat kanseri gibi birçok kanserin görülme sıklığını artırdığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Bu konuyla ilgili geçtiğimiz yıl yapılan “Kadın Sağlığı Girişiminin Diyet Modifikasyon Çalışması” çarpıcı sonuçlarıyla dikkat çekiyor. 1993 yılından beri devam eden çalışmaya 50-79 yaş arası 48 binin üzerinde kadın katılıyor. Çalışmada diyette alınan kalorinin üçte birinden fazlasını yağdan karşılayan kadın grubunun bir bölümünden, yağ tüketimini azaltmaları, buna karşın sebze, meyve ve tahıl tüketimini artırmaları isteniyor. Bunu yapan kadınlarda bu diyet değişikliği ile meme kanserine bağlı ölümlerde anlamlı bir azalma olduğu görülüyor.

3. MİKROBİYOTA

Kanser gelişiminde rolü olan ancak az konuşulan etkenlerden biri de mikrobiyota. Vücudun bağırsak ve cilt gibi yüzeylerinde birçok mikroorganizma yaşıyor. Bu mikroorganizmalar; bakteri, mantar, parazit ve virüs olarak adlandırılıyor. Söz konusu bu trilyonlarca mikroorganizmaya mikrobiyata (mikrobiyom) deniyor. Mikroorganizmalar içinde özellikle bakteriler çok önemli görülüyor. Bu bakterilerin, küçük moleküller ve bazı metabolitleri üreterek bazı kanserlerin başlangıç ve ilerleme evrelerinde sıklıkla rol oynadıkları tartışılıyor. Sağlıklı durumda, mikrobiyata bir denge unsuru ve bariyer olarak görev yapıyor ve bunların çoğu bağırsak yüzeyinde yer alıyor.  Bakterilerin bazı tipleri olumlu etki gösterirken diğerleri zararlı olabiliyor. Bağırsak bariyerinin bozulması durumunda duvar geçirgenliği artıyor ve bakteriler bazı bağırsak hastalıklarına ve kansere yol açabiliyor. Bu noktada bakterilerin belirli tipleri “butirat” gibi kısa zincirli yağ asitleri benzeri metabolitler yaparak bağırsak bariyerini bozabiliyor. Kanser gelişimindeki rolü dışında, mikrobiyotanın bağışıklık sistemi üzerine olan etkisi de biliniyor ve özelikle immünoterapi gibi kanser tedavisinin yanıtına doğrudan etki edebildiğine dikkat çekiliyor. 

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri