Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Hülya Avşar, 1983'te 'Haram' ile başladığı oyunculuk kariyerinin 10'uncu yılındaydı.
O güne kadar 40 filmde rol almıştı.

O yıla kadar başrolünde yer aldığı 40 filmle dönemin rekorunu kıran Hülya Avşar, Türk sinemasında sayısal olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu.  Güzelliği ve popülerliğiyle filmlerinin büyük ilgi görmesi, Avşar'ı yapımcıların ilk düşündüğü, ısrarlı tekliflerde bulunduğu oyuncu haline getirdi.
* Hülya Avşar, 1980 - 2020 arasındaki dönemde rol aldığı 52 filmle kadın oyuncular arasında rekoru elinde bulundurmaya devam ediyor.

Hülya Avşar, kariyerinin üçüncü yılından itibaren güzellikten ve popülerlikten fazlası olduğunu gözler önüne sermeye başladı.
'Üç Halka 25', 'Bir Kırık Bebek', 'Fazilet', 'Benim Sinemalarım', 'Fotoğraflar', 'Melodram', Fatmagül'ün Suçu Ne', 'Hasan Boğuldu' gibi yönetmenlerinin güzellikten önce oyunculuk aradığı yapımlarda da rol almaya başladı.
Deyim yerindeyse ağır oyunculuk gerektiren filmler...
Böylelikle Hülya Avşar, güzelliğinin ve popülerliğinin yanına kabul gören, saygı duyulan oyunculuğu da ekleyerek kendini geleceğe taşımayı başardı.

'Berlin in Berlin' ise Hülya Avşar'ın oyunculuğunun altının çizildiği bir film olarak kariyer hanesine yazıldı.
12 Temmuz 1993'te Moskova Film Festivali'nde 'Dilber' karakteriyle kazandığı 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülüyle de oyunculuğunu taçlandırdı.

Filmi senaryosunu Ümit Ünal ile yazan Sinan Çetin yönetti.
Sinan Çetin, yönetmenlik kariyerinin 13'üncü yılındaydı.
O güne kadar Türk sinemasının özel filmlerinden 'Bir Günün Hikâyesi', 'Çiçek Abbas', 'Çirkinler de Sever', '14 Numara' ve 'Prenses'i çekmişti.

Genç yaşta dul kalan 'Dilber', dört duvar arasında artık hayatta olmayan eşinin ailesine bakmak zorundadır.
Töreler vardır.
'Dilber'in ise mutlu bir hayat üzerine kurduğu hayalleri ve ihtirasları...
Törelerle hayalleri ve ihtirasları arasına sıkışan 'Dilber'i özel bir oyuncu canlandırmalıydı.
Sinan Çetin, 'Berlin in Berlin'in özel yönetmen konumunu sürdürebileceği bir film olduğuna karar vermesiyle hem güzelliğiyle hem de oyunculuğuyla 'Dilber'i en iyi şekilde yorumlayacağına inandığı Hülya Avşar'a teklifte bulundu.
Hülya Avşar, 'Berlin İn Berlin'in hikâyesinin başta kariyeri için o kadar da etkili olacağını düşünmese de günün sonunda imza filmlerinden biri oldu.

Çekimler Berlin'de gerçekleştirildiği için daha yoğun bir çalışma temposu gerektiriyordu. Bunun yanı sıra Alman oyuncularla yaşanan lisan sorunu çalışma şartlarını daha zorlaştırsa da Hülya Avşar'ın 'Dilber' yorumu, Sinan Çetin'in filmi çok severek, inanarak çekmesi ve kadronun uyumlu çalışması ortaya umulmayan bir başarı çıkardı.

Türkiye'de gösterime girmesiyle mastürbasyon sahneleri nedeniyle 'Berlin in Berlin, dönemin en çok tartışılan, bazı çevrelerce tepki çeken film haline dönüştü.
Hülya Avşar, hikâyenin içinde gerçekçi olduğu için mastürbasyon sahnesini çok inanarak çekti çekmesine ama aldığı tepki karşısında bir ara mesleği adına çelişkiye düşüp 'Yoksa sinema bu değil mi?' - 'Yoksa biz sinemayı bugüne kadar yüzeysel mi yapıyorduk?' ikilemi içinde kaldı.

Genç yaşta dul kalıp töreler gereği hayatını merhum eşinin ailesine bakarak geçirdiği için kadınlığını yaşayamayan, cinsel açlık çeken kadınlar yok muydu?
O kadınlar, salgılanan hormonlarıyla doğan o açlıklarını tatmin etmek için mastürbasyon yapmıyor muydu? O kadınlardan biri olan 'Dilber'in cinsel açlığı başka nasıl anlatılabilirdi?
Ayrıca 'Berlin in Berlin'in hikâyesi, salt 'Dilber'in mastürbasyon sahnesi üzerine kurulu değildi ki? Töreler gereği genç yaştan itibaren kadınlığını yaşayamayan kadınların dramı üzerine kuruluydu.  Mastürbasyon sahnesi, o kadınların dramını anlatan filmin hikâyesine hizmet eden bir araçtı o kadar.

Hülya Avşar, hem bir oyuncu hem de bir kadın olarak o kadınların o dramını en iyi şekilde anlatma sorumluluğuyla sonuna kadar 'Berlin in Berlin'in arkasında durdu.
Ve filmin hikâyesinde gerçekçi olduğuna inandığı benzer sahnelerin olduğu filmlerde tereddüt etmeden rol almaya devam etme kararı aldı. Bu konudaki görüşünü ise "Sinema, sinema gibi yapılmalı. İnsanları kandıramazsın. Hikâyede olması gerektiğine inandığın gerçekleri ortaya koyman lazım" sözleriyle dile getirdi.

Moskova Film Festivali'nin jüri üyeleri dünya sinemasının önde gelen yönetmenleri, senaristleri ve oyuncularıydı.
O güne kadar ne iyi oyunculuklar gören ve yarışanlar arasında en iyisini seçme yükümlülüğüyle donatılan jüri üyelerini etkilemek kolay değildi. O jüri üyeleri, 'Dilber'i yorumlama gücüyle filmin hikâyesinin en etkili şekilde anlatılmasına büyük katkı sağladığını ve farkındalık kattığını düşünerek 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülünü Hülya Avşar'a verdi.
Moskova Film Festivali'nde kazandığı ödül, Hülya Avşar'ın "Sinema, sinema gibi yapılmalı. İnsanları kandıramazsın. Hikâyede olması gerektiğine inandığın gerçekleri ortaya koyman lazım" düşüncesinin ne kadar genelgeçer olduğunu gözler önüne serdi.

Hülya Avşar, 1990'da 'Benim Sinemalarım'daki 'Nesibe' rolüyle Uluslararası Tahran Film Festivali'nde 'Jüri Özel Ödülü' kazanmıştı. 'Berlin in Berlin' ile kariyer hanesine uluslarası bir ödül daha ekleyen sanatçı, 'İnsanları kandıramazsın' felsefesiyle mesleğine ve izleyiciye duyduğu saygının karşılığını Kültür Bakanlığı Sinema Başarı Ödülü'ne layık görülmesiyle ve 2008'de 'Başarı Ödülü' aldığı Antalya Film Festivali'nin 49'uncu yılı olan 2012'de jüri başkanlığını yaparak aldı.

Mastürbasyon sahnesi çekilmeden önceki 3 gün sete sessizlik hakimdi; "Acaba gerçekten o sahneyi çekecek mi?" diye herkes Hülya Avşar'ın gözünün içine bakıyordu.
Öyle ki sahnenin nasıl çekileceği, odanın içinde kaç set görevlisinin olacağı 3 gün öncesinden planlandı. Yapılan plana göre odada sadece yönetmen, görüntü yönetmeni ve ses teknisyeni bulunacaktı.
Öyle de oldu.
Çekilen elbette kolay bir sahne değildi ama 3 gün öncesinden hazırlık yapılması Hülya Avşar'ın üzerinde fazladan bir baskıya neden olsa da profesyonelliğiyle yıllarını setlerde geçirmiş olan sinemacıları bile şaşırttı.

'Berlin in Berlin', sadece mastürbasyon sahnesiyle zor bir film değildi. Hikâyesi gereği az diyaloglu bir film olduğu için Hülya Avşar, her sahnede mimiklerini ve vücut dilini daha çok kullanmak zorundaydı.
Diyaloğu az olan filmlerde çoğunlukla mimikleriyle oynamayı sevse de, daha önceki çalışmalarında bunun başarılı örneklerini sergilemiş olsa da Hülya Avşar, bu konuda az biraz ürkmüştü.
Peki çekimlerden önce özel bir hazırlık yapmış mıydı?

Hayır, yapmadı.
Çünkü her şeyi çok çabuk kapan yapısıyla gözlemlediklerini, gördüklerini, duyduklarını, izlediklerini, seyrettiklerini farkında olmadan anında aklına yazabiliyor. Kamera karşısına geçtiği zaman zihnindeki birikimlerin açığa çıkmasıyla da canlandırması gereken karakter oluşuyor.
Dünyanın her köşesinde 'Dilber' gibi genç yaşta dul kalan, sokağa bile çıkamayan, hayatını olmayan eşinin ailesine dört duvar arasında hizmet ederek geçirmek zorunda kalan kadınları, onların hikâyesini biliyordu.
İstisnai durum olarak çekimler öncesinde özel hazırlık yaptığı çalışmaları olmadı değil.
Örneğin 'Güneş Doğarken' ve 'Tele Kızlar' adlı filmlerde canlandıracağı karakterler için genelevlere gidip oradaki kadınların özellikle ruh hallerini çözmeye çalıştı.

Bu konuda görüşünü sorduğum Hülya Avşar, "Sinan Çetin, iyi bir yönetmen. Hem yönetmen hem de oyuncu yönetmeni açıkçası. Onun bulunduğu telkinler sonucu ağırlıklı olarak mimikle oynamanın altından da çok güzel kalktığımı düşünüyorum. Bu filmin en önemli özelliklerinden biri mimikle oynamaktı. Hayatım boyunca çekimlerden önce aynanın karşısına geçip 'Acaba şöyle mi yoksa böyle mi oynasam?' hazırlığı yapmadım. Her şeyi spontane yapmayı tercih ediyorum. Çünkü önceden hazırlık yapılan oyunculuğun beyazperdeye iyi yansımadığını düşünüyorum. O yüzden de o anki duygularımla oynamayı tercih ediyorum. Doğru yolun bu olduğuna inanıyorum ve hepsinde de başarılı olduğumu düşünüyorum" dedi.