AA

 

Depremin ardından Elazığ ve Malatya’da saha araştırması yapan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) akademisyenleri, elde ettikleri verileri basın toplantıyla açıkladı.

İTÜ Deprem Mühendisliği Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Beyza Taşkın, Türkiye’de binaların yapımına ilişkin 1940 yılından itibaren başlayan deprem yönetmelikleri olduğunu hatırlatarak, MTA’nın haritaları yenilemesi, yer bilimcilerin sahada daha iyi çalışıp uydu ile desteklenip verileri sayısallaştırması gibi yeniliklerle yönetmeliklerin güncellendiğini söyledi.

Taşkın, "Eğer sizin yöredeki bina 1975 yönetmeliği ve sonrasında yapılmış ise örneğin Sivrice’de bulunan bir bina kendi ağırlığının yüzde 8’i gibi bir deprem yüküne maruz kalacak şekilde tasarlanıyordu. Daha sonraki yıllarda ise 1998 ve 2007 yıllarındaki yönetmeliklerine baktığınızda aynı binayı yapmak isteseniz kendi ağırlığının yüzde 12,5’i gibi bir deprem yüküne göre tasarım yapmanız gerekiyor. 2018 tarihli yürürlükte olan deprem yönetmeliğine göre, yer çekiminin yüzde 66,5'i gibi bir ivmenin dikkate alınarak tasarlanması gerekiyor. Sayısal veriler şunu gösteriyor, 1998 ve daha sonrasında yapılan betonarme yapıların, hemen hemen hiçbirinde orta hasar ve üzerinde bir hasar olmayacak. Tamamen en çok görebileceği hasar, bizim beklentimize göre hafif hasar düzeyinde kalması." diye konuştu.

Genel hasar durumunu paylaşan Taşkın, şu bilgileri paylaştı:

"Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta yapılan tespitlere göre, yaklaşık 23 bin binada hasar tespiti yapılmış durumda. Bunlardan yüzde 29’u kullanım dışında. Normal şartlarda yönetmeliğe uygun yapılsa binalarda hafif düzeyde hasarın olmasını bekliyorduk. Kalan binaların yüzde 34,6’sı onarılarak kullanılabilir, yüzde 36,4’ü de zaten hasar almamış."

Yıkılan bazı binalardan örnek vererek sorunu anlatan Taşkın, "Mavigöl Apartmanı'na baktığımızda zemin katında dükkanların olduğu, kat yüksekliğinin diğer normal katlara göre yüksek olduğu bizim için hasarların en önemli sebeplerinin başında gelen bir durum söz konusu. Bina planında da düzensizlik var. Dilek Apartmanı'nda yine cephe malzemelerinden eski yıllarda yapılmış olduğu açık. Bunda da yumuşak kat var, ince kolonların ve alt katında kısa kolonların olduğu gözüküyor." diye konuştu.

Taşkın, "1975 yılı yönetmeliğine uygun binalar olsa, hafif hasarlı atlatacaklarından eminim. Sadece yerel zemin koşulları önemli. Çok kumlu bir zemin vardır o bölgede, sıvılaşma olmuştur, bu tip hususlar hariç tabii. Yönetmeliğe uygun yapılan bina, hasarlı olsa bile adam öldürmez." dedi.

-"Depreme dayanıklı bir toplum oluşturabiliriz"

İTÜ Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Filiz Piroğlu ise müdahale aşamasının, arama kurtarma, tıbbi sağlık, gıda, barınma gibi faaliyetler olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Acilen arama kurtarma ekipleri sahaya inip çalışmalara başladı. Acil yardım seferberliği başladı. Kriz yönetimi bittikten sonra risk yönetimi başlıyor. Risk yönetiminde hazırlıklı olmalıyız. Bu aşamada çare var. Depreme dayanıklı bir toplum oluşturabiliriz. Bunun için nasıl hazır olacağımızı öğrenmemiz gerekir. Binaları depreme dayanıklı hale getirmeliyiz. İlk 72 saat çok önemli. Çünkü bu saat diliminde hiçbir arama kurtarma ekibi bize ulaşamayabilir. Bu yüzden her aile, her kurum, herkes tehlike anında neler yapmalı diye afet planı yapmalı. Deprem sırasında üzerimize düşecek eşyaların sabitlenmesi gerekiyor. İlk yardım eğitimi almakta fayda var. Yangın söndürücü aletleri kullanmayı öğrenmeliyiz."

Deprem akabinde saha araştırmaları yapmaya başladıklarını kaydeden İTÜ Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Akyüz ise "Bu depremden sonra nerelerde yüzey deformasyonları olduğuna yönelik araştırmalara başladık. Sivrice’den başlayarak fay boyunca gözlemlerimize başladık. Ana fay kırığına ait çok belirgin bir yüzey kırığı göremedik fakat Doğu Anadolu fayının nereden geçtiğini bu arazi çalışmalarında gözlemleyebildik. Arazide pek çok heyelan olduğunu gördük." dedi.