HABERTURK.COM

28. Kalite Kongresi, 26 – 27 Kasım tarihlerinde, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek. Kongrenin ana başlığı sizin de belirttiğiniz gibi ‘Çözüm Özünde’ oldu. KalDer Başkanı Görgün Özdemir kongreyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı

1. KalDer Kongresi’nin başlığı “Çözüm Özünde”. Bu başlığın kapsamı ve kongrenin içeriği hakkında bilgi verir misiniz?

Dünya baş döndürücü bir hızla gelişiyor ve değişiyor. Bu değişim durdurulamaz ve zaten böyle de olması gerekir; ancak bu değişim ve dönüşüm pek çok sorunla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bir yanda yapay zekâ diyoruz. Sürücüsüz araçlar, Blockchain, dijitalleşme, nesnelerin internetinden bahsediyoruz. Bunlar çok önemli gelişmeler. Diğer yanda ise açlık, yoksulluk gibi sorunlar devam ediyor. Küresel ısınma ile ya da kadınların iş gücüne katılımı ile ilgili yapılması gerekenler var. Çözüm istiyorsak, geriye dönüp bu sorunların ortaya çıkış sebeplerini bulmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple ‘çözüm özünde’ dedik.

Kısaca söylemek gerekirse, bu iki günde VUCA dünyası bizi nasıl etkileyecek, konuşacağız. Jeopolitik sorunları, çevresel sürdürülebilirliği, toplumsal cinsiyet eşitliğini, eğitimi, dünyayı doyurmayı, yani tarım ve hayvancılığı konuşacağız. Bu kapsamda kongrede ana ve paralel oturumlar gerçekleştireceğiz. İlk gün, 2008 yılında dünyada yaşanan büyük krizi daha önceden söyleyerek ismi ‘kahin ekonomist’e çıkan, İstanbul doğumlu ekonomist Nuriel Roubini, dünyadaki ekonomik durum ve gidişatı hakkında bir konuşma yapacak.

Kurumların rekabet gücünü artırmak için sunduğumuz modeli anlatmak üzere EFQM Operasyonlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Gianluca Mule bizimle olacak.

İkinci günün ilk ana oturumunda metropolleri odağımıza alacağız. Bugün dünya nüfusunun yüzde 80’i şehirlerde yaşıyor, yani dünya hızla şehirleşiyor. Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ile Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ikinci gün bu kapsamda gerçekleşecek olan ana oturumun konuşmacıları olarak kongremizde bulunacaklar.

Problemleri, sorunları ve çözümlerini konuşurken bir yandan da yaşamda kaliteyi konuşmak istiyoruz. ‘Nasıl daha kaliteli yaşarız’ sorusunun cevabını ise yine ikinci günün ana oturumlarında Zülfü Livaneli ve Nebil Özgentürk’ten dinleyeceğiz. Ayrıca az önce belirttiğim konuların tartışılacağı 8 adet de paralel oturum olacak. Burada da çok değerli konuşmacılar yer alacak.

2. KalDer'in kurulduğu günden bu yana, iş dünyasında kalite anlayışı ne yönde gelişti? 

KalDer’in kurulduğu yıllarda, kalite dendiğinde akıllara sadece ürün veya hizmet kalitesi geliyordu. Aldığımız ürün çabuk bozulmasın ya da beklediğimiz fonksiyonları yerine getirsin istiyorduk. Zaman içinde, özellikle globalleşme ile birlikte rekabet de arttı. Sadece ürün ve hizmet kalitesi yeterli olmadı.

Süreçlerin kalitesini konuşur olduk. Bugün bu da tek başına yeterli değil. Günümüzde bir hizmet ya da üretim söz konusu olduğunda hakikaten rekabet edebilmek için, başlangıçtan müşteriye kadarki tüm fonksiyonların işin içinde olduğu ve sürecin de bir paydaşı haline geldiği bir toplam kalite yönetim felsefesi ortaya çıktı. KalDer olarak bugün, bu toplam kalite anlayışını Türkiye’de yaygınlaştırmak üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

3. Bugün iş dünyasının karşılaştığı temel zorluklar neler? 

Son zamanlarda günümüz ortamı VUCA diye bir terimle açıklanıyor. VUCA, değişken anlamına gelen ‘volatility’; belirsiz anlamındaki ‘uncertainty’; karmaşık anlamında kullanılan ‘complexity’ ve muğlak kelimesi ile açıklayabileceğimiz ‘ambiguity’ kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Bugün sadece Türkiye’de değil, dünya genelindeki şirketlerin tamamı VUCA dünyasında faaliyet gösteriyor. Yani değişken, belirsiz, karmaşık ve muğlak bir dünyada… Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sabah alınan bir kararın öğleden sonra bir anlamı kalmıyor. Bir gün içinde birçok karmaşık sorunun cevabını vermek gerekiyor. Bir günde 100’lerce farklı yerden e-postalar geliyor. Bir ‘tweet’ her şeyi değiştirebiliyor. Bu sebeple VUCA dünyasında çalışmak en büyük zorluklardan biri olarak kabul edilebilir.

Bir de Türkiye’ye özel durumlar mevcut. Bize üniversitedeyken ‘üretim faktörleri’ toprak, kaynak, para ve insan olarak öğretilmişti. Toprağımız var ancak diğer kaynaklarımızı daha iyi kullanmamız gerekiyor. Tasarruf gücümüzü artırmalıyız mesela. Sonra, nitelikli insan gücüne daha fazla ihtiyacımız var. Ayrıca şirketlerimizde sistem eksikliği de görülüyor. Hâlâ geleneksel yöntemlerle iş yapmaya çalışan firmalarımız var. Hızlı bir şekilde kurumsallaşmalıyız. Bu konuda büyük ölçekli firmalarda başarı oranımız daha yüksek, ancak KOBİ’lerde daha çok yolumuz var. Bunlara ek olarak, dünya ile rekabet etmek için katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz. Markalaşma konusunda çalışmalıyız ve yeni iş modelleri ortaya koymalıyız. KalDer olarak bu konularda rehberlik etmeye, destek vermeye çalışıyoruz.
Türkiye dünya üzerindeki konumu itibarıyla avantajlı ülkelerden biri. Bu çok önemli. Nüfusumuz göz önünde bulundurulduğunda, 80 milyon üzerinde bir nüfus ile iyi bir pazar olduğumuzu da söylemek mümkün. Ayrıca bu nüfusumuzun yarısının genç olması ülkemize büyük avantaj sağlıyor. Bunlar şirketlerimiz açısından önemli fırsatlar. Bunları da doğru değerlendirebilmek gerekiyor.

4. Türk şirketlerinin önceliği ne olmalı?

Biz başından bu yana çalışmalarımızı Türkiye’nin rekabet gücünü artırma misyonuyla yürütüyoruz. Ülkelerin rekabet gücü ölçülüyor ve 2018 yılına ait ‘ülkelerin rekabet gücü’ rakamlarına baktığımızda Türkiye 141 ülke arasında 61’inci sırada yer aldı. Yine geçen yılın verileri Türkiye ekonomisinin dünyanın en büyük 18’inci ekonomisi olduğunu gösteriyor. Arada büyük bir fark var. Bu verileri değerlendirdiğimizde ülkemizde en önemli önceliğin rekabet gücünü artırmak olduğunu söyleyebiliriz. Finansal ortamın sağlanması, şirketler için uygun altyapının oluşturulması, kaynakların doğru kullanılması önemli. Bunlar daha makro konular. Şirketlerin ise daha mikro düzeyde öncelikleri olmalı. Örneğin bilgi birikimi, girişimcilik, sermaye yeterliliği, nitelikli iş gücü gibi konulara ağırlık verilmesi gerektiğine inanıyorum. Tabii tüm bunların sonucunda yüksek katma değerli ürünlerimizi uluslararası pazarlarda yaygınlaştırmamız gerekiyor.

5. KalDer olarak 2020’ye yönelik projelerinizden bahseder misiniz?

Ana gündem maddemiz değişmiyor; ülkemizdeki kurumların rekabet gücünü ve refah düzeyini artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Eğitimlerimiz sürecek örneğin. Üniversitelerle iş birliklerimizi önümüzdeki dönemde artırmak istiyoruz. Ulusal Kalite Hareketi’ni kurum ve kuruluşlarımızda daha da yaygınlaştırmak istiyoruz. Bugüne kadar 710 üyemiz bu harekette bizimle iş birliği yaptı. Bu rakamı yükseltmeyi hedefliyoruz. Kongrelerimizi, sempozyumlarımızı ve seminerlerimizi düzenlemeye de devam edeceğiz.

Yaklaşık 4 ay önce uygulamaya başladığımız, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte geliştirdiğimiz Kurumsallaşma Ölçümü ve Çevik Yönetim Modeli’nin yaygınlaştırılması 2020’de en büyük önceliklerimiz arasında yer alacak. Ayrıca geçen ekim ayında Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı’nın Helsinki’de düzenlediği bir forum ile güncellenen EFQM Modeli’ni tanıttı. 2013 yılından bu yana aynı model uygulanıyordu. İhtiyaçlar doğrultusunda güncelleme gerçekleşti. Bu yeni yılda güncellenen modelin yaygınlaştırılması ve üyelerimize aktarılması için çalışmalarımız olacak. 2020 yılı aynı zamanda KalDer’in 30’uncu yılı. Bizim bu yıla özel etkinliklerimiz de söz konusu olacak.

Bunun dışında dijital dönüşüm ve inovasyon gündem maddelerimiz arasında olacak. EFQM çatısı altında geçen yıl, ‘innovation challenge’ isminde, bir nevi inovasyonda bir meydan okuma projesi başlattık. Burada kurumların inovasyon kapsamında yer alan projelerini değerlendiriyoruz. Türkiye’deki projelerin Avrupa’da temsil edilmesini hedefliyoruz.

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri