• Arapça... 6.500
• Fransızca... 5.000
• Farsça... 1.400
• İngilizce... 540
• İtalyanca... 300
Karamanoğlu Mehmet Bey'in 13 Mayıs 1277'de Türkçe'den başka dil konuşulmamasına ilişkin; "Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve dîvânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayrı dil söylemeyeler" şeklindeki emri Türkçenin bir devlet dili olarak yükselmesinin ilk adımı oldu.
* "Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve meydanda Türkçeden başka dil kullanmaya."
Türk Dil Kurumu, Karamanoğlu Mehmet Bey'in emir fermanını yayınladığı 13 Mayıs'ı Türk Dil Bayramı olarak kutluyor. Kurum tarafından başka bir tarihte kutlanan diğer Türk Dili Bayramı daha bulunuyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla 1932'de toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı'nın açılış günü olan 26 Eylül de Türk Dil Bayramı olarak kutlanıyor.
Karamanoğlu Mehmet Bey (1246 - 1278)Sürekli hareket eden, bu nedenle büyüyen, çevresiyle etkileşime giren ve göç eden canlı bir organizma olan dil, insanlık tarihi boyunca coğrafi keşifler, ticari ortaklıklar, savaşlar ve mutfak kültürleri merkezinde insanların birbirleriyle kurduğu temasın zeminini hazırlıyor. Bu temasın en somut ve kalıcı göstergesini diller arasındaki kelime alışverişi oluşturuyor. Kelimelerin bir dilden başka bir dile geçmesi, yalnızca bir dilbilimi konusu değil. Kelime alışverişi, insanlık tarihinin, sosyolojisinin ve kültürlerarası ilişkilerin en belirgin kaydı olma özelliğine sahip.
Diller arasındaki kelime geçişkenliğinin iki ana psikolojik ve sosyolojik nedeni bulunuyor. Biri; ihtiyaç, diğeri ise prestij...
Bir toplum, daha önce kendi kültüründe bulunmayan bir nesne, kavram veya teknolojiyle karşılaştığında, onunla birlikte gelen kelimeyi de ithal ediyor. Türkçenin dünyaya ihraç ettiği en önemli kelime olan yoğurt, göçebe Türk kültürünün dünyaya tanıttığı özgün bir gıda maddesi olduğu için küresel bir kelimeye dönüştü. Tersi bir durumu ifade edecek olursak, özellikle sanayi devriminden sonra Batı dünyasından Türkçeye giren birçok kelime bulunuyor.
Dönemin egemen kültürüne, bilimine veya sanatına duyulan hayranlık, kelime geçişlerini hızlandırıyor. Tanzimat döneminde Osmanlı aydınlarının Fransızca kelimeleri yoğun şekilde kullanması ya da 21'inci yüzyılda dijitalleşme ve iş dünyasının etkisiyle küresel ölçekte yaşanan İngilizce akışı, gücü ve prestiji elinde bulunduran kültüre dilsel bir eklemlenme çabasından ibaret.
Geçmiş yüzyıllarda bir kelimenin bir dilden diğerine geçmesi, kervanların yolculuğu, orduların seferleri veya kitapların çevrilmesi gibi yavaş ve sancılı süreçlere bağlıydı. Ancak internet, sosyal medya ve küresel algoritmalar çağı, kelimelerin göçünü ışık hızına ulaştırdı. Günümüzde yabancı kökenli kelimeler, herhangi bir resmî sözlüğe girmeyi beklemeden, bir gecede dünya üzerindeki milyonlarca insanın günlük konuşma diline yerleşebiliyor. Dijital ekosistem, diller arasındaki sınırları geçirgenleştirmekte ve adeta ortak, küresel bir 'Hibrit dil' meydana getirmekte.
Kelimelerin başka dillere geçmesi, ülkemizde de başka ülkelerde de zaman zaman kıyasıya sürdürülen tartışmalara neden oluyor. Başta dil bilimciler olmak üzere kelime ithal etmeyi bir yozlaşma veya istilâ olarak görenler, millî kültürün tehlike altında olduğunu dile getiriyor. İthal kelimelerin bir dile yerleşmesinin kaçınılmaz olduğunu savunanlar ise kelime göçünün insanlığın ortak hafızasını oluşturduğunu dile getiriyor. Onlara göre, bir dilin gücü, sadece kendi ürettiği kelimelerle değil, başka dillerden aldığı kelimeleri kendi potasında eritip millileştirebilme ve dünyaya kendi kavramlarını ihraç edebilme yeteneğiyle ölçülüyor.
Anadolu'nun Doğu ile Batı arasında bir köprü olması nedeniyle Türkçe başka dillerden etkilendiği kadar diğer dilleri de etkiledi. Türk Dil Kurumu'nun verilerine göre Türkçede; kelime, deyim ve terimlerden oluşan 616.767 söz varlığı bulunuyor. Bu sayının yaklaşık 14 bini yabancı kökenli kelimelerden oluşuyor. Konuşurken yabancı bir kelime kullandığımızı çoğu zaman hissetmememizin nedeni, Türkçenin ses uyumlarına ve gırtlak yapısına uydurulması.
Türkçeye en çok kelime veren dil olan Arapça kelimeleri sadece dini veya hukuki değil, günlük hayatın merkezindeki duyguları, zamanı ve soyut kavramları ifade ederken de çok sık kullanıyoruz.
Türkçeye özellikle edebiyat, ev yaşamı, renkler ve doğa üzerinden sirayet eden birçok Farsça kökenli kelimeyi, fonetiği Türkçeye çok iyi uyum sağladığı için çoğunu öz Türkçe sanıyoruz.
Tanzimat dönemiyle başlayan ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında hız kazanan batılılaşma süreci, Türkçeye; Özellikle teknik, sanat, moda, bürokrasi ve modern yaşam terminolojisi muazzam bir Fransızca kelime akışı sağladı.
Özellikle 20'nci yüzyılın ikinci yarısından sonra, dijitalleşme, teknoloji, ekonomi ve popüler kültürün etkisiyle hayatımıza en hızlı giren ve her geçen gün sayısı artan İngilizce kelimeler, günlük yaşamımızı çepeçevre sarmış durumda.
Yüzyıllar boyunca deniz ticaretini elinde tutan Cenevizli ve Venedikli tüccarlarla Osmanlı denizcilerinin karşılaşması, Türkçeye birçok İtalyanca denizcilik terminolojisi kazandırdı.
Bu kadar teknik bilgiye biraz ara verip günlük hayatımızda çok sık kullandığımız bazı kelimelerin ortaya çıkış hikâyelerine bakacak olursak, karşımıza bir hayli ilginç olaylar çıkıyor.
Arapçadan dilimize geçerek başköşeye kurulan 'Aşk', bir tür sarmaşık olan 'Aşeka'dan türedi. Bu sarmaşığın çok çarpıcı bir özelliği bulunuyor. Tutunduğu ağacı yavaş yavaş sararak onun suyunu ve besinini emiyor. Zamanla ağaç kuruyor ama dışarıdan bakıldığında hâlâ yemyeşil, canlı görünüyor. Aslında yemyeşil, canlı görünen 'Aşeka'nın kendisidir. Ağaç artık kendisi değil, o sarmaşık oluyor. Tasavvuf, aşkı 'Aşeka' sarmaşığının özelliğiyle açıklıyor. Aşk, insanın gönlüne düşen bir sarmaşıktır. Aşığı yavaş yavaş sarar, onun benliğini ele geçirir. Sonunda âşık yok olur, geriye sadece aşkın kendisi kalır.
Gün içinde hiç düşünmeden, refleks olarak sarf ettiğimiz 'Selam', aslında insanlığın en eski barış anlaşması ve güvenlik protokolü olma özelliğine sahip. Arapçadaki 'Selime' kökünden türeyen 'Selam'; emniyette olmak, kusursuz olmak, tehlikelerden kurtulmak ve barış anlamlarına geliyor.
Antropolojik ve tarihsel açıdan bakıldığında; ilk çağlarda iki yabancı insan karşı karşıya geldiğinde bu her zaman bir ölüm kalım riski demekti. Karşıdakinin dost mu düşman mı olduğunu bilmenin tek yolu vardı; ellerini göstermek. İlk insan topluluklarında selam vermek, sağ eli havaya kaldırarak; "Bak, elimde silah yok, benden sana zarar gelmez, emniyettesin" demekti.
Arapçadaki 'Nefere'den türetilen 'Nefret', sanıldığı gibi doğrudan saldırmak veya yok etmek anlamına değil, tam tersine; ürkmek, kaçmak, bir şeyden tiksinerek uzaklaşmak anlamını taşıyor. İlkel insanlar için nefret, aslında bir hayatta kalma kalkanıydı.
İnsanlar, canını acıtan, onu zehirleyen veya varlığına tehdit oluşturan unsurdan kaçardı. Evrimsel süreç, kaçma ve uzaklaşma güdüsünü, tehdit oluşturan unsuru yok etme arzusuna dönüştürdü.
Yabancı dillerden Türkçeye geçen kelimeler olduğu gibi Türkçeden yabancı dillere geçen kelimeler de bulunuyor. Türkçeden diğer dillere geçen kelimeler, yüzyıllar boyunca kurulan kültürel, ticari ve coğrafi bağların göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle komşu coğrafyalar ve Akdeniz havzasındaki dillerde binlerce Türkçe kelime yer alırken, bazı kelimelerimiz kıtaları aşarak küresel ölçekte kabul gördü.
♦ Öz Türkçede olan 'Yoğurmak' fiilinden türeyen 'Yoğurt', neredeyse her dilde aynı şekilde kullanılıyor.
♦ Köşk, Farsça kökenli olsa da Osmanlı döneminde mimari bir terim olarak Türkçeleşerek İngilizceye 'Kiosk', Fransızca ise 'Kiosque' olarak geçti. Günümüz Avrupası'nda 'Büfe', 'Kulübe' veya 'Dijital satış noktası' anlamında kullanılıyor.
♦ Balık yumurtası anlamındaki 'Havyar', İtalyanca ve Fransızca üzerinden tüm dünyaya 'Caviar' olarak yayıldı.
♦ 'Bey armudu' anlamını taşıyan 'Bergamut', batı dillerine 'Bargamot' olarak aktarıldı.
♦ Sanskritçe kökenli 'Çakal', Türkçedeki kullanımı üzerinden batı dillerine 'Jackal' olarak geçiş yaptı.
Osmanlı İmparatorluğu döneminin uzun süre yaşandığı Balkanlar, doğal olarak Türkçe kelimelerin en yoğun olduğu bölge. Sırpça ve Boşnakça'da yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli kelime aktif olarak kullanılıyor.
Türk Dil Kurumu, zaman zaman yaptığı açıklamalarda bazı yabancı kökenliler için türetilen Türkçe kelimelerin kullanılmasını öneriyor. Açıkçası söz konusu o yabancı kökenli kelimeler öyle yer edinmiş durumda ki Türk Dili Kurumu'nun önerileri karşılık bulmuyor.