Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kıraç'ın oyuncu, senarist ve yapımcı eşi Ayşe Şule Bilgiç, HT Magazin'den Arif Hür'ün sorularını yanıtladı.

Ünlü şarkıcı Kıraç ile mutlu evliliği devam eden iki çocuk annesi Ayşe Şule Bilgiç, yeni projeleriyle adından söz ettirmeye devam ediyor.

Oyuncu, senarist ve yapımcı kimliğinin yanı sıra 2007 yılında çizgi film stüdyosu kuran Bilgiç, şimdi de Fenerbahçe Spor Kulübü’nün katkısıyla Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda bir çocuk kulübü kurdu. Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü’nü hayata geçiren oyuncu ile çocuklara ve çocukluğa dair bir sohbet gerçekleştirdik.

Fenerbahçe-Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü kimin fikriydi ve nasıl hayata geçti?

İki yıl önce Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım beni arayıp ‘Stadyumda çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak, onları eğitecek bir şeyler yapmamız lazım’ dedi.



‘YETİŞKİNLİK BİR HAPİSHANE’

Çocukluk projeleri neden sizin ilgi alanınızda?

Bizler yetişkin olduk belki ama çoğumuz çocukluğumuza dönmek istiyoruz. En büyük sorunlarımızdan biri, kimse insana yatırım yapmak istemiyor. Ama benim hedefim insana yatırım yapmak.

Yetişkinlere öneriniz nedir?

Günümüzde birey olarak duygularımızı tanımıyoruz. Birey olursam yalnız kalırım korkusu var. Bu nedenle biz özellikle bu atölyede tüketen değil, üreten bireyler oluşturmak istiyoruz. Düş kurmak ciddi bir iştir ve biz de düşlerimizi tek tek gerçekleştireceğiz.


Çocuklarla ilgili enerjinizin kaynağı nedir?


Bunun sırrı içimdeki çocuğun hiç büyümemesi. Bu hayatta kendimi düş işleri bakanı olarak tanımlıyorum. Yetişkinliğin bir hapishane olduğunu düşünüyorum. İnsanın özü çocukluktur. Bu özü çiğneyerek yaşayamayız.

Çocukların hayatına dokunabilmek size ne hissettiriyor?

Kâğıt üstünde belki iki tane çocuğum var ama aslında binlerce çocuğum var. Onların sevgileri bana güç veriyor.

'ÇİFTLİKTE HUZUR DEPOLUYORUZ'

Yılın belirli zamanlarında eşiniz ve çocuklarınızla Beykoz’daki çiftliğinizde yaşıyorsunuz. Şehrin içinde çiftlik hayatı yaşamak size nasıl geliyor?

Ailece toprağa dokunmaktan zevk alıyoruz. Her şeyi organik olarak hem kendimiz tüketiyoruz hem de çevremizdeki dostlarımıza hiçbir karşılık beklemeden dağıtıyoruz. Huzur depoluyoruz.