Filmlerden daha fazlası
Her kış içimizi ısıtan !f İstanbul, bu yıl eski senelerden bile daha heyecan verici bir programa sahip. 12-22 Şubat tarihlerinde İstanbul'da, 26 Şubat-1 Mart tarihlerinde ise Ankara ve İzmir'deki festivalin biletleri satışa çıktı bile. Gerek filmleri, yarışmaları, etkinlikleri gerekse müzikleriyle tüm dertlerimizi unutturacak ve kalbimizin yerini sorgulatacak 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nin en dikkat çekici anlarını sizin için derledik
Heja BOZYEL/HT CUMARTESİ
hejabozyel@htgazete.com
Her Aşk ve Başka Bi’ Dünya: Unutması zor filmler kuşağı
İş Bankası Maximum Kart ortaklığıyla düzenlenen !f’in, uluslararası yarışmalarından biri olan “Aşk ve Başka Bi’ Dünya” bölümünde bu yıl 8 film var. Yarışmanın en güzel yanlarından biri, jürideki tanıdık isimler arasında Pınar Selek’in bulunması. Yarışmanın hepimizin boğazında bir düğüme yol açacak, mutlaka izlenmesi gereken belgeseli: Tarlabaşı ve Ben. Marianna Francese ve Jaad Gaillet imzalı belgesel, bizi yanıbaşımızdaki bambaşka bir dünyaya götürecek. Aslında yarışmayı “izlemesi de unutması da zor” filmler kuşağı olarak da adlandırabilirmiş festival ekibi. Çünkü her film ötekinden çarpıcı. Mesela Paris’te sürgünde yaşayan Suriyeli yönetmen Ossama Mohammed’in, Suriye’de yaşayan Kürt yönetmen Wiam Simav Bedirxan’ın internet yoluyla gizlice gönderdiği görüntülerle birlikte yönettikleri film, “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi” tokattan daha beter bir deneyim gibi. Sergei Loznitsa’nın geçen kış Ukrayna, Kiev’de başkan Yanukoviç rejimine karşı başlayan sivil ayaklanmayı konu alan filmi “Maidan/ Meydan”; Jim Goldblum ve Adam M. Weber ikilisinin 70’lerden bu yana Yeni Delhi’nin meşhur sokak sanatçılarına ev sahipliği yapan gecekonduların yerine oteller ve AVM’ler yapmak için yıkmak isteyen hükümet ile yerli halkın karşı karşıya gelişini anlatan “Tomorrow We Disappear/Yarın Yokuz” bize yabancı gelmeyecek hikâyelerle dolu. Hepsine gidecek vakit ayırmak için gerekirse işinizden okulunuzdan rapor alın ama yarışma filmlerini kaçırmayın.
Küçük Müdahaleler
Festivalin güzelliklerinden bir başkası farklı mekânlarda yapılacak kısa film gösterimleri sonrasındaki tartışma ve sohbet programları. 17 Şubat’ta Salt Galata’da gerçekleşecek “Akıl Hastanesinde Hayat Var Mı?” bu programın en çarpıcı örneklerinden. Akıl Hastanesinde Hayat (2014), Türkiye’de ruh sağlığı alanında hizmet veren devlet kurumlarının iç yapılarına dair gözlemler sunabilmeyi, bu kurumlarda kalanların yaşadıkları sorunları görünür kılabilmeyi ve var olan açmazlara dikkat çekerek mevcut sisteme alternatif olası modelleri tartışmaya açabilmeyi amaçlayan bir film. RUSİHAK (Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi) tarafından Sağlık Bakanlığı izni ve Avrupa Birliği fonlarıyla Eylül 2012’den beri yürütülen bir sivil izleme çalışması sırasında çekimleri tamamlanan bu film Adana, Elazığ, Manisa, Samsun ve İstanbul’da bulunan çeşitli kapalı kurumlarda gündelik hayatı yansıtan görüntülere, izleme ekibinin hizmet alanlar ve hastane personeliyle yaptığı görüşmelere yer veriyor. Hakkında hep farklı hikâyeler dinlediğimiz, filmler izlediğimiz akıl hastanelerinin gerçeğiyle yüzleşmeye var mısınız?
Suriye’den gelen ses
!f 2015, Suriye için hoş bölümler ayırmış, Surye gerçeğini nasıl da iyi bir şekilde yüzümüze çarpmış belli değil! Bu yıl !f’te gösterilen ve Cannes’dan beri yılın en önemli filmlerinden biri olduğu konuşulan Gümüş Suyu: Suriye Otoportesi’nde de dinlediğimiz Noma Omran bizi şarkıları sayesinde Suriye’nin zengin kültürüyle ufak bir tanışmaya davet ediyor olacak. Filmlerle sınırlı kalmamış festival ekibi, işi müziğe hatta Babyon’a taşımış. 18 Şubat gecesi Babylon’da “Suriye Ses Veriyor” etkinliği için şimdiden ajandanızı ayarlayın. Suriyeli opera ve Arp sanatçısı Noma Omran ile tanışacaksınız. Ben diyeyim kalbiniz yerinden oynayacak, siz deyin ki Suriye’yle aramızdaki mesafe kısalacak. Gecede sadece film, müzik yok. Hikâyeler, sohbetler, şiirler de var.
Sabahlar olmasın
24 Ocak’ta The Hall’daki açılış partisinde Emika ile bizi festivale hazırlayan !f Müzik, 13 Şubat’taki açılış partisinde Kloster’i dağıtmayı planlıyor. Çünkü gecenin müzikleri Berlin’in hip partisi CockTail d’Amore’nin yaratıcıları Discodromo’ya emanet olacak. Kloster’ın her katında, farklı sahnelerde Havantepe, (((emre))) ve Özge & Ashkan sayesinde Techno’dan Indie’ye, Nu-Disco’dan House’un derinliklerine ineceksiniz ve danstan başınız dönecek. Ertesi gün için hiç plan yapmayın, bu gece kolay bitmeyecek. Geleneksel hale gelen !f Gökkuşağı Partisi ise 21 Şubat’ta ve bu kez Babylon’da. Tufan Demir gecenin açılışını yapacak ve bir Gökkuşağı klasiği olarak DearHead kapanışı yapacak. Gecenin asıl olayı ise, tüm cüssesi ile Hard Ton! İtalyan ikili Hard Ton, Disco ile Metal’i kadın ile erkeği birleştirir gibi birleştirecek.
Filmlerin müzikleri ve müziklerin filmleri
Festivalin bu bölümüne gelince derin bir soluk almak gerekiyor. Nereden başlamalı ki? Pulp güzellemesi, “Pulp: Hayat, Ölüm Ve Süpermarketler Üzerine Bir Film” kalbimizi 12’den vuruyor. 13 ve 15 Şubat’ta gösterilecek filmin salonları dolup taşacağa benziyor. Ama bu kadarla kalmayacak tabii ki program. Hazır yeni albümleri de çıkmışken, Belle & Sebastian sevenlerin mutlaka seveceği “God Help The Girl” bir Sundance festivali filmi. Müzikleri ise sabah radyoda çalsın isteyeceğimiz tarzda. Taylan Mutaf ve Uluç Keçik’in tekrar tekrar izlenilesi filmi Anadolu Break, festivalin müzik filmleri arasında. Anadolu Break, Red Bull BC One All Stars ekibinde yer alan, dünyanın en yetenekli Break dansçılarından Brezilyalı Neguin ve Amerikalı Roxrite’ın, prestijli Break dans ekibi Flying Steps’in kurucusu Amigo’ya (Kadir Memiş) katılmalarını konu ediniyor. Anadolu Break, bu üçlünün Anadolu’daki özgün dansları keşfettiği yolculuklarının hikayesi. Hiç beklemedikleri bir deneyime dönüşen bu ilginç yolculuk, kahramanlarımızı İstanbul’dan Aydın’a, Antalya’dan Kars’a uzanan birçok özel anla örülü bir serüvene dönüşüyor. “Bir Şehir, Ada” ile Montreal’e gidecek ve bu 2 kültürlü şehirdeki müziği keşfedeceğiz.
Queer nedir?
Korkusuz !f, her zaman gökkuşağının en büyük destekçilerinden olduğu için de kalbimizde ayrı bir yeri var. Bu yıl da tabii ki festivalde her renk/ırk/ dil/din/cinsiyete gösterdiği özeni devam ettirmiş festival ekibi. Ve bir “queer atölyesi” düzenlemiş. Queer ne mi? Wikipedia’ya göre “Eşcinsel erkek” demek. Ama siz “erkek” kısmını kaldırın. Kısaca “eşcins” diyelim her cinse. Queer, “kuir” diye okunuyor, bunda da hatamız olmasın. Ha bu arada atölyeden bahsetmek gerekirse; İstanbul Queer Art Collective 2012 yılından beri “Fluxus performanslarını günümüze ve ülkemize uyarlarlayıp ‘queer’leştirmek” olarak özetlenebilecek uzun süreli bir projeyi hayata geçiriyor. Her birini başlıbaşına bir iş olarak tasarladıkları performansları, videolarıyla kayıt altına aldılar. 21 Şubat’taki bu atölyede, katılımcılarla birlikte, kamusal alanda performans yapmak üzerine konuşacak ve sonrasında hep birlikte İstiklal Caddesi çevresinde bir performans gerçekleştirecekler. Başımıza neler geleceği belirsiz. Atölyeye katılım 20 kişiyle sınırlı; istanbulqueerartcollective@gmail. com adresine mail atarak yer ayırtın, geç kalan dışarda kalır! 13 Şubat’ta ise Salt Beyoğlu’nda Ben Vautier’in “Queer Seyirlik” adlı filmi var. Pek tekin bir film değil, yalnız gitmeyin derim!
2 film, 2 zevk 2 efsane grup
“Feast Of Friends & Pink Floyd London ‘66-’67” Paul Ferrera’nın filminde The Doors da var Pink Floyd da. Arkadaşların Şöleni 1968 yılında The Doors tarafından yapılmış, kameranın The Doors’un elemanları arasında gerçekten dolaştığı belki de tek film. Konserlerden görüntüler içeren filmin devamında Syd barret dönemi Pink Floyd’u var. Yani gerçek Pink Floyd. Gerçek bir 60’lar şöleni. 13 Şubat’ta, 12.00’de Cinemaximum Fitaş’ta.
Festival Bölümleri
Karanlık ve Köşeli: Gergin filmler kuşağı. Bu gece yarısı filmleri arasında Tokyo Çetesi ve Geceyarısı Dalışı merak uyandırıyor.
Aziz(e)ler, Şairler ve Meczuplar: Bir Can Bonomo şarkısı tadındaki adıyla bu güzel bölümde, her film başka bir tüyleri diken diken etme seansı gibi. “Fassbinder: Talepsiz Sevmek” içimizi gıcıklıyor şimdiden.
Ev: Bu bölümdeki belgeselimsi filmler içinde hangisini seçseniz evinize gidersiniz. Biz “Arı yetiştiricisi”ni seçtik. Sanat hayat İçindir! Hadi sanatı tartışalım mı? Önce çuvaldızı kendimize batıralım Kopya Kültürü & Türk Sineması’nı izleyelim.
Digiturk Galaları: Daha popüler filmlerden oluşuyor. Ne yazık ki arada seçim yapması çok zor. Tesellisi, bu filmler daha sonra da gösterime girecek, sinemada izlenebilecek filmler. (Hepsi değil.)
Keşif: Bu yıl 8. yılını kutlayan !f’in ödüllü yarışması‘Keş!f’, festivalin en merakla beklenen bölümlerinden. Bu 9 heyecan verici ve sıra dışı film, 5 bin dolarlık ödülü almak için yarışacak.
Oyun: !f’in seyirciyi oynamaya davet ettiği en eğlenceli bölümü. Bu sene ‘Oyun’ tuhaf tür filmleriyle, şaşırtıcı belgesellerle, kült adayı animasyonlarla, vampir komedileriyle ve kurt adamların, insanların içinden geçtiği hikâyelerle buluşturuyor bizi.