Türk sinemasının onur gecesi
Türk sinemasının en iyilerinin seçileceği geceyi TÜRSAK Vakfı Başkanı Engin Yiğitgil ve oyuncu Ceyda Düvenci anlattı
Ekin TÜRKANTOS/ HT CUMARTESİ
eturkantos@htgazete.com.tr
Sinemanın geçmişine sahip çıkmak, yeni isimleri onurlandırmak, sanatseverleri bir araya getirmek ve Türk sinemasının 100. yılını kutlamak amacıyla TÜRSAK (Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür) Vakfı’nın öncülüğünde 23 Mart’ta özel bir gece düzenleniyor. 200’e yakın jüri üyesi, 11 kategoride 110 ödül dağıtacak. Aynı zamanda “Seçici Kurul Özel Ödülleri” ile “En İyi Film” dalında da ödüller sahiplerini bulacak. CVK Bosphorus’ta, Türk sinemasının “en iyi ilk on’ları”nın ödüllendirileceği geceyi Ceyda Düvenci ve Yekta Kopan sunarken ENBE Orkestrası da sahnede olacak. Bu özel gece öncesinde TÜRSAK Vakfı Başkanı Engin Yiğitgil ve oyuncu Ceyda Düvenci ile buluştuk, Türk sinemasının bugününü konuştuk.
Ceyda Düvenci: Mücadele hikâyelerine ihtiyaç var
Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla düzenlenecek gecede sunuculuk yapacaksınız...
Böyle bir geceyi sunduğum için çok heyecanlıyım. Böyle gecelerde kendimi çok iyi hissediyorum. Bir yandan da bir filmimle böyle bir geceye katılmak çok isterim. Ancak sunucu olarak da işin mutfağında bulunmak ve tüm sinemacı arkadaşlarımla dirsek temasında bulunmaktan mutluyum.
Bir hikâyede oyuncu olarak ilk dikkatinizi çeken şey ne oluyor?
Oyunculukla ilgili kıstaslarım yok. Tamamen rol arkadaşlarıma, hikâyenin özüne ve beni bir oyuncu olarak nereye götürdüğüne bakarım, gerisi teferruattır. Hele konu televizyonsa...
Küçük bütçelerle iyi film çekmek mümkün mü sizce?
Elbette. Biz oyuncular sinemada zaten para almamaya o kadar razıyız ki. Vizyondaki filmlerde oynayan çoğu arkadaşımız arkadaş hatırına oynuyor o işlerde. Mesela bir haftada 120 dakikalık diziler çekiyoruz. Bu durumda küçük maliyetlerle çok daha fazla sinema filmi çekebiliriz.
Sizin bakışınıza ters gelen projelerle karşılaştığınızda ne düşünüyorsunuz?
Kabul etmemeyi seçiyorum. Herkesin bir yol haritası var. 40’lara yaklaşırken oyunculuğu başka bir yerden özümsediğim, çok okuduğum bir dönemde böyle bir işin parçası olmak istemem. Çok beğendiğim bir filmdeyse arkadan geçen biri bile olabilirim. Yeter ki sinema olsun.
Okuyup da “Keşke filmi yapılsa” dediğiniz bir kitap var mı?
Seray Şahiner’in “Antabus” adlı kitabı, bir kadın hikâyesi. Seray, çok başarılı yeni bir edebiyatçı, senarist aynı zamanda. Yapılırsa oynamayı çok isterim. Yeni Türk edebiyatçılarını çok beğeniyorum. Aslında “8 saniye” üzerine çok düşünüyorum. Ömer’lerin (Faruk Sorak) yaptığı şey çok doğruydu. Bu kadar kadının öldürüldüğü, şiddete uğradığı bir ülkede kişisel gelişimi anlatan filmlerin yapılması gerekir. Böyle gerçek hayat mücadele filmlerine ihtiyacımız var.
Herkesin kendi değerinin fark etmesini sağlayan hikâyeler değil mi?
Ben anladım ki bu düzenin içinde bizim istediğimiz gibi bir eğitim olamayacak. O zaman sanat kollarımızı bu uğurda kullanacağız. Sinemayla, söylemlerimizle eğiteceğiz. Ben, beni takip eden insandan 10 kitap daha fazla okuyorsam okuduklarımdan haber vermekle yükümlüyüm. Sosyal medyayı bunun üzerine çok kullanıyorum. Kitap listemi yaparken fotoğrafını çekip koyuyorum. Bir fotoğrafla bir milyon kişiye ulaşıyorum. Onların içinden 10 kişiye ulaşsam kıymetli değil mi? Sinemadan çıkan adam, filmde gördüğü kitabı alsa mesela, hoş olmaz mı?
Kızınız sinemada hangi hikâyelere ilgi gösteriyor?
Ben çocuk sinemasını çok keyifli buluyorum. Hatta büyükleri bile kapsadığını düşünüyorum. Asıl kanayan yara çocuk tiyatrosu. Bütün animasyonları ezbere biliyorum. Bana öğrettikleri şeylerden keyif alıyorum. Melissa’nın da bundan keyif aldığını görüyorum. Bizim büyürken izlediğimiz filmler, “Sevimli Günler” gibi filmlerle çocuğa “Hayat sadece bilgisayarlardan ibaret değil, sen kendin el yapımı oyuncaklarınla, evinin bahçesinde arkadaşlarını toplayabilirsin. Onlarla gerçek zaman geçirebilirsin” diye anlatabiliriz. Çünkü bunlardan uzak büyüyorlar ve bu beni üzüyor.
Engin Yiğitgil: Gerçek Türk filmi Kış Uykusu’dur
Türk sinemasının şanına yakışır bir gece için çalışıyorsunuz...
Bu bir taçlandırma gecesi. Elbette 100 yıllık sinemamızı bir geceye sığdırmak mümkün değil. Türk sinemasının 11 kategorisinde en iyi 10’ları belirledik. Ve bir kitap basacağız. Bu gecede anılarımızda kalan önemli isimleri de anacağız. Onlar adına akrabalarına ödüllerini sunacağız. Sanatçılarımızla bir arada olacağız. Gecenin sonunda “En İyi Drama” bölümünde halk oylaması yapılacak. Tek film ödüllendirilecek.
Neden özellikle drama alanında tek ödüle karar verildi?
Drama, tüm kategorilerin en üstü kabul edilir.
Türk sinemasının 100. yılı gündeme yenik mi düştü?
Türk sinemasının uluslararası yerinin çok daha iyi olduğunu biliyorum. Sinema hızlı büyüyen bir sanat kolu. Senaryo hikâyeden başlar. Bizde hikâye çok. Anadolu insanının hikâyesi topraktan geliyor. Sinemamızı uluslararası alanlara taşımak sadece yönetmenlerin değil bizim gibi kurumların da vazifesi. Kültür organizasyonu yapmak çok zor. Sinema ihtişam gerektirir. “Davetiyeleriniz neden böyle?” diye eleştirdiler. Elbette öyle olacak, sinema görsellik ve estetik taşır. Oscar töreni neden böyle ihtişamlı yapılıyor? Elbette bir bildikleri var. Sinema sanatçısı alkışlanmak ister.
Festivallerde derece alan bağımsız filmlerimiz, yurtdışında başarı gösteren yönetmen ve oyuncularımız var. Türk sinemasını uluslararası arenada nasıl görüyorsunuz?
Biraz geriden takip ediyoruz. Yurtdışında dizilerimizin gösterilmesi hoşuma gidiyor. Ama biz kolay alana hitap ediyoruz. Zor olan Kuzey Amerika ve Avrupa’ya girmek. “Muhteşem Yüzyıl” Çin’e girdi mesela, bu başarıdır. Fakat dizilerde senaryo hataları var. Dizi senaristliği birebir meslek olmalı. “Baba” filminin yönetmeni Francis Ford Coppala ile “Neden Osmanlı döneminin hikâyeleri anlatılmıyor?” diye sohbet etmişliğimiz vardı. Anlatıldığı zaman ne kadar büyük ilgiyle karşılandığını “Muhteşem Yüzyıl”dan görebilirsiniz. Ortak prodüksiyonlar yapmamız lazım.
Amerikan sinemasının aksiyon, Bollywood ve İran sinemasının sanatsal yapımları karşısında Türk sineması nerede duruyor?
Anadolu kültürü çok zengin. “Kış Uykusu”, Kapadokya’da çekildi. Anton Çehov hikâyelerinden oluşması ve Orta Anadolu’ya yerleşmiş bir entelektüelin hayatıyla ilgili diyaloglardan oluşması, görselliğin en üst düzeye ulaştığı iyi bir örnekti. Aslında gerçek Türk filmi budur ve uluslararası alanda Oscar’dan daha büyük bir ödülü kazanmıştır.
İyi dramanın püf noktası nedir?
Sadece hikâye. Tek bir cümle de olabilir. Ondan sonra yönetmenin gücü çıkar ortaya. Yönetmen filmin ilahıdır.
Türk sinemasında ışık kullanımı ve görsellik nasıl?
Görsellik ve ışık konusunda çok iyiyiz. Işığı iyi kullanan isimlerden ilk aklıma gelenler Zeki Demirkubuz ve Reha Erdem.
Genç oyuncu sirkülasyonuna nasıl bakıyorsunuz? Yeşilçam oyuncuları daha mı şanslıydı?
Kimse kızmasın ama şimdiki oyuncular daha kabiliyetli. Özellikle sinemadaki kadın oyuncularımız çok başarılı. Ama o oyuncular dizi şartlarının zorluğundan dizide aynı başarıyı gösteremiyor. Şimdikiler daha sade oynuyorlar. Hikâye, oyuncuların bakışlarına yöneldi ve yönetmenler bunu ışıkla çok iyi kullanıyor. Tek eksiklikleri var, İngilizce öğrenmek istemiyorlar. Dil öğrenseler hemen yer kapacaklarına eminim.
Komedi filmlere ilgiyi nasıl buluyorsunuz?
Komediye halkın bir açlığı olabilir. Ama filmlerin kalitesini beğenmiyorum. Komedide oynamak dramdan zordur. İyi gişe yapmaları önemli. Sinema seyircisi artsın ki para gelsin, endüstri olsun ve iyiler çıksın. Bütün bunların bir doyum noktası olacak. Hollywood şimdi 5. boyutu bulmaya çalışıyor. “Avatar”dan sonra olay değişti. Bilgisayarların sinemaya hükmetmesinin de sonu geldi. Çünkü oyuncunun vereceği tepkiyi bilgisayar efektiyle veremezsiniz.
11 kategori
Gecede Türkiye’nin kültür ve sanat hayatına ölümsüz eserler katmış “En iyi 10”
Drama Filmi
Komedi Filmi
Yönetmen
Drama Kadın Oyuncu
Drama Erkek Oyuncu
Komedi Kadın Oyuncu
Komedi Erkek Oyuncu
Görüntü Yönetmeni
Senaryo
Müzik seçilecek.
11’inci kategoride Seçici Kurul Özel Ödülleri dağıtılacak.