Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Perihan ÖZCAN/ pozcan@hthayat.com

Geçen on yılda en çok eseri ortaya çıkan, tabloları en değerli resimler listelerinde yer alan ressam Osman Hamdi Bey. Gün yüzü gören son tablosu Yeşil Cami Önü, 24 Mayıs’ta Antik A.Ş.’nin düzenleyeceği müzayedede 10 milyon TL fiyatla satışa çıkacak.

Yaptığı resimlerin bir listesi olmadığı için, Osman Hamdi Bey’in kaç tablosunun daha kayıp olduğuna dair bir fikir yürütülemiyor. Bunların bir kısmı çeşitli belgelerle yapıldıkları kesinlik kazanan ancak hiç ortaya çıkmamış ve izi sürülemeyenler. Bir kısmının ise var olduğu biliniyor ama nerede oldukları bilinmiyor. Fakat aralarından biri var ki, konusu ve ortadan kaybolma biçimiyle diğerlerinden ayrılıyor. Zira mihraba arkasını dönüp rahleye oturmuş bir kadın ve ayaklarının etrafına atılmış Kuran ve benzeri dini kitaplar resmettiği tablo, verdiği mesaj nedeniyle ressamın en çok tartışılacak eseri.

“Mihrab” ismiyle bilinen bu resim, Aret Portakal’dan Mesut Hakgüden’e geçtikten sonra Çiğdem Simavi’nin oldu ve en son Demirbank koleksiyonuna katıldı. Ancak bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devri sırasında ortaya çıkmadı.

Tablonun akıbetini önce Aret Portakal’ın oğlu müzayedeci ve antikacı Raffi Portakal’a sorduk. Babasının tabloyu konusu itibarıyla elinde tutmak istemediğini belirten Portakal “Simavi’den sonrası sıfır bilgi” dedi. Demirbank koleksiyonundaki “Mihrab”ın bankayla birlikte devredilip devredilmediğini sorduğumuz TMSF’nin yanıtı da kısaydı: “Kurumumuzda söz konusu tabloya ait herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.”

Peki Mihrab’ı nasıl okumalı? Tablo neden kıymetli? Osman Hamdi’nin diğer kayıp eserleri hangileri? Nerelerde olabilirler? Ne zaman ortaya çıkabilirler? Sorular çoğalırken, “Nazlı’nın Defteri” isimli sergi açıldı. Kızı Nazlı’nın eve gelen konuklara imzalattığı defterden yola çıkarak Osman Hamdi Bey’in çevresini inceleyen serginin küratörü önemli bir isimdi. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Edhem Eldem, Osman Hamdi Bey üzerine yoğun araştırmaları olan bir akademisyen ve ressamın kardeşi İsmail Galib Bey’in 4. kuşaktan torunu. Yazdığı katalog yazısında müzayedeye çıkacak “Yeşil Cami Önü” tablosunun adını koyan kişi olan Eldem, Osman Hamdi Bey ve Mihrab’ı konuşmak için en doğru isimdi. Okuyacağınız, Edhem Eldem ile Osman Hamdi Bey ve kayıp tablosu Mihrab üzerine yapılmış ilk ve tek röportajdır.

‘MIHRAB’IN ESAS ADI YARADILIŞ’ 

Osman Hamdi Bey’in eserlerinin bir listesi olmadığı için kaç eserinin kayıp olduğuna dair bir fikir yürütülemiyor.

Osman Hamdi epey dağınık bir adam. Konudan konuya atlıyor. Bütün resimlerinin çetelesini tuttuğuna inanmıyorum. Bu sanat tarihçilerinin işi. Problem şu ki tarihçiler sadece resim üzerinden gittiler, belgelere hiç bakmadılar. Oysa mevcut olmayan ama bazı belgelerde anlatılmış tablolar var. Osman Hamdi Bey Sözlüğü’nde bunu büyük ölçüde tamamlamaya çalıştım. Listesini yapmak niyetindeyim. Her gün yeni bir şey çıkıyor. Mesela Yeşil Cami Önü... Ama bu resim için “Kayıptı” denemez.

Varlığından haberdar mıydınız?

Hayır. Söylemeye çalıştığım şu: Asıl kayıplar, var olduğunu bildiğimiz ama bulamadığımız tablolar.

Mihrab adıyla bilinen Yaradılış gibi mi?

Yaradılış kaybolsa da son derece iyi röprodüksiyonları var. Dolayısıyla tarihçi olarak benim için kayıp değil.

Sizin kayıptan kastınız ne?

Bildiğim ama cismini, röprodüksiyonunu göremediğim, neye benzediğini bilmediğim tablolar. Beni asıl ilgilendiren onlar. Tabii ki yok olmasını istemem ama Mihrab bugün kül olsa da önemli değil. Ben o tablo üzerinde çalışabiliyorum. Vaktinde Mustafa Cezar’ın kitabı Sanatta Batı’ya Açılış ve Osman Hamdi için fotoğrafı çekildi. Bu belge benim için yeterlidir. Ama biliyorum ki Osman Hamdi 1870’lerde Sultan Abdülaziz için bir savaş resmi yaptı. Bunu Osman Hamdi’nin “Saray için çok büyük bir tuval yapıyorum” dediği mektubundan biliyoruz. Ama tablo yok. 

Hiçbir iz süremiyor musunuz?

Hayır. 1890’larda saray koleksiyonunun bir envanterinde Osman Hamdi’ye ait olduğu söylenen ama bugün mevcut olmayan tablolar var. Yine bir mektubunda Carl Humann’a “Saint Petersburg’da tablolarım var” diyor Osman Hamdi. Ne tablosu söylemiyor. Rus koleksiyonlarında Osman Hamdi bilmiyorum. Asıl bunlar kayıp. 

Osman Hamdi Bey Sözlüğü’nde, Mihrab adıyla bilinen tabloyu Yaradılış başlığında inceliyorsunuz.

Tablo Osman Hamdi hayattayken sergilediğinde kullanılmış isim bu. O sözlüğü yazdıktan sonra keşfettim. Tablo ilk kez 1901’de Berlin’de sergilenmiş. 

Yapıldığı yıl yani...

Evet. 1903’te Londra’da 2. kez sergileniyor. İki sergi kataloğunda da adı “Genèse”, yani “Yaradılış”. Mustafa Cezar “Adını bilmediğim, arkada mihrab olduğu için ‘Mihrab” diyorum” diyor. Olması gerekeni yapıyor. Problem, bugünkü tarihçilerin bunu hiç araştırmadan, sanki Osman Hamdi’nin kendi verdiği isimmiş gibi kullanmalarında. Osman Hamdi’nin eserlerinde isim önemli, çünkü mânâ oraya yükleniyor. Biz her şeyde mânâ bulmaya çok meraklıyız. Bunların hepsi bizim problemlerimizi veya dertlerimizi yansıtan isimler. 

Mustafa Cezar’ın kitabı Sanatta Batı’ya Açılış’ın 1995 baskısında, Mihrab’ın Demirbank koleksiyonunda olduğu yazıyor. Fakat 2000’de Demirbank TMSF’ye devredildi ve devir işlemleri sırasında tablo ortaya çıkmadı. Siz bu tablonun nerede olduğunu biliyor musunuz?

Hiçbir fikrim yok. 1995 baskısı için Ersu Pekin bu tablonun büyük boyda çok iyi dialarını çektiği için şükrediyorum. Tarihçi olarak ihtiyacım olan şey mevcut. Detayının ne olduğunu biliyorum, yorumlayabiliyorum. 

Mihrab’da yerde kutsal kitaplar var.

Kutsal kitap dediğiniz, bayağı Kuran... 

Başka kutsal kitaplar da var. Tezhibinden, şeklinden, Besmele’yi hafif görmemizden ötürü bunların en azından birinin Kuran olduğunu söyleyebiliyoruz. Beni çok şaşırtan kitap, Zerdüşt dininin kitabı Zend-i Avesta. Tespit edemediğim kitap, üzerinde Sakamuni olan. O da bir Budizm kitabı. Dolayısıyla belli ki Osman Hamdi bir şekilde bütün bu Doğu dinlerini bir kadının ayakları altında resmetmek istemiş.

Bir makalenizde “Benim bile reddedemeyeceğim bir mesajı olduğu açık” diyorsunuz.

Siz bir kadını rahleye oturtur, sırtını mihraba verir, yerlere de Kuran dahil farklı dini kitaplar, yanına da tütsü çıkan bir buhurdan koyarsanız artık “Burada mesaj yok” demek zor. Adı Yaradılış ve kadın hamile!

Mihrab’ı nasıl okumalı?

Burada aslında biraz din karşıtlığı var. Doğurganlık dinin üstüne konuyor. Tabiat, annelik, doğum, insanın kendini üretebilmesi, yaradılış... Buradaki yaradılış, Tanrı’nın yaratması değil, kadının bir can yaratması. Benim yorumum en basit haliyle şu: Osman Hamdi bu tabloda kadınlığı, annelik olarak dinin, dogmanın üzerinde bir yere koymak istiyor.

‘SARAY MİHRAB’IN FARKINDA DEĞİL’

 Yerdeki kitaplar arasında neden İncil, Tevrat yok sizce?

Osman Hamdi genellikle Doğulu temalar işliyor. Kuran’ı, Zerdüşt dinine ve Budizm’e ait birer kitabı koyması o Doğu çerçevesine uyuyor. Belirli dinleri tenkit etmeyi, bazılarını korumayı düşündüğünü hiç sanmıyorum. İşin komik tarafı, Londra’da sergilendiğinde kimsenin bunun farkına varmaması. Tabloyla ilgili rahatsızlık, kadının elbisesinin cırt sarı olmasından kaynaklanıyor! Rahleye “X şeklinde iskemle” diyorlar. Arkadaki mihraba mihrap değil Kahire usulü “çiniler”, yerdeki kitaplara da “Fars ve Arap kitapları” diyorlar. Kimse buradaki dini mesajı görmemiş, yakalamamış.

İki kez yurtdışına çıkıp başına bir şey gelmeden İstanbul’a dönebilmesinden, Mihrab’ın sarayda rahatsızlık yaratmadığı sonucunu çıkarabilir miyiz?

Bence görmemişlerdir. Bazı tabloları için diplomatik valizini kullandığını, sefaretlerin yardımını istediğini biliyorum. Bunu tablolarını yurtdışına kaçırmak için değil, bu yol daha emin ve kolay olduğu için yapıyor. Sansüre ya da sarayın hafiyelerine takıldığını sanmıyorum. Resmi bir yazışma da yok. 

Osman Hamdi Bey’in bir torunu, tablodaki kadının evdeki Ermeni hizmetçi olduğunu söylemiş. Siz ise Osman Hamdi’nin kızı Leyla Hanım olduğunu düşünüyorsunuz.

“Karısı Naile” de dendi ama değil. Tablodaki kadının, kızı Leyla’ya benzeyen tarafları var. Leyla 1902’de 1 Mayıs’ta Nimet’i doğuruyor. Tablonun 1901’de yapıldığını ve 1903’te sergilendiğini öğrendiğimde Leyla olduğunu düşündüm. Sonra keşfettim ki Yaradılış 1901 Mayıs’ında yapılmış. Leyla’nın hamile olamayacağı bir tarihte sergilenmiş. O zaman bütün teorim suya düştü.

‘Gérôme’un Tanagra heykelinden esinlenmiş’

Osman Hamdi’nin Mihrab’ı yaparken Gérôme’un Tanagra isimli heykelinden esinlendiği fikri tabloyla ilgili yorumları nasıl etkiler?

Hiç etkilemez. Kadının pozu, Tanagra heykelindeki kadının pozuyla aynı. Birkaç yıl evvel Paris’te bir Gérôme konferansında Osman Hamdi üzerine konuşurken Yaradılış’ı gösterdim ve Gérôme uzmanı bir küratör “Bu Tanagra!” dedi. Elimdeki mektuplara baktım ve 1890’da Gérôme’un Osman Hamdi’ye bir mektubunu buldum. Paris’e gittiğinde Tanagram’ı görüp beğendiğini söylüyordu. 

Tablodaki objelerle ilgili zaman içinde ulaştığınız yeni bilgi belge var mı?

İki kişi, Sakiyâ Mevlâ gibi okuduğum şeyin Budizm’in kitabı Sakiya Muni olabileceğini söyledi. Mantıklı geldi. Zend-i Avesta varsa Sakiya Muni niye olmasın?