Kuvvetli İspanyol rüzgarı esiyor!
Arzu Çevikalp, 2014 yılının önemli festivalleri ve Javier Bardem hakkında yazdı…
ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com
Festivaller yaklaşıyor ve daha şimdiden onların ablukası altına alındık. Festivallere konuk olan, değerli oyuncuları görmek için, birçoğumuz sırada bekliyor. Tabi bazen hayallerimiz bir bina misali yıkılıyor, ama biz bu duruma alıştık. Hepimizin görmeyi arzuladığı isimler var elbet… Bu yüzden festivallerin özel bölümlerini kaçırmamak gerek. Öyle görünüyor ki, bu yıl festivallerde çok orijinal filmler izleyeceğiz, o filmler aklımıza kazındığı zaman onların hizmetkârı olmuş olacağız. Hizmetimiz yedi yirmi dört saat sürecek yani… Haydi, ne duruyorsunuz harekete geçin hemen (!)
Nice oyuncular gördük üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördük içinde oyuncu yok, bunu neden mi söyledik, açıklayalım. Çoğu zaman burnumuzun dibindeki başarılı oyuncuları göremeyip, çok uzaklara gidiyoruz. Bazen uzaklara gitmek işe yarıyor, ama her zaman değil. Genelde yeteneği olmayan çok yakışıklı, karizmatik ve güzel giyinen bir süper model ya da medyatik birini gördüğümüz zaman bundan iyi bir oyuncu olur diyoruz, peki oluyor mu? Yoruma açık… Ortada su götürmez bir gerçek varsa, o da Dünya ülkelerinden çok başarılı oyuncuların çıkıyor oluşu, hatta o oyuncular çoğu zaman gözlerini Hollywood’a bile dikiyorlar. Dünya çapında tanınan o kadar değerli İspanyol oyuncular var ki, onları perdede izlerken mimiklerinden, bakışlarından ve oynadığı karakterlerden (hikâyeler ve karakterler birbirlerinin üzerine doğru bir şekilde oturuyor) etkileniyoruz. Keşfedemediklerimiz konusunda ise hiç konuşmak istemiyoruz bile… Onlar büyük bir heyecanla keşfedilmeyi bekliyorlar. Birileri de bizi elimizden tutup sete götürse diye düşünüyorlar belki de… Sükût-u hayal yaratan İspanyol oyuncuları da yok değil (!)
Hollywood çoğunu görüyor, ama biz halen İspanyol sinemasına ve İspanyol oyunculara kayıtsız kalıyoruz. Bunun önüne geçmek gerekiyor, yoksa onca güzel İspanyol filmlerinden ve İspanyol oyuncularından mahrum kalacağız. O halde soruyoruz: “Nedir bu İspanya ve İspanyolları özel kılan?” Rollerine kene gibi yapışmaları ve yapay oyunculuktan uzak duruyor oluşları… Büründüğü karakterler çoğu zaman,gerçek mi değil mi anlayamıyoruz. O kadar gerçekçiler yani… Bir de çok değişik albenileri var. Rol yapmıyorlar, adeta ruhlarını, o karakterin ruhuna işliyorlar sanki… İspanyol Sineması için de aynısı geçerli. Hikâyeyi perdede izlerken, efektlerin büyüsüne kapılmadan, hikâyede geçen olayları ve mekânları dikkatlice analiz ederek, ‘öyküleme’ tekniğindeki yetkinliği görüyoruz. Hikâyelerin felsefi ve psikolojik açılımlarını bulmak için hikâyenin içine gizlenen tezleri bulup çıkarttığımız takdirde, İspanyol Sineması’nı çözmüş oluyoruz. Gerçeklerden yola çıkan İspanyol Sineması, tamamıyla hikâye odaklı çalışıyor ve hikâyeyi gerilim motifleriyle süsleyerek, seyirciyi içten içe kuşatıyor ve böylece merak devreye giriyor. Meraklı gözlerle perdede neler olup bittiğine bakıyoruz. Sahneler arasında geçiş yaparak, kurgunun bizi nasıl evirip çevirdiğini anlayamıyoruz bile… Hem oradan, hem buradan fırlayan korkutucu karakterler de yok, her şey senaryonun matematiğine göre gelişiyor. Sıkı bir denklem söz konusu…
Bunları neden mi yazdık? Çünkü Ekim ayında ‘51. Antalya Altın Portakal Film Festival’inde İspanyol Sineması ile ilgili bazı özel gösterimler olacak. ‘21. Adana Altın Koza Film Festival’inde“Akdeniz Kısa Film Seçkisi Yarışma” bölümünde-adından anlaşıldığı üzere-bazı İspanyol filmleri (belli değil) yarışabilir. Umuyoruz ki, “Ulusal Uzun Metraj Yarışma” bölümünde de İspanyol Filmleri gösterilir. Aldığımız bir habere göre ‘51. Antalya Altın Portakal Film Festival’ine ünlü yönetmen PedroAlmodovar ve oyuncu JavierBardem konuk olacakmış. İnşallah davete icazet ederler diyerek, önemli bir konuya yüzümüzü dönmek istiyoruz. ‘Altın Portakal Film Festivali’nin böyle bir bölüm hazırlıyor oluşu gerçekten çok mantıklı. Artık zamanı geldi de geçiyordu, neyse ki gerçek oldu. Türkiye ve İspanya arasındaki bağların kuvvetlenmesi adına böyle bir şeyin yapıldığı açık bir şekilde ortada… Biz bunlarıngerçek olmasını dileyerek JavierBardem’in oyunculuğunu ele alalım dedik. Bardem Türkiye’ye gelir mi, ne dersiniz?
Javier Bardem kimdir?
Javier Bardem (JavierÁngelEncinasBardem ) 1969 yılında LasPalmasGranCanaria’da dünyaya gelen ve her rolün altına girebilen İspanyol oyuncudur. 2000 yılında “BeforeNightFalls” filmiyle “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Oscar’a aday gösterilen oyuncu 2000’de “NightFalls”, 2004’te de “Mar Adentro” ile Altın Küre’ye aday olur. Amerika’lıCoenKardeşler’in çektiği “No Country Old Man” (İhtiyarlara Yer Yok, 2007) ile de Oscar heykelciğini kucaklar. Javier kendisine çok güvenen bir oyuncu olduğu gibi, iddialı laflar etme konusunda oldukça iddialıdır. Ayrıca Bardem kendini sıkça sanatçı olarak değil, ‘işçi’ olarak tanımlar. Bardem’in ilginç olduğunu biliyorduk ama bu kadarını tahmin etmemiştik doğrusu… Bardem’in oyunculuktaki, en büyük avantajı amcası JuanAntonioBardem’in senarist oluşudur. Küçük yaşta televizyon serilerinde oyunculuğa başlayan Bardem, kısa bir süre ‘Uluslararası İspanyol’ takımında rugby oynar. Tabi bu Bardem için sadece bir hobidir. Setlerde toz yutarak büyüyen ve oyuncu olmak için çabalayan Bardem’in oyunculuk yapmadan evvel Madrid’de dört yıl boyunca, resim eğitimi aldığı akınıza gelir miydi hiç? Bardem’den ressam olur mu, diyorsunuz belki de… Haklısınız olmaz, çünkü Bardem oyuncu olmak için doğmuş. Sonuçta Bardem kötü bir ressam olduğunun farkına varıp kariyerini yarıda bırakır. Dram ve komedi filmlerindeki üstün başarısı ile tanınan Bardem, sansasyon yaratmayı çok seven bir oyuncudur aslında…
Javier Bardem nasıl bir oyuncudur ve hangi filmlerde rol almıştır?
‘Poker surat komedisi’ yapar gibi oynayan Javier Bardem hem ciddi, hem de neşeli bir surat ifadesine sahiptir. Bin bir surat olarak nam salan Bardem, kara komedi türündeki “JamónJamón” filmiyle ilk önemli çıkışını yapar. Ama biz Javier Bardem’i hangi filmiyle tanıdık derseniz hemen aktaralım. Senaryosunu Mateo Gilve Alejandro Amenábar'ın birlikte yazdığı “Mar Adentro” (İçimdeki Deniz, 2004) 28 yıl önce geçirdiği kaza sonucu tetraplejikdurumda olan Ramón Sampedro adlı eski bir gemi makinistinin, ötenazi isteğini konu alır. Denize ve yüzmeye tutkuyla bağlı genç bir adamken, geçirdiği bir kaza sonucu, felç geçirip yatağa bağlanan Ramón’un hayatı işkence gibi geçmektedir. Ramón karakterini kuşanan Javier Bardem’in kendini gizli bir kahraman gibi o karakterin içine gömüşü gerçekten çok dokunaklıdır. Böylesine genç bir aktörün yaşlı bir gemi makinistine can vermesi, aktörün başarısını ortaya koymakla kalmaz, aynı zamanda sanatını ortaya koyar. Bardem’inyaşam ve ölüm arasında oluşu karaktere tam olarak bağlandığının önemli bir göstergesidir. Hiç kıpırdamadan bir oyuncu nasıl oynar, sorusuna şöyle yanıt veriyoruz: Eğer karşımızda Javier Bardem gibi bir oyuncu varsa, neden olmasın ki… Biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir karakterin hayatına ruhunu katan, ‘melodramatik’ ve ‘dramatik’ unsurları yıkmadan karakteri özgürlüğüne kavuşturan Bardem, yaşamın bir hak olup, mecburiyet olmadığına inanan karaktere avatar misali bağlanmıştır.Bardem bu rolü ile “Venedik Film Festivali”nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü; “İçimdeki Deniz” ise 77. Akademi Ödülleri ve 62. Altın Küre Ödülleri'nde “En İyi Yabancı Film” ödülünü alır. “Goya Ödüller”'nde ise film 14 farklı dalda ödül kazanır.
Suratındaki yüzlerce kası aynı anda çalıştırmayı başaran Bardem, çoğu zaman sert, çoğu zaman da flörtözbakışlarıyla, perde karşısındaki seyirci ile kontakt kurmayı es geçmez, onlara bir şeyler ifade etmeye çalışır. Bardem bazen romantik olduğu kadar, duygusaldır da… Bize katı bir karakter profili çizen usta oyuncu, kafasındaki fikirleri gizlemeyi sever. Kadınların aklını başından alan beyaz atlı bir prenstir Bardem… Güçlü bir votka gibi hayranlarını sarhoş eden Bardem, hiç düşünmeden karakterinin sınırlarını belirler.
Bardem ve Hollywood deyince ilk akla gelen filmler “Vicky Cristina Barcelona”, “Skyfall”, “Eat, Pray, Love” , “Love in the Time of Cholera”, “No Country Old Man” dir. İspanya için ise “Los Lunes Al Sol”dur. Hollywood ile sağlam ilişkileri olan natüralist aktör Bardem, doğaçlama konusunda kendini aştığı için, karakterlere kendinden özellikler ekler. Sadece senaryoya bağlı kalmayarak, oynadığı karakterlerin mottosunu oluşturan Bardem, doğal ve gerçekçi olmaları adına birçok yöntem dener. Zaten Bardem’in alamet-i farikası da bu olsa gerek. Düşünsenize bir İspanyol oyuncunun James Bond gibi bir filmde yer aldığını… “Skyfall” filminde kötü ve deli bir karakter olan Silva’yı canlandıran Bardem, bizi gerçekten kötü olduğuna öyle bir inandırmıştır ki, neredeyse Bardem’i hiç tanımasak onun Silva olduğuna kanacaktık belki de… Farzı-muhalBardem,Silva karakterine böyle bir yön çizmemiş olsaydı, film biraz yavan kalacaktı, çünkü Silva karakteri filmin can alıcı noktalarından biriydi. “No Country For Old Man” için de aynı benzetmeyi yapabiliriz. Kötü karakter yaratmayı seven Coen Kardeşler tıpkı “Skyfall”da olduğu gibi Bardem’i kötü bir karaktere dönüştürürler. Bardem de kötü karakterleri canlandırma konusunda, bir hayli ün yapmıştır. Bardem kötünün kötüsü olmayı seçerken, Coen’lerde karakterin bütün özelliklerini Bardem’e teslim ederler. Bu yüzden Bardem karakteri kendi istediğine göre yönetir.
Otorite olmak konusunda üstünlüğünü gösteren Bardem, içindeki canavarı dışarı çıkartarak, yeni kimliğini ‘bakın işte burada’ diye tüm dünyaya gösterir. Gözlerindeki nefreti karaktere akıtan Bardem, oynarken fiziğini düşünmez, rol gereği salya sümük ağlar ya da tam tersini yapar. Bütün Bardem filmlerinden yazıda bahsedemesek de, hepsinin birer inci kadar değerli olduğunu unutmamak gerekiyor.
Sonuç itibariyle; JavierBardem, rol mekanizmasını iyi çalıştıran, sistemi zorlayan, kendi tekniklerini senaryoya monte eden, yenilik katan, inandırıcı, bağlayıcı ve düzenli bir oyuncudur. Onunla beraber çalışmak bir lütuftur. Herkesin yüzüne gülmez bu şans… Bütün duyguları aynı anda yaşayabilen Bardem, hem denileni hem de kendi dediğini yapar. Filmin içine usulca sokularak, bize oradan el sallar. Kendine tam anlamıyla güvenen Bardem, şu sıralar “TheGunman” ve “TheLastFace” projelerine hazırlanıyor. Bardem, “TheGunman” filminde başrolü SeanPenn ile paylaşıyor. “TheLastFace” filmi hakkında henüz net bir bilgi yok. Filmleri en kısa zamanda izleme şansına erişiriz umarım…