Ölenler, elveda diyenler ve penguenler
Kerem Akça, DVD'si çıkan dört filmi değerlendirdi
KEREM AKÇA /HABERTURK.COM
keremakca@haberturk.com
Vizyona girmeden DVD’leri çıkan dört filmi ele aldım.
“Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı”: Cafcaflı başlangıç, sakin veda
Veda animasyonunu geçen yıl üreten Hayao Miyazaki’nin bu hüzünlü kararını taçlandıran bir belgesel. “Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı” (“Yume to Kyôki no Okoku”, 2013), “Rüzgar Yükseliyor”un (“Kaze Tachinu”, 2013) yapım aşamasının son yılında Studio Ghibli’de olanlara bakıyor. Bu sayede de Toshio Suzuki, Isao Takahata ve el çizimlerinden bir sanat kariyeri çıkarıyor.
Stüdyoda önlüğüyle dolaşırken sıradan günlerde kedisini seven Miyazaki, emeğiyle ‘anime ustası’ yakıştırmasını hak ediyor. Son animasyonu “Prenses Kaguya Masalı”nın “Kaguyahime No Monogatari”, 2013) daha iyi olduğu senede Takahata’nın nezaketi de takdir edilesi. Zira Miyazaki’ye gösterilen ilgi ve alakayı kıskanması da mümkündü. Buna paralel olarak kelimenin tam anlamıyla ‘mecburi rekabet’ projenin kimi kısımlarında öne çıkmakla kalıyor. İkinci belgeseline imza atan Mami Sunada, burada işin ucunu 1963’te başlayan Toei Animation yıllarına kadar götürmüş, arşiv fotolarından da beslenmiş.
Ama esas hedef 1979’da “Cagliostro Şatosu” (“Rupan Sansei: Kariosutoro No Shiro”) ile sinemaya cafcaflı, heyecanlı ve capcanlı giren Miyazaki’nin son karedeki sakin yürüyüşü olmuş. Sabit kamerayla alınan Ozu’vari çerçeve manidar. Adeta bir “Tokyo Hikayesi” (“Tôkyô Monogatari”, 1953) de bu damardan çıkmış. Yönetmen, bir manga çizeri, bir anime yaratıcısı/yapımcısı olmasının yanı sıra duygusal da bir insan. Böylece onu fazlasıyla anlamlı ve yer yer hüzünlendiren bir insanlık öyküsünde görmek şaşırtmıyor.
Deneyimlediğimiz sinema belgeseli, Japonya’nın anime fabrikası Studio Ghibli’nin içerisindeki birçok şeyi öğrenmemizi sağlıyor. Ama bilinen bilgilerden ziyade özel hayata dair gizli detaylar canlanıyor. Bunların samimi bir şekilde sunulması, gösterişten özellikle kaçınılması animelerin üretim aşamasına dair bilgilendirici oluyor. Miyazaki’nin sürekli çocuklara animasyon yaptığını kendi ağzıyla söylemesi gibi nokta atışları ise ‘birinci ağızdan’ yanımıza kar kalıyor.
FİLMİN NOTU: 6.7
“Yedi Dayanılmaz Gün”: Aile buluşması
Shawn Levy, stüdyoların içindeki memuriyetiyle bilinir. Genelde komedi filmlerinde çalışmış, 10’un üzeri eser vermiştir. “Müzede Bir Gece” (“Night at the Museum”, 2006), “Çılgın Bir Gece” (“Date Night”, 2010), “Pembe Panter” (“The Pink Panther”, 2006) onun en kaliteli işleridir. Burada Jonathan Tropper’ın romanından bir ‘dramedi’ye imza atıyor yönetmen.
Aslında komedi ile dramı harmanlayarak Oscar projesi çıkarmak isteyen bir iş bu. 20 milyon dolarlık bütçesiyle meselesi olan bir filme dönüşüyor mu? Aslında Jason Bateman, Adam Driver, Tina Fey, Kathryn Hahn, Rose Byrne, Jane Fonda, Timothy Olyphant gibi isimler kendilerini fazla kaptırmışlar.
Bateman ve Fonda’nın bayat atışmaları bize hiç tesir etmiyor örneğin. Klasik ‘aile buluşması filmi’ formülünde yapılanlar çok mekanik duruyor. Böylece filmin yarısına yakınında takım elbise ile skeçleri alınan oyuncular için verilen ‘kamera, hazır, başla!’ komutunu duymak kaçınılmaz hale geliyor. Ailenin içine yıllar sonra yeniden giren bireylerin çok basit söylemleri tetiklediği kesin. İşin enseste, çarpık ilişkilere açıldığını anlatmak pembe dizilerinden hallice bir durum getiriyor.
2.35:1’de bir stüdyo filmi seviyesi var. Görüntü yönetimi, sanat yönetimi belli bir seviyede. Ama mesele ‘dramatik yapı’nın gelişim aşamaları olunca Bateman dışındaki karakterler çok fazla katkı vermiyor. Levy’ye ise proje ağır gelmiş. Yine 2014 Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan “Hakim”e (“The Judge”) benzer bir başarısızlık canlanıyor. “Yedi Dayanılmaz Gün” (“This is Where I Leave You”, 2014) böyle bir film. Stüdyolara komedi filmleri üreten Dobkin ve Levy’ye ciddi formüllere kaymak yaramamış.
FİLMİN NOTU: 4.5
“Madagaskar Penguenleri”: ‘Neşeli Ayaklar’ı izlememiş miydik?
‘Madagaskar’ (‘Madagascar’) serisi bir hayvan animasyonu idi. Ancak samimi karakterleriyle eğlendirmeyi, hayvanat bahçesinden kaçış hikayesine bağlamayı becermişti. DreamWorks Animation’ın perde eğlencesi izlenesi ürünlerden biriydi.
Ama şirket elde malzeme kalmadıkça “Evim”deki (“Home”, 2014) ‘Minyonlar’dan sonra “Madagaskar Penguenleri”nde (“Penguins of Madagascar”, 2014) de “Neşeli Ayaklar”dan (“Happy Feet”, 2006) çalıp çırpmış gibi gözüküyor. Açıkçası oradaki belgeselden de beslenen animasyon tekniği iz bırakmıştı. Burada tam zamanlı eğlence hedefiyle yola çıkıp bilimkurguyla bağ kuran yan bölüm (spin-off) temsili ne kadar yetkin?
Bu formatın yanındayız ama esas serinin kahkaha adedinin yarısı bile canlanmıyor. Zaten bana kalırsa zürafa tiplemesi ve Sacha Baron Cohen’in seslendirdiği Julien daha komikti. Senaristler onların türlerinin üzerine yoğunlaşabilirdi. Penguenlerin bir kısmı şekilsiz gibi gözüküyor üstelik. Eric Darnell’in ‘Madagaskar’ serisinde Tom McGrath ile birlikteliğinin buraya taşınmaması belki de bir ‘kolu kanadı kırık temsil’ getiriyor. McGrath’ın sadece seslendirme kadrosuna kaydırılması bir tarafa “Arabalar 2” (“Cars”, 2011) bir nebze tutan ‘ajan filmi’ damarı burada hiç rayına oturmuyor. Hollywood’da artan yan bölümlerin en başarısızları arasında “Madagaskar Penguenleri”ni de anacağız.
FİLMİN NOTU: 4
“Northern Soul”: 70’lerde geçen tatsız DJ öyküsü
İlk filmini çeken bir kadın yönetmenin, Elaine Constantine’in imzasını taşıyan eser, İngiltere’nin müzik kültürünü keşfe çıkıyor. 70’lerde Amerikan black soul türünü öğrenen iki gencin yaşadıkları önümüze seriliyor. Şiddet ve uyuşturucunun da içine dahil olduğu hikaye umut ve mizahı her daim önde tutuyor.
Steve Coogan’ın varlığı bir yana soundtrack da ilgi çekici. Ama bu döneme dair çok film izledik. Burada da bir duygu eksik. Sinematografi ve kurgu her şeyi kalıbına uydurmayı abartmış. Sadece o yılların dokusunu kalkındırma adına basit bir hamle var. Yönetmenin acemiliği de bu durumun peşine takılıyor, dizi seyirliğine yaklaşan bir işe yol açıyor.
Temiz çekilmiş bile diyemeyeceğimiz eser tabiri caizse ‘idare ediyor’… Bu durum karşısında da bazı şeyleri kabullenmek gerek aslında. Zira bir dönem, bir müzik türü, bir macera var. Kuzey İngiltere’den ABD’ye uzanan soul yolculuğu ise ‘tamam da…’ dedirtiyor. İki DJ’in umutlu varoluş serüveni, modern rejisiyle dikkat çeken, bu hafta vizyona girecek “Cennet”i (“Eden”, 2014) yeniden izleme arzusu yaratıyor.
FİLMİN NOTU: 3.6
KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ
1-Açlık (Hunger)
2-Sen Aydınlatırsın Geceyi
3-Kayıp Kız (Gone Girl)