Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Ahmet Hakan'ı şaşırtan dava

        Ahsen Unakıtan'ın uzun süren mutlu evliliğini ve eşine olan sevgisini söz ve

        tavırlarıyla dile getiren bir kişi olduğu belirtilen kararda, ''Unakıtan,

        toplumumuzda sevgisizliğin yoğun olduğu, eşler arasındaki geçimsizliklerin ve

        boşanmaların arttığı bir dönemde, sevgi ve saygının örneğini vermek suretiyle

        topluma da olumlu bir mesaj vermeye çalışan bir kişidir'' denildi.

        Kararda, avukatlık yapmasa da Ahsen Unakıtan'ın aydın bir kişi olarak

        fikrini beyan etmesi ve eşi de olsa Maliye Bakanı'na soru yöneltme hakkı

        bulunduğu ifade edilerek, bu yöndeki haberlerde kişilik haklarına da saldırıda

        bulunulmaması gerektiği belirtildi.

        Gerekçeli kararda, dava konusu yazıdaki sözler ve ithamların kişilik

        haklarına saldırı niteliği taşıdığı sonucuna varıldığı ifade edilerek, yazıyı

        kaleme alan köşe yazarı Ahmet Hakan Coşkun ve yazıyı yayınlayan Hürriyet

        Gazetesinin, Ahsen Unakıtan'a yasal faiziyle birlikte 3 bin YTL manevi tazminat

        ödemesine karar verildiği kaydedildi.

        DAVA KONUSU YAZI

        Hürriyet Gazetesinde 19 Şubat 2006 tarihinde yayınlanan ve köşe yazarı Ahmet Hakan Coşkun tarafından kaleme alınan ''Aysen Yenge Portresi'' başlıklı yazıda, Ahsen Unakıtan'ın kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddia edilmişti.

        Unakıtan'ın avukatı tarafından açılan manevi tazminat davasında, 7 bin 500

        YTL tazminata hükmedilmesi talep ediliyordu.

        İŞTE O YAZI:

        UTANIYORUM ama yine de itiraf etmekten kendimi alamıyorum. Son günlerde en fazla merak ettiğim konu şudur:

        Acaba Kemal Abi, Ahsen Yengenin Ah Sayın Bakanımız! Seni çok seviyoruz diye aşkını kamusal alana taşıyışlarını, hastane çıkışında Kemal Abiye arkadan sarılışlarını ya da o korkunç aşkın-taşkın hallerini nasıl karşılamaktadır?

        Gıcık mı olmaktadır?

        Yoksa...

        Ulan sempatiye bak be! Keh keh keh mi demektedir?..

        Mesela...

        Ahsen Yenge, en son iktisadi yönü ağır basan o ciddi panelde, birden mikrofonu kapıp, Sayın Bakanımız! Şu Çin'in hali ne olacak Allah aşkına? Adamlar Yecüc Mecüc kavmi gibi durmadan çoğalıp dünyayı işgale hazırlanıyorlar? Her soruna çözüm bulan engin iktisat tecrübenizle şu Çin belasını durdurmak için neler de planlıyorsunuz bakayım? tarzında bir soru sordu ya...

        Diyorum ki:

        Acaba Kemal Abi, bu soru karşısında nasıl bir ruh haline girdi?

        Mostrayı bozmamaya azami özen göstererek durumu idare etmeye mi çalıştı?

        Ya da...

        İçinden Ulan şu bizim hanımdaki akıllara bak! Neler de biliyor böyle? Bir de bize irticacı derler... Şu özgüvene, bu kültüre, şu belagata bak! Helal olsun be hanım diye mi geçirdi?..

        Yoksa...

        Ah Ahsen ah! Yine rezil ettin beni... Ulan düştüğümüz duruma bak! Soru da bitmek bilmiyor. Villa, Ofer, likit ve pastörize yumurta derken bir de Ahsen'le uğraş, iyi mi? diye mi düşündü?

        Bilmiyorum, bilemiyorum.

        Kemal Abinin yüz hatlarına bakıyorum.

        Bir yanıt geliştiremiyorum.

        O mimiklerden Helal olsun Ahsen de çıkıyor, Git kendini dövdürmeden de...

        Kısacası...

        Ahsen Yenge, Kemal Abinin hayatında tolere edilmesi zorunlu bir figür müdür, yoksa tipik bir aşkın gözü kördür sendromu mu söz konusudur? İşin bu kısmı benim için kocaman bir muammadır.

        * * *

        Ama Ahsen Yenge fenomeninde benim için muamma olmayan bir yön var...

        Sizlere bir pazar şaşkınlığı yaşatmak için onu aktarmak isterim.

        Dikkat! Dikkat! Dikkat!

        Hani bir süre önce, fazla kişisel bir Kemal Abi portresi yazmış ve orada Kemal Abi'nin bankacı derviş Kemalden, iş bitirici Kemal Abiye geçiş sürecinin öyküsünü anlatmıştım ya...

        İşte buna benzer bir öykü Ahsen Yenge için de söz konusu...

        Nasıl mı? Anlatalım:

        Efendim, vakti zamanında... Develer tellal, pireler berber iken...

        Yani Ali Bulaç'ın Medine Vesikası'nı tartışmaya açtığı, Şevki Yılmaz Hocamızın kasetlerinin kapışıldığı, Erbakan Hocamızın fırtına gibi estiği, İstanbul elbette fethedilecektir hadisi şerifinin bangır bangır okunduğu günler....

        İşte o günlerde...

        Ahsen Yenge, acayip sofu, muazzam radikal, ödün vermez sağlam bir İslamcı imiş!

        Ve o dönemde ortaya çıkan türbanlı kızlarımızın kıyafetlerini bir parça renklendirme girişimine müthiş sinir olurmuş!

        Diyelim ki:

        Türbanlı bir kızımız, biraz şık olma adına, türbanının altından hafiften görünecek şekilde renkli bandana taktı...

        Ahsen Yenge, bu durum karşısında, Bu ne rezalet! Nerede kaldı örtünmenin hikmeti! Bu dejenerasyondur diye zavallı türbanlı genç kızları fena halde ayıplar ve hırpalarmış.

        Kot pantolon giyip, Tophane'de okey oynayan türbanlı genç kızların varlığını işittiğinde ise Başımıza taş yağacak diye bağırıp bayıldığı olurmuş.

        Türbanlı kız annelerini uyarır, Kızlarınıza sahip çıkın diye ültimatom verirmiş... Ve bugün...

        Ahsen Yengenin nerede durduğu hepimizin malumu...

        * * *

        Nasıl? Şaşırdınız değil mi?

        Sakın her türlü değişime sonuna kadar saygı gösteren bir adam olarak, bu durumu yadırgadığımı, mahkûm ettiğimi filan düşünmeyin...

        Amacım Ahsen Yengenin değişimini dilime dolayıp, Nereden nereye türünden ucuzculuk yapmak değil...

        Sadece...

        Artık bir kamusal figür haline gelen Hanımefendinin dönüşümü hakkında bilgi vermek istedim...

        Ne yani?

        Bizim gibi bir gazeteci parçasının o kafeden bu kafeye gidişinin bile acayip elektrik yarattığı bir ortamda, koskoca Maliye Nazırı'nın zevcelerinin yaşadıkları müthiş dönüşümden kimsenin haberi olmayacak mı?

        Bilinsin istedim, hepsi bu...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ